Hafızamızın kara kutuları
Ligin kritik günlerine gelince yabancı futbolcuların farklı bir sakıncası daha çıkıyor ortaya!
Aslında her sezon yaşanır ya...
Hafızalarımızın "kara kutu"ları en geç birkaç ayda bir kendisini silip yeniden kayda başladığı için pek hatırlayamayız... Sezonun her bölümünde, o günler için geçerli olan sakıncaları tekrar tekrar yaşarız.
Efendim, onlarla da, onsuz da olmadığımız bu sevgili futbolcu konuklarımızdan bir kısmı, aynen "gittiği yeri sevmeyen göçmenler" gibidir.
Ne ev sahiplerinin örf ve adetlerine değer verirler, ne de geçici görevle geldikleri ülkenin futbol geleceği ilgilendirir onları.
Mümkün olduğu kadar çok "döviz" toplayarak gitmektir amaç.
Dolayısıyla her türlü "yan gelir"e açıktırlar. Tabi ahlaki esneklikleri kadar.
Vatandaş örgütlenmesi!
Dürüstlerin hakkını yemeyelim ama bir bakarsınız, sütten kesilen inek gibi ürün veremez olur bir yabancı santrfor.Bir bakarsınız, ergen tavuk gibi gol yumurtlamaya başlar bir yabancı kaleci.
En feci durum ise aynı ülke vatandaşı yabancı transferlerin kendi aralarında örgütlenmesidir.
Bayağı maniple edebilirler ligimizi.
Etmişlerdir.
Bir sene, bilemedin iki sene sonra çekip gideceklerdir zaten; arkada bıraktıkların hasardan onlara nedir!
Vatan Gazetesi Spor Müdürü Sayın İbrahim Seten, her Fenerbahçe maçından önce hakeme aynı küfrü edip kırmızı kart gören Gaziantepspor kalecisi Kenan Hasagiç örneğini önümüze koymuş. Raslantıya dikkatimizi çekiyor.
İnsan huylanıyor
Diyelim ki, Hasagiç'inki tesadüf. Öbürününki yanlış anlama. Diğerininki form düşüklüğü. Berikininki şanssızlık. Hiçbir yabancı futbolcu art niyet taşımıyor.Yine de her türlü pis oyuna karşı savunma mekanizmaları iflas etmiş bir futbol bünyesinde, o futbolda dünü ve yarını olmayan insanların sadece para için mücadelesinde, illegal girişim ihtimali katlanıyor.
Her mesele, gelip sezonun en kritik haftalarına dayanınca insan huylanıyor.
Günahı boyunlarına.
Namuslu olanlar ise üzülmesinler. Bir iki aya kadar kara kutularımız bebek hafızası kadar temiz olacak nasılsa.
Minder yetim kaldı
Zirveden dibe düşen Türk Güreşi'ne o en kötü günlerinde hayat öpücüğü veren Muharrem Atik'i kaybettik... Acımız, kaybımız kadar büyük.
Tabi hüznümüz de...
Hayatta olduğu sürece asla değeriyle orantılı itibar ve refah yüzü görmemiş bir spor akademisyeninin, bir spor teorisyeninin, bir spor teknisyeninin romanı var önümüzde.
Aslında onu yaşarken öldürdü, futbol denilen tutkumuz.
Bugün minderdeki dünya ve olimpiyat şampiyonlarımızı tüketmeye çalıştığı gibi.
Vefatından birkaç saat önce Ali Gümüş ağabeyimize telefon mesajı geçecek gücü bulmuş ve "Ben gidiyorum, elveda" demiş Muharrem Atik. Son vedası Türk Güreşi'nin yaşayan en büyük gazetecisine...
Bu vedanın içindeki ümitleri, kırgınlıkları, azmi ve sevgiyi Muharrem Atik'i tanıyanlar bilir.
Tek tesellimiz onun rahle-i tedrisinden geçen neslin henüz güreş camiasında hizmet vermesidir.
Allah rahmet eylesin, ailesine sabırlar dilerim.
Yıldırım haklı mı çıktı?
Fenerbahçeliler'in en büyük ve en somut şikayeti nedir?
"Penaltılarımız bile verilmiyor"!
Sezar'ın hakkı Sezar'a... Haklılar sonuçta.
Bakın, hatırladıklarımı yazayım:
"2. Hafta Gençlerbirliği maçı, Tuncay'ı tutuyorlar.
