
Meral TAMER
Ankara mitingi İstanbul'da yapılabilir miydi?
14Nisan günü, düzenleyicileri arasında yer aldığım önemli bir toplantıdaydım. Ankara mitingini akşam televizyonlardan izlemek istediğimde Kanaltürk'e mahkûm oldum.
Magazin dünyasının ünlü hatunları doğum yaptığında saatlerce hastaneye bağlanarak canlı yayın yapan TV'lerimiz, bu toplumsal olayı sadece haber bültenlerine hapsetmişler.
Laiklik ve demokrasi kavramlarını dillerinden düşürmeyenlerden çoğunun ne laik, ne de demokrat olduklarını hepimiz biliyoruz. İlle o tarafı ya da bu tarafı tutmak gerekmiyor. Ben o mitinge katılan parti liderlerinin, rektörlerin, savcıların ne söylediklerini hiç merak etmedim. Ama Türkiye'nin dört bir yanından sıradan vatandaşın niye orada toplanma ihtiyacı duyduklarını, TV izleyen insanların anlaması gerekirdi. Hiç değilse tarafsız sayabileceğimiz medya, birkaç muhabiriyle sıradan vatandaşla da röportajlar yapmalıydı.
Hayatının ilk mitingi
Neyse ki ben bu ihtiyacımı, mitinge katılan okurlarımdan gelen e - posta mesajlarıyla kısmen giderdim; İstanbullu okurum Ertuğ Uçar'ın mesajından bir bölümü sizlerle de paylaşmak istedim:
"14 Nisan günü Ankara'daydım. Politikaya hep uzak olmuş, hayatında bir mitinge bile katılmamış biri olarak, kalkıp Ankara'ya gittim. Annem ve babam Antalya'dan geldi. Buluşup kalabalığa karıştık. Peki bu miting neye yaradı?
1) Yalnız olmadığımı anladım. Hiç aklıma gelmeyen bir sayısal büyüklükle karşılaştım. Moralim düzeldi.
2) Türk insanının güler yüzlü, nüktedan ve sıcakkanlı olduğunu hatırladım. Bu kalabalık; trafikte, maçlarda, caddelerde rastladığımız sinirli, kaba, küstah topluluklardan farklıydı. Mitingden çok dev bir pikniğe benziyordu; karanlık yüzlü değildi, kötümserliğin işe yaramayacağını söylüyordu bana.
3) İnsanların içinde bulunduğumuz durumu sağlıklı değerlendirdiklerini gördüm. Yine umutlandım. Sıradan vatandaş oraya askeri pohpohlamaya, darbe istemeye, demokrasiyi kumaşını delmeye gitmemişti. Herkes tıpkı benim gibi derdini paylaşmak için gitmişti. Korkmamış, bebekleri omuzlarında, nineleri kollarında gelmişti. Kendimi uzun süredir bu kadar iyi hissetmemiştim. Etrafıma bakıp, "Biz" diyebildim.
İstanbul ada mı?
4) İstanbul ile Ankara arasındaki farkın açıldığını gördüm. Bu fark ekonomi, uluslararası sermaye, turizm, nüfus gibi sayısal açılardan nasıl İstanbul lehine açılıyorsa; vatanına bağlılık, hemşerilerine saygı, ağırbaşlılık ve benzeri medeni niteliklerde Ankara lehine açılıyordu.
İçinde yaşadığım şehir İstanbul, uluslararası ağa dahil oldukça ülkesinden uzaklaşıyor, tuhaf bir kişiliğe bürünüyor gibi geliyordu bana. Artık bundan emin oldum.
Kendi kendime şunu sordum: İstanbul'da bu mitingin niceliksel büyüklüğünü sağlayabilirdik de, acaba bu kadar güler yüzlü, medeni bir topluluk var mıydı burada? İstanbullular piyasaları, parayı-pulu bırakıp, yarım gününü buna ayırır mıydı? Buna inanmak istiyordum, istiyorum...
İstanbul Anadolu'dan koptu mu? Yoksa bir ada mı Meral Hanım?"
Bu İstanbul-Ankara farkı yıllardır benim de duyumsadığım, hatta zaman zaman yazılarımda da dile getirdiğim bir olgu.
İstanbul'un gidişatı ise son dönemde bayağı ürkütücü.
mtamer@milliyet.com.tr

