|
 |
|
|
Kaçıncı İzmir!..
Gökkuşa¤ı / Reşat Kutucular
Aklın gücünün küçümsendiği zamanlardayız. Bilimsel olan, sıkıcı ve yetersiz geliyor insanlara. Bugün yapabildiğimiz şımarıklıkların hepsi bilim sayesinde aslında. Yoksa bunu unutuyor muyuz?
Her sorunun çözümü için bilimsel bakış, bilimsel çalışma, bilimsel sabır gerekiyor. Büyük icatlar yok, büyük yenilikler var. Sonunda vaad edilense sorunsuz mucizevi bir dünya değil. Oysa insanoğlu sabırsız hale gelmiş vaziyette. Hemen olsun, bir an önce halledilsin istiyor. Belki de bu yüzden ''gerçeğe'' kestirme yoldan ulaşmaya çalışanlar, aklı temsil edenlerden daha çok alkış alıyor bu ara. Belki de insanın, evrendeki hiçliğine çocuksu bir başkaldırısı bu. ''O kadar da zavallı değiliz'' çığlığı. Değil miyiz sahiden?
* * *
Sınırlı kişisel izlenimlerin, kapsamlı istatistiki sonuçlara dil uzattığını görüyoruz. Öznelliğin nesnelliğe kafa tutabildiği bir atmosfer var artık. Bireyselcilik hiper bireyselciliğe doğru kaydıkça, ortalıkta yerli, yersiz, mesnetli, mesnetsiz bir sürü kişisel yargı uçuşuyor. Üstelik de iddialı bir tarzda. Düz palavra da olsa bu buyurmalar genel kabul görmüş doğruları, evrensel değerleri, bilimsel verileri gölgeleyebiliyor. Daha da beteri benimsenebiliyor da.
Allah’tan ki bu kişisel üfürmelere pabuç bırakmayan birileri var hala bu ülkede, bu kentte. Örneğin geçen hafta ESİAD Başkanı Mehmet Ali Kasalı’nın, Göztepe Rotary Kulübü’nde İzmir ekonomisiyle ilgili yaptığı konuşma, somut verilerle, somut bir tablo koyuyordu ortaya.
* * *
İzmir’in ekonomik güç olarak Türkiye’nin artık üçüncü büyük kenti olmadığını iddia edenlerin sayısı hiç de az değildir bilirsiniz. İzmir’i 13’üncü sırayı oturtanlar bile oldu. Dönüp DPT veya TUİK verilerine baktığınızda, durumun hiç de böyle olmadığını görüyoruz. Sayın Kasalı’nın da konuşmasında belirttiği gibi kişi başına yurtiçi hasıladan elektrik tüketimine, işgücünün sanayide istihdam yüzdesinden vergi gelirlerine kadar bir yığın veri gösteriyor ki, İzmir en kötü ihtimalle üçüncü kenti bu ülkenin. Hem de öyle kıl payı falan değil.
* * *
Doğrudur, günlük hayat pratiğinde İzmir’de bir yavaşlık, bir atalet gözlenebilir. İstanbul ve Ankara’yla kıyaslandığında ekonomisi daha küçük olarak algılanabilir. Girişimcilik, yatırımcılık açısından İzmir o kadar iştahlı görünmüyor olabilir. Üretim değerlerinde büyük farklar yokken, bu algılama farkını yaratan ne o zaman, denebilir?
Sayın Kasalı’nın istatistiki verilerle ortaya koyduğu üzere, kentler arası bu algılama farkı kamu yatırımlarından kaynaklanıyor. Bundan 6 yıl önce İstanbul’a yapılan her 2 liralık yatırıma karşılık İzmir’e 1 lira yatarken, şimdilerde bu oran İstabul’a 5 lira, İzmir’e 1 lira haline gelmiş vaziyette. Sermayenin kıt olduğu bir ülkede kamu harcamalarının ne kadar önemli olduğu ise herkesin malumu.
* * *
TUİK ve DPT verilerine güvenmeyenler olabilir tabii ki. Doğrudur, kayıt dışı ekonomi bu boyutta olunca resmi veriler gerçeğin ancak bir kısmını yansıtır. Ancak elde bu verilerden başka veriler yoksa, bir hata var ve o da tek yöndeyse, bu şekilde kısmen aydınlatılmış bir gerçek, iki önyargılı, bir sınırlı beynin gözlediklerinden daha değerlidir. Herkes kendine göre bir enflasyon endeksi yapabilir, büyüme rakamı açıklayabilir. İzmir’e bir sıra biçebilir, yeter ki kişisel izlenimlere değil, somut verilere dayansın. İzmir’in yapması gereken, kendi kendini hırpalamayı bırakıp kamu yatırımlarından gerekli payı almaya çalışmaktır.
Proje üretip, bu projelere Ankara’yı dahil etmektir. Bunu geleneksel duruşunu bozmadan da becerebilir. Önümüz seçim, seçim bizim. Bu sefer yemeyelim bari şu klasik siyasetçi numaralarını. Kime oy verdiğimizi, neden oy verdiğimizi bilelim. Gerekirse de bağımsız adaylar çıkaralım, onları destekleyelim. Aklımızı kullanalım.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|