Burak Yılmaz'ı kaybetmek
Sezonun ilk haftalarında Lig TV'de Georghe Hagi'yle aynı masadaydık. Sohbet ediyorduk. Ama onun gözü TV'deydi sürekli. Sorular soruyordu. Kim nasıl oynuyor? Yeni oyuncular kim? Burak Yılmaz göründü bir ara. Nasıl? diye sordu heyecanla. İyi başlamıştı Burak yola. Sağ kanat oynuyor dedim. Yüzünü buruşturdu. "Olmaz" dedi. "Forvet arkası oynaması lazım. Sağ kanatta yapması zor." Yüzünde bayağı bir hüzün vardı Hagi'nin. Burak'ın özelliklerini ve ne kadar önemli bir yetenek olduğunu net cümlelerle anlattı. Belli ki aklı kalmıştı onda.
Aklıma 1 yıl öncesi geldi. Hollanda'da Dünya Gençler Şampiyonası öncesinde Milli Takım kampındaydık. Bir dolu gelecek vaat eden oyuncu Dünya sahnesine çıkacaktı. Messi'ler Fabregas'lar...
Fiziği olağanüstü
İlk antrenmanda 22 oyuncu arasında 2 kişi 500 metre mesafeden bile fark ediliyordu. Fizikleri, saha içindeki tavırları, topa karşı tavırları. Hepsinin arasında başka türlü duruyorlardı.Birisi İnegöl'den Antep'e gitmiş olan Gökhan Güleç, diğeri Antalyalı Burak Yılmaz. Zaten Tigana'nın da Antalya'daki geniş milli takım kampında daha ilk bakışta bu 2 oyuncuyu tespit ettiğini biliyoruz. Zaten tespit edilmeyecek gibi de değillerdi.
Çünkü özellikle Burak Yılmaz'ın bizim topraklarda çok rastlanmayan olağanüstü bir fiziği var. Onu ilk gördüğümde şu geçmişti aklımdan: Bu çocuk acaba hangi sporları yapamaz. Basket oynayabilecek bir fizik, voleybol da... Güreşebilecek ya da yüzebilecek bir kas yapısı, Koşabilecek uzun bacaklar. Yüksek atlayabilecek bir vücut dengesi. Şöyle düşünmüştüm herhalde bir tek halterin altına giremez.
Şuna eminim ki eğer ABD'de ya da eski SSCB'de doğsa dekatloncu olurdu. Buraya iterlerdi daha 10 yaşındayken. İşte böyle bir hazine taşıyor Burak üzerinde. Ve Hagi'yi derin hüzünlere itebilecek de bir yetenek.
Ama hemen her sporu yapabilecek böyle bir hazineden, Burak'tan çıkarabildiğimiz sağ kanatta bile oynayamayacak bir oyuncu sadece.
Tigana şans
Tigana'nın Türkiye'deki çıkmazı da bu zaten. Burak'ı gördüğünde Henry'yi görmüş gibi heyecanlanıyor. Ama sonra onunla 12 yaşında karşılaşmadığı için üzülüyor. Çünkü eğitimi tamamlanmamış 20 yaşında bir milyon dolarlık o. Teknik eğitimi, kafaca eğitimi tamamlanmamış...Burak Yılmaz bir milli hazinedir. Ona daha doğru dürüst davranmak lazım. Ama ilk önce herkesten önce kendisinin bunu yapması lazım. Serdar Kurtuluş'un sergilediği öğrenme sürecinin onun için de çalışmaya başlaması gerekiyor. Ona bu konuda destek verilmesi de. Şunu herkes bilmeli ki Tigana onun için şanstır. Tigana yüksek seviye kurt bir teknik direktör olmayabilir. Ancak Tigana yeryüzünün en iyi profesyonel eğitmenlerinden birisi. Bunu Beşiktaş'taki gençler bugün anlamayabilir. Ama 10 yıl sonra "ondan nasıl yararlanamadık" diyecekler, adım gibi eminim. Tıpkı bugün Rıdvan Dilmen'in "çalıştığım en iyi teknik direktör Osieck'ti" demesi gibi.
Tribünler onu bağrına basar. Bu önemli değil. Burak'ın yılmaması ve artık kafayı çalıştırmaya başlaması gerekiyor.
Zaman yılma zamanı değil. Zlatan İbrahimoviç'i düşünmeli misal. 2002 Dünya Kupası'nda yaptığı büyük saçmalıklarla İsveç'in Senegal'e elenmesinde bir numaralı sorumluydu Zlatan. Eğer Türk olsa bir daha sahalara çıkamazdı. Ama o yılmadı. Öğrendi, gelişti. Ve bugün ilk 5'te. Burak'ta da bu cevher var. Türkiye'nin değil, dünyanın yıldızı olmak için her şey var.