5. Hafta Antalyaspor maçı Alex burnuna dirsek yiyor.
7. Hafta Konyaspor maçı Kezman'ı deviriyorlar.
17. Hafta Ankaragücü maçı Alex'i kaleci indiriyor.
20. Hafta Rizespor maçı Semih'in sırtına, Deivid'in kalçasına.
21. Hafta Sakaryaspor maçı ve kalecinin Semih'in göğsüne salladığı tekme.
Geçen hafta Tuncay'ın takılan ayağı..."
Bunlar, rakip ceza alanındaki beyaz nokta gösterildiğinde büyük tartışmalar yaşanmayacak pozisyonlar. Verilmediğinde de büyük tartışmalar olmaması gerek!.. Görülmeyen, çalınmayan penaltı yok mu futbolda?
Lakin "hiçbiri" verilmeyince ortaya başka türlü bir tartışma çıkıyor.
"Federasyon ve hakemler Fenerbahçe'nin kuyusunu kazıyor"!
***
Peki kim söylüyor bunu?
Fenerbahçeliler.
Oysa, külliyen reddetmesi gereken kim?
Fenerbahçe Yönetim Kurulu ile Başkan Aziz Yıldırım!
Şaşırdınız değil mi?
Ama öyle. Aksi halde, sayın Yıldırım'ın istifa gerekçesi olan "Benim şahsımda Fenerbahçe'ye zarar verilmesini istemiyorum" tezi hayata geçmiş demektir.
Aziz Başkan biliyor huyunu... Kimseye taviz vermek, hoş görünmek istemiyor. En başta Federasyona. Olası bir "intikam" girişimini hissediyor ve "benim yüzümden kulübe zarar gelmesin" diye bırakmaya karar veriyor.
Ama onu bırakmıyorlar.
Bile bile lades yani.
Büyük ve stratejik bir hata.
Tabi bu durum, "planlı bir intikam girişimi" varsa geçerli.
Var mı yok mu onu bilemem.
Mağdur durumdaki Fenerbahçe'nin en yetkili ağzı verecek yanıtı.
Mutluluğun resmi!Bizim mesleğin "Oscar"ı da bu işte... Türkiye Spor Yazarları ödülleri.
Başka ödüllere benzemez. Ne çalıştığın kurum, ne tirajın, ne reytingin kriter olur; yaptığın işle değerlendirilirsin.
Eksik olmasınlar benim "iş"lerimi de bir birincilik, bir de üçüncülük'e layık buldular.
Başta, jürideki "akrabalarım" olmak üzere herkese teşekkürü borç bilirim!..
Şaka bir yana, yıllar üst üste koydukça akrabadan yakın olduk TSYD çatısı altında.
Bizim kocaman bir ailemiz var. Yitirdiğimiz büyüklerimizle, her yıl eklenen yeni kardeşlerimizle, sevecen ağabeyler, yetenekli gençler, kızlar, delikanlılar, hepimiz el ele çağın erozyonuna direnerek geleneklerine sarılmaya çalışan dev bir aileyiz...
İşte bu akrabalarımdan aldım ödüllerimi.
Gerçekten saygın bir törenle.
Gurur duydum.
Şimdi iki görevim var:
Birincisi Sayın Esat Yılmaer başkanlığındaki TSYD yönetimi ve aylar süren bu organizasyonda emeği geçenlere teşekkür...
İkincisi, kürsüye çıkan her "akraba"ma kutlama.
Medyadaki amansız rekabetin baskısı altında her yayın organının kendi kazananlarını öne çıkarması kaçınılmaz belki. Ama benim önceliğim, aile fertlerime:
Derecelerini, kurumlarını, hatta eserlerini bile anmadan sevgili "Ayşe Yeşin, Celal Demirbilek, Mehmet Arslan, Tuğba Hacıbayramoğlu, İlknur Çetinbaş, Bilal Meşe, Tahir Kum, Hamit Turhan, Talay Erker, Necati Kola, Gökhan Türe, Uğraş Özyurt, Vedat Danacı, Muammer Başkan, Hakkı Yılgın, Muharrem Özyurt, Nihat Uğurlu, Ersin Ülken, Sedat Yılmaz, Ergun Kara, Gökhan Özyurtlu, Gökmen Özağcı, Filiz Eyüpoğlu, Ergun Kara'yı kutlar, TSYD onur ödülü verilen Ersin Uysal'a bir kez daha rahmet dilerim.
eguven@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

