
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Zor
Vaktiyle eski İstanbul valilerinden biri, bir yaz günü bendenize dert yanarken şöyle demişti:
- Halk öylesine plajlara hücum etmeye başladı ki, vatandaş denize giremez oldu.
* * *
Genç kuşakları da sarmalayan ve sık sık da patlamaya başlayan bir "öfke" volkanının; gerek Malatya'daki vahşette, gerek heykelleri kırıp dökmekte, gerek yollardaki trafik işaretlerini kurşunlamakta ortaya çıkan barbarizmi, biraz da "halk-vatandaş" ayrımının derinliklerinden tomurcuklanmıyor mu acaba?
* * *
Osmanoğulları iktidarının, "kul" yığınları; zamanla "önde gelen makam ve itibar sahipleriyle, burjuvalaşmış vatandaşlar" ve "adam yerine konmayan köylü ağırlıklı halk yığınları" ayrımına dönüştü.
* * *
Folklorumuza da yansımış olan, öfke ve yergi şiirleri az mıdır?
16. yüzyılda Pir Sultan Abdal şöyle bağırıyordu:
Yürü bre Hızır Paşa
Senin de çarkın kırılır
Güvendiğin padişahın
O da bir gün devrilir.
* * *
Sonra 1512'den 1618'e kadar sürmüş olan Alevi jenosidi ve Celali İsyanları...
19. yüzyılda Dadaloğlu'nun -şimdilerde teröristlik diye değerlendirilebilecek- kükreyişi:
Ölen ölür kalan sağlar bizimdir
Ferman padişahın dağlar bizimdir.
* * *
Hz. Musa ile tek tanrılı döneme geçişin kutsal kitapları, sınıfsal açıdan hiç analiz edilmedi.
Hz. İsa:
- Bu dünyada sonuncu olanlar, öteki dünyada birinci olacaklar, diyordu.
* * *
Zengin burjuva yaşamlarının simgesi, etli şaraplı, kadınlı kahkahalı sofralarsa; köylülüğün de simgesi, kadınsız kahkahasız, erkek erkeğe kahveleriydi.
Ve bu dünyada "bir lokma, bir hırkayla ibadetlerini yerine getirerek yaşayanlar" öteki dünyada, "huriler ve Kevser şarabıyla" burjuvalar gibi yaşayacaklardı.
* * *
Eleştirisi yasaklı tabuların arkasına sığınan Hazine'den geçinmeli kesim ise; bir burjuva imajı yaratmakla ve mesleksiz köylü yığınlarına da, yasalar sayesinde "laik"liği kabul ettirmekle, "çağdaş uygarlık düzeyine erişilebileceğini" zannetti.
Ekonomik bir şeffaflık ise yasaklandı ve hamasete ağırlık verildi.
* * *
Zaten var olan öfke birikimleri ve hamaset şiirleri...
İşte Mehmet Emin'in mısraları:
Ben bir Türküm, dinim cinsim uludur
Tuttuğum yol, vatan millet yoludur.
* * *
Samih Rıfat'ın mısraları:
Süngümü demir gibi ellerimle kavradım,
Şanlara zaferlere yürüdüm adım adım.
* * *
Behçet Kemal'in mısraları:
Türkün güneşleriyle dünya ufku ağardı,
Türk olmasa tarihe yazılacak ne vardı.
* * *
Emin Bülent'ten bir kıta:
Binlerce can dirilse de nakletse geçmişi,
Dağlar lisana gelse de anlatsa hepsini;
Garbın cebin-i zalimi affetmedim seni,
Türküm ve düşmanım sana kalsam da tek kişi.
* * *
Hem bir türlü "gelişmiş" olamamaktan, hem de ulusal gelir dağılımındaki uçurumlardan kaynaklanan bir öfke birikimi; kimliğini mesleğinde yansıtamayan ve "inancıyla vatanı uğrunda ölerek kahraman olmaya" koşullanmış gençleri de sarmalayınca...
Lafı uzatmaya gerek yok...
* * *
21. yüzyılın kocaman dişli çarkları dönmekte... Fransız frangıyla, Alman markı bile "euro"da buluşmakta. Büyük bir olasılıkla Rusya, Türkiye'den çok daha önce katılacak AB'ye...
* * *
Ayrıca cumhurbaşkanlığı seçimleriyle, genel seçimlerin yanında; Kuzey Irak'a, sınır ötesi bir operasyon da var gündemde. Üstelik eski ABD Başkanı Clinton'un, Türkiye'nin de içine süpürülebileceği kanlı bir bataklıktan söz etmesine karşın.
* * *
Gerçekçi olmak gerekirse, 20-25 yıl süreceğe benzer gibi görünen bir çalkantı dönemi yaşanacak...
Eleştirisi yasaklanmış tabuların arkasına sığınıp; imajı çağdaş da görünse, oligarşik bir ortaçağ yapılanmasını bir türlü aşamamanın bedelleri...
"Resmi tarih" ve "Türke Türk propagandasıyla" ancak bu kadarı oluyor.
c.altan@prizma.net.tr

