
Derya SAZAK
Siyaset Günlüğü
Katil doğanlar
Malatya'da biri Alman uyruklu üç kişinin, İncil bastıkları ve misyonerlik yaptıkları gerekçesiyle boğazları kesilerek öldürülmeleri, insanlık adına utanç vericidir. Ortaçağ engizisyonlarını akla getirecek ölçüde "tüyler ürpertici" cinayetlerin nasıl işlendiği dünkü Hürriyet'te bir hekim tarafından anlatılıyordu. Ancak "katil doğanlar" bu denli soğukkanlı kan dökebilir. İslam başta hiçbir dini inanç bu denli hunharlığa izin vermez.
"Medeniyetler ittifakı"na sürekli vurgu yapılan bir çağda ve ülkede bunların yaşanıyor olması ayrıca üzücüdür.
Bütün uyarılara ve hoşgörü çağrılarına karşın ne yazık ki ülkemizde şiddetin ve "linç kültürü"nün önü alınamıyor.
Malatya'da bir yurtta organize olan "cinayet timi", Zirve Kitabevi'nde çalışanları etkisiz hale getirip polisin kapıya dayandığı bir sırada 3 kişiyi güpegündüz işkenceyle öldürebiliyor.
12 Eylül 1980 öncesi Bahçelievler'de TİP üyesi 7 gencin eterle bayıltılıp boğularak öldürülmesi olayından sonra böylesine toplu bir katliam yaşanmamıştı.
Böyle zamanlarda olayları kentlerle, kişilerle özdeşleştirmek elbette haksızlık olur ancak Abdi İpekçi'nin katili Ağca'nın İstanbul'da sıkıyönetim askeri cezaevinden kaçırıldıktan sonra "Papa'yı vurduğu" gerçeğini unutamayız. Ağca serbest kaldıktan sonra, İstanbul'da bir evde, 7 TİP'liyi öldürmekten aranan Çatlı'nın evinde gizlenmişti. Bu ikilinin yolları birkaç ay sonra Papa suikastında kesişecekti!
Malatya'daki vahşetin zanlılarının yaşlarına, kılık kıyafetlerine baktığınızda ortaya Hrant Dink cinayetinden tanıdığımız Trabzon'daki Ogün Samast, Yasin Hayal, Erhan Tuncel profilleri çıkıyor. "Azmettirici abi', polisten kaçarken binadan atlayıp yaralanıyor. Zanlıların Trabzon'daki gibi atış tatbikatı yaptıkları da öne sürülüyor.
Emniyet istihbaratı olayı nasılsa atlıyor!? Hrant Dink cinayetinden sonra azınlıklar konusunda daha duyarlı olunması gerekmez miydi? Kaldı ki Malatya'daki misyonerlik faaliyetlerinin yerel düzeyde "tehdit" olarak alınıp kimi çevrelerce kışkırtıldığı da kesin. Göz göre göre "kurban" seçilip katledildi insanlar.
Öldürülen Alman uyruklu Tilmann Geske'nin eşi Suzanna Geske'nin 3 çocuğuyla fotoğrafı hüzün vericiydi: "Eşimin Malatya'da gömülmesini istiyorum. Ben de Malatya'da yaşamak istiyorum" diye konuşmuş genç kadın. Kimilerinin körüklediğinin aksine bu sözler "yabancı düşmanlığı"na da bir yanıt niteliğinde. Türkiye bunu hak etmiyor. Karanlık güçler ülkemizi, çağdaşlık, demokrasi ve insanlık liginde aşağılara çekmeye çalışıyorlar. Buna izin vermemeliyiz.
Ortaçağ zihniyetiyle kan dökenleri lanetliyoruz.
dsazak@milliyet.com.tr

