FIFA'yı ciddiye almayanlara
Anımsayın, daha birkaç ay önce beyler "Nereden çıkarıyorsunuz, FIFA içişlerimize karışmaz. Federasyon kendini kurtarmak için siyaseti kullanıyor" diyor, hatta daha ileri gidip Futbol Federasyonu'nu FIFA'ya şikayet etmekten söz ediyordu ya...
Bakalım şimdi yüzü kızaracak, cehalet ile gerçek arasındaki duvarın ne kadar kalın olduğunu algılayabilecekler mi?
Oysa uzun süredir FIFA'nın gözü üzerimizde, yapacağı en ciddi uyarının eli kulağındaydı.
2005 yılından bu yana federasyonların yasa ve talimatlarını inceleyen FIFA, Türkiye'de futbola siyasi müdahale olduğunu ve özerklik ilkelerine aykırı uygulamalar yapıldığını saptadı.
İktidarın emrindeki Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun denetim mekanizması olarak kullanılmasının sakıncalarını dile getirdi.
Bakanlığın denetimini öngören 31. maddenin değiştirilmesi ve başkanlık için getirilen süre sınırlamasının kaldırılmasını istedi.
Dahası Spordan Sorumlu bakanının futbol genel kurulunu olağanüstü toplantıya çağıramayacağını bildirdi.
Futbolun özerkliğine inanan çoğunluğun dışında bazı çevrelerin hoşuna gitmedi tabii bu saptamalar.
Ancak en önemlisi, Türk futbolu ilk kez kendi yasasıyla ilgili konuşma özgürlüğüne kavuştu.
Bu fırsat çok iyi değerlendirilmeli.
Bakan ne yapacak?
Haluk Ulusoy federasyonuyla soğuk savaş halindeki Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in, kontrolün kendisinden çıkmasına yol açacak bu gelişmeye sıcak bakacağını sanmıyorum.İlk günden beri içine sindiremediği bir federasyonun karşısında eli-kolu bağlı kalan, yaptığı her hamleye karşılık bulan bakan açısından elbette sıkıntı verici bir durum bu.
Ama FIFA'nın talebini mevcut federasyonun varlığı ile örtüştürme çabası büyük bir yanılgıdır.
Bu yüzden Bakan Şahin'in yeni düzenlemeye istemeyerek de olsa onay vereceğini sanıyorum.
Şunu da hemen belirtelim.
Tabii ki bakanın veya hükümetin FIFA'ya "hayır" deme hakkı var.
Halen dünya patronu tarafından sorgulanma utancı yaşayan Türk futboluna böyle bir gelişme karşısında uygulanacak yaptırımları burada sıralamaya gerek yok.
Bunu futbolla azıcık ilgisi bulunan herkes zaten bilir.
Bu arada FIFA'nın Nisan ayı içinde yapılacağını açıkladığı dörtlü toplantıya önceden programlanmış Çin ziyareti nedeniyle gidemeyeceğini açıklayan Şahin'in tavrının değişip değişmediğini de merak ediyorum.
Öyle ya, sayın Bakan Çin'den döndüğüne göre, ay sonunda Zürih'te yapılacak toplantıya katılıp Türk futbolunda neler olup bittiğini anlatmasının önünde bir engeli kalmadı.
Üstelik tam da FIFA bizi "yasanızı değiştirin" diye uyarmışken...
Eğitim şart!
Adım gibi eminim, yurda döndükten sonra haltercilerin Avrupa şampiyonasındaki performansını öve öve bitiremeyecekler.
Bunların başını da Federasyon Başkanı Hasan Akkuş çekecek.
Millet anlamıyor ya...
Nurcan Taylan'ın Atina Olimpiyatı'nda altın madalyaya ulaşırken yaptığı toplamdaki 210 kiloluk derecesinin tam 24 kilo altında bir ağırlık kaldırmasını ve gümüş madalya ile avunmasını başarı diye yutturacaklar.
Halterin en küçük çaplı organizasyonunda birkaç yıl öncesine dek esamesi bile okunmayan İspanyol sporcuların bizimkileri geçmesini "eğitim sürecine!" bağlayacaklar...
"Doping yapan halterciye yurt dışı yasak" söylemlerini unutup müsabaka iznini bizzat kendilerinin imzaladığını gizlemeye çalışacaklar.
Etik sözcüğünü ağızlarından düşürmezken milli takım kampında yaşanan olayları örtbas etmeye kalkacaklar!...
Ve hiç çekinmeden 2 sene içinde yerle bir ettikleri Türk halterinin içler acısı halinden övgüyle söz edecekler...
Kimi kandıracaklarsa?..
Vay Runje vayyy!Perşembe sabahı Cem müdür (Şengül) sordu;
"Runje'nin cezası bugün çıkar mı?"
Rutin uygulamada, Salı günü disiplin kuruluna sevk edilen futbolcunun dosyası bir hafta sonra görüşülür...
Üstelik bir de tedbir konmuşsa...
Ama Cem takmış kafaya, acayip bir şeyler olacak diye...
"Çıkar, hem dahası da var" dedim.
"Nasıl yani?" diye sordu.
"Bugün disiplin kurulu iki maç ceza verir, akşam Tahkim Kurulu cezayı bire indirir, Runje de Fenerbahçe maçında kaleye geçer" derken lafı ağzıma tıktı;
"Yok artık...... Dalga mı geçiyorsun?"
Aynı günün akşam saatlerinde Cem, dalga geçmediğimi anladı!
Bu bir rekor
Runje davasında son yıllarda tanık olmadığımız, zihinleri bulandıran bir hızla "ceza - itiraz- infaz" süreci tamamlandı ve Futbol Federasyonu ilgili kurullarıyla birlikte tarihe geçti.
Burada kimse Beşiktaş Kulübü'nü suçlamasın.
Bir kulvarda şampiyonluk yarışı, ötekinde kupa mücadelesi yaparken en önemli silahını kaybetmeye hangi büyük(!) kulüp duyarsız kalabilirdi ki?
Sorgulanması gereken diğer kulüplere de aynı prosedür uygulanır mıydı?..
Örneğin, seyirciye o hareketi yapan Beşiktaş kalecisi değil de Topatansporlu Hasan olsaydı 2 maçla kurtulabilir miydi?.. (Sakın tahrikten söz etmeyin Nouma'nın cezası da 7 ay değil 4 maç olmalıydı derim)
Ceza açıklandıktan iki saat sonra başlayan Tahkim Kurulu toplantısında Hasan için yapılan itiraz gündemin ilk sırasına konur ve Topatanspor'un mağduriyeti giderilir miydi?
Aynı toplantıda rastlantı bu ya, karara en sert tepkiyi göstermesi beklenen bir kulübün önemli bir oyuncusunun cezası indirilir miydi? (Ki ceza hakeme küfür ettiği için verildi. Benzer eylemden dolayı üç maç ceza alan Trabzonsporlu Erdinç'in başvurusu ise reddedildi.)
Ve oniki saat içinde yaşadıklarımız adı geçen kurulların ileride verecekleri kararlara örnek teşkil edecek miydi?
Uzatmayalım...
Benim gibi pek çok insanın kafasını kurcalayan bu soruların yanıtı "evet" ise aklıma acayip şeyler getirdiğim için kendimi şiddetle kınıyor ve susuyorum.
Başlık yapmayı düşündüğüm "İş bilenin kılıç kuşananın" atasözünü ise yazının içeriği ile hiç ilgisi olmadığı için bir başka yerde kullanmak üzere rafa kaldırıyorum...
cersen@milliyet.com.tr