O seçilmiş bir bünye. Tasarlanmış gibi. Sadece ve sadece kafayı çalıştırmalı artık. Etrafında ona bunu yaptıracak kimse yok biliyorum. Ama o buna uyanmalı.
Burak Yılmaz'ı kaybetmek büyük kayıp olur. Hepimiz için ama en çok onun için.
Del Bosque'nin haklarıDel Bosque'yle ilgili İsviçre'den yürütmeyi durdurma kararı çıktı ya! Müjde diye veriliyor haber. (Hani bizim dünya yüzündeki en büyük düşmanımız olan İsviçre bu)
Sormak lazım tabii Milan, Fatih Terim ve yardımcılarına sözleşmeden doğan haklarını vermeseydi nasıl verecektiniz haberi? "Müjde Milan ödeme yapmayacak!" diyebilecek misiniz?
Veya! Ya siz de yarın öbür gün gazetenizden yasal haklarınızı alamadan atılırsanız böyle mi vereceksiniz ailenize haberi.
-Karıcım müjde işten atıldım. Tazminat da yok.
Bir adamı alıp ülkesinden getiriyorsunuz ekibiyle birlikte. Sonra git diyorsunuz. Adam da diyor ki: Tamam benim param önemli değil indirim yaparız. Ama yardımcılarımın parasını tam verin. Vermiyorsunuz. Adam CAS'a gidiyor. Alacağı 3'se CAS 6 diyor tazminata. Niye? Çünkü medeni ülkelerde bu kadar para kazananlardan vergi alınıyor.
Yürütme durdurulunca. Müjde!
Tabii burada bir başka durum daha var. Demek ki CAS Federasyon tahkim vs. Son durak değil. İdari mahkemeler de açık. Federasyon bu işe ne der?
Bir fıkra
Statlarda sigara içilmesi yasaklanıyormuş. Bu Amerikan tarzı fıkralara benziyor. Türkiye'de statta sigara yasak. Kahkahalarla gülünecek bir haber değil mi sizce de. Bıçağı, hapı, içkiyi, tabancayı denetleyemeyen sigarayı denetleyecek.
Gözden kaçan pankart
Tahmin edebileceğiniz gibi yine İnönü'den. "Stadı kapatma rögarı kapat."
Üzerine söz söylemeye gerek dahi yok.
23 Nisan kutlu olsun!
Bir özür
Bu yıl TV'de iki programa katılıyorum. CNN'de iki Cem'le (Dizdar ve Yılmaz) yaptığımız ve neden devam etmediğini asla anlamadığım program dışında bu kadar keyifle çalıştığım hiç olmadı. Stadyum'u zaten anlatmaya gerek yok.
Bir de sadece abonelerin seyredebildiği ve - Mehmet Ayan sağolsun - Lig Radyo dinleyicilerinin takip ettiği Derin Futbol var bu yıl.
Benim ölçüm şudur. Eğer programa keyifle gidiyorsan ve çıktığında artık o programı hiç düşünmüyorsan hafızandan siliyorsan işini doğru yapıyorsun demektir. Bu yıl hep böyle oldu. Hep keyifle gittim ve gülerek şakalaşarak çıktım.
Geçen pazartesiye kadar. Yine gülerek ve şakalaşarak çıktık ama çıktığımdan bu yana programı düşünüyorum. Utanarak! Sanki içime şeytan girmiş gibi.
Zalim, dinlemeyen, dediğim dedik, kin kusan bir ben var sanki içimde. Hayatımın keyfini işim yapmışken bu nasıl bir iştir. Ailemi keyfimden kazandığım parayla geçindirirken bu nasıl bir hiddettir. Biliyorum ki bu hafta ailemin doyduğu mutfağa kirli bir şeyler girdi. Üzgünüm.
Evliya değiliz
Bu dünyanın en önemli sorununun üslup olduğunu düşünürüm. Fikirler, eylemler değil, onları ortaya koyarken kullanılan üslup. Bu üslubun bir parçası oldum geçen hafta...Üzgünüm. Mazeret olsun diye değil. Evliya değiliz. İklim etkiliyor hepimizi ve bu ülkenin futbol iklimini anlatmaya gerek var mı! Gerçekten üzgünüm.
Önce, özellikle bu mesleğe girmemde temel rol oynayan 3 kişiden biri olan Altan'dan, sonra Melih'ten ve tüm dinleyen/izleyenlerden özür diliyorum.
Kabul etsinler, kabul edin.
mdemirkol@milliyet.com.tr

