
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Horoz sesleri, oğlaklar ve Göcek'te Göbün Koyu
Cumhurbaşkanının kim olacağı merakıyla, polemik ve naralanmaları; her ne kadar bendenizin beynini, çamaşır mandalı gibi kıskaçlayan konulardan değilse de, içimi bunalttı doğrusu.
Bir de buna malum ve mahut İstanbul trafiğinin, deli gömleğine benzeyen egzozlu bataklığı eklenince...
"Guruba karşı bu son bahçelerde keyfince" oh diyecek, sakin ve pastoral göl kıyılarını özleyiverdim.
***
Sapsarı mimozalar, mis kokulu minicik binlerce beyaz çiçeğiyle yemyeşil tıknaz ve bodur portakal ağaçları, horoz sesleri ve zıplayıp hoplayan oğlaklar...
Gündüzleri gökyüzü masmavi ki masmavi, geceleri de yıldızlarla kaplı...
***
Rahmetli babamın ve bendenizin de mezun olduğu liseyi, 30 yıla yakın bir zaman dilimi sonrasında bitirmiş olan, Fethiye'nin sevilen avukatlarından süzme zevkli yakın dostum Taner Aktop ve esprili zarif eşi Mireille ile de buluşunca...
***
Taner, "kışla" parfümlü alafrangalaşma siyasetiyle, "cami" parfümlü alaturkalığı ayıplanmaktan kurtarma siyasetinin fırtınalarından uzak bir dünyaya doğru götürmek istedi bizi...
Önce karadan Göcek'e gidecektik. Orada yabancı yat ve teknelerin, isteyenlere kiralanması da dahil, her türlü gereksinmesiyle ilgili bir organizasyonun dost bir yöneticisi vardı, eski bir deniz subayı olan Göker.
***
Göker'in kıyı lokantası ve kıçlarında AB üyesi ülke bayraklarının sallanıp durduğu, kıçtan bağlı teknelerle lokantanın yat iskelesi...
Lokantanın açıldığı rıhtım ve rıhtımın uzanıp giden özel yat iskelesi...
Taner'le Göker'in önceden hazırladığı programa göre, önce üst kalitedeki rıhtım lokantasında birer kadeh bir şey içecek ve Göker'in kaptanlığını yaptığı İngiliz bandıralı bir yatla, Göbün Koyu'nun tekneyle gelenlere özgü kıyı lokantasına gidecektik...
***
Yıllar ve yıllar önce, gazete sahibi dostların büyük yatlarıyla Göcek Koyu'na geldiğim de olmuştu, oralardaki özel adalara uğradığım da...
Bendenizin bir yazı makinesiyle tuşlarından ibaret olan pancar motoru, o yatlarla dolaşmaktan daha çok kalbimde kök saldığı için, umursadığım pek olmadı o tür fiyakaları.
***
Kaldı ki deniz her yerde denizdir. Kıçtan takma güçlü bir motor ve 4.5 m bir sürat teknesiyle; Kalamış'tan Burgaz'daki Kalpazankaya'ya gidip, tepedeki çamların altından Marmara'ya doğru şiirler de okursun; Boğaz'ın Karadeniz'le el sıkıştığı Poyraz köye, yahut Garipçe'ye gidip, balıkçılarla da şakalaşırsın.
75'ime geldiğimde vazgeçtim, "ne olacak bu memleketin hali" sorusunun, İstanbul denizlerindeki beyaz köpüklere karıştığı, serserimsi avareliğimden.
***
Büyümeden yaşlanmışlık, eski haşarılıkları bir hayli törpülemiş olsa da; durmuş oturmuş, akıllı uslu, ağırbaşlı, emekli bürokratlara benzer bir dede olamadım bir türlü.
O nedenle de, Taner, Mireille, Solmaz, Göker'le, İngiliz bandıralı yata binince; denizlerde kırlangıç fırtınası da esse, başladı cümbüş... Zaten masa da daha önceden hazırlanmıştı.
***
Cumhurbaşkanı kim olacak mı diyorsunuz?
Ha evet, elbet biri olacak.
Ama bana kimse silindir şapka giydiremediği gibi, sarık da sardırtamayacak. Lütfen beni affedin, sert adımlarla yürümesini de beceremedim, namaz kılmasını da...
Bir ömür boyu suçlanıp gittim; yüz binlerce satırda gölgeli bir gülücük bırakmaya çalışarak.
***
Uzaklarda, hafifçecik ebruliye de çalan koyu kahverengi yelkenlerinin tümünü açmış bir tekne dolaşıyordu.
Göbün Koyu'ndaki özel lokantada her şey mükemmeldi.
***
Ve Taner yine bir fıkra anlatıyordu.
İki kekeme konuşuyorlarmış.
Biri:
- Eee...na...na... nasıl... nasıl...sın... ba... bakalım, diyormuş.
Öteki de:
- İyi...iyi... iyiyim... sen... sen... na...na... nasılsın... ba...ba... bakalım, diyormuş.
Derken adamın biri, kekemelerden birine yolu sormuş. Kekeme, hiç kekelemeden:
- Önce biraz ilerden sağa sapın, demiş; sonra da doğru yürüyün...
Öteki kekeme, öfkelenmiş dostu kekemeye:
- Ulan... ulan... sen... sen... be...be... benimle... dal...dal... dalga... dalga mı, ge...ge... geçiyor... geçiyor... geçiyorsun, demiş.
Düzgün konuşmasını da beceren kekeme:
- Yo...yo... yok, demiş; ben, ben... yo... yolu... yolu... so...soran... soranla... dal...dal... dalga... geç... geçtim... sa...sadece...
***
Göcek'in dantelli kıyılarına bakarken, şöyle bir düşünce geçti aklımdan:
- Kendi aralarında kekeleyip dururlarken, bizlerle de kimler dalga geçiyordu acaba?
c.altan@prizma.net.tr

