Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 25 Nisan 2007 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Bu ödül Latife Hanım'a verildi!"

Uluslararası PEN Türkiye Merkezi'nin, 30 Temmuz 2006'da kaybettiğimiz Duygu Asena'nın anısına düzenlediği Duygu Asena Ödülü ilk yılında gazeteci-yazar İpek Çalışlar'a verildi

FİLİZ AYGÜNDÜZ

Duygu Asena ile en son 19 Nisan 2006'da 60'ıncı doğum gününde Feriye'de bir araya gelmiştik. Her zamanki gibi sıcacık gülüyordu etrafa; dilinde hep bir "İyiyim" sözcüğüyle. İşte ilk o gün Uluslararası PEN Türkiye Merkezi'nin Duygu Asena adına bir ödül düzenleyeceğini öğrendik, "kadının insan hakları ve kadın-erkek eşitliği" temalarında özgün bir çalışma ortaya koyan bir yazar, yayımcı ya da medya mensubunun ödüllendirileceğini.
Gönül isterdi ki, doğum günü olan 19 Nisan'da verilecek bu ödülün hiç olmazsa ilkine kadar kalabilseydi Duygu Asena. Olmadı 30 Temmuz'da aramızdan ayrıldı.
İnci Asena, Prof. Nazan Aksoy, Emel Armutçu, Prof. Fatmagül Berktay, Serpil Gülgün, Prof. Oya Köymen, Orhan Pamuk, Prof. Şirin Tekeli ve PEN Türkiye Merkezi Başkanı Vecdi Sayar'dan oluşan ödül jürisi kararını verdi ve Duygu Asena Ödülü'nün ilki "Latife Hanım" adlı biyografisiyle gazeteci yazar İpek Çalışlar'ın oldu.
Yazdığı kitapla "yok sayılan" Atatürk'ün eşi Latife Hanım'ı gün ışığına çıkararak, "histerik topuk sesleri"yle anılması tercih edilen bu çok özel kadına itibarını iade eden, bu sayede de sevgili dostunun adını taşıyan ödüle layık görülen İpek Çalışlar ile konuştuk.

Öyle bir biyografi yazdınız ki, okur pek de sevmediği bir kadını sevmekle kalmayıp kadının "yok" sayılan adı Latife olmasın deme ihtiyacını duydu. Kadının adı "yok" olsun diye Latife Hanım sembolü üzerinden son derece bilinçli bir çalışma yapıldı diye düşünmek çok mu komplo teorisi olur?
Kadının ikinci planda kalması herhalde erkeklerin daha geniş bir alana sahip olmasına imkan veriyor. Kadınlar da bu engeli yıkamadıkları sürece orada kalıyorlar; buna isteyen bilinçli bir çalışma diyebilir; neticeye bakmak lazım. O kadınlar neden bu kadar gölgede kalıyor? Bu zaten bütün dünyada planlı bir şey. 1908'deki İkinci Meşrutiyet kadınların önünü çok açan bir hareket ama Türkiye 1925'te Şeyh Sait İsyanı'nın arkasından sansür dönemine giriyor. Ve kadın hareketi yok oluyor, siniyor. Kadınlar da susturuluyor. Ama Latife Hanım boşandıktan sonra Mustafa Kemal'in yanı başındaki kadın olarak toplum tarafından özellikle tehlikeli görülmüş.

Erkekler tamam ama nasıl oldu da kadın hareketi, bu kadar zamandır Latife Hanım'ı göremedi?
Bu çok enteresan bir şey. Kadın hareketinden arkadaşlarımla bu konuda çok tartıştım. Biri bana dedi ki: "Bu Latife Hanım'dan ne çıkaracaksın çok merak ediyorum." Bir ara umutsuzluğa düştüm acaba ben mi yanlış yoldayım diye.
Biz bir şekilde Latife Hanım'ı yok etme kampanyasına katılmışız hep birlikte. Ben de bunu bu yaşımda keşfettiğime göre, ki bir sürü kadını keşfetmekle övünebilirim, tuhaf bir şey. Demek ki kadınlar olarak, kadınlara dikkat etmiyoruz hâlâ.

Kıskanmış olabilir miyiz?
Yani o bütün kadınlarda var. Ayrıca Mustafa Kemal'i bütün kadınlardan kıskanan bir grup kadın da tanıyorum; hatta çok sevdiğim bir iki kadından şu sözleri duydum: "Hâlâ kitabı elime almaya korkuyorum."

Neden?
Ben Mustafa Kemal'i çok seviyorum ve o kadın onu üzdü! Düşünce bu.

Hırçın diye anılan kadınlarda bir şey var!

Siz de bir özeleştiri yaptınız mı ben neden görememişim onu diye; çünkü siz kadın konusunda çalışmalar da yaptınız.
Başlangıçta gayet mesleki kıskançlıkla yaklaştım olaya; ah bunu fark etseydim neler çıkmazdı bu konuda diye... Yazamadığım için çok üzüldüm. Ondan sonra ideolojiye döndü; bunu görmemek ne manaya geliyor diye.

Ne manaya geliyor?
Demek ki bizim gibi çok meraklı insanlar bile ufak bir körlüğe kendilerini kaptırabiliyor. Son derece basit aslında. Topuklarıyla Mustafa Kemal'in üstünde tepinen bir kadından bahsediliyor. Bu mümkün mü şimdi? Böyle bir kadınla insan 2,5 sene evlilik sürdürür mü? Tepesinde tepindiği söylenen kadınla sürekli beraber geziyorlar. Tepindiğini kabul ettik diyelim. Niye acaba tepiniyordu? Latife Hanım'dan sonra şöyle bir bakış kazandım ben: Nerede hırçın, edepsiz diye anılan bir kadın var, bu kadında mutlaka bir şey var...

Duygu'ya burun kıvırdım
Sizin "Latife Hanım" kitabıyla ilgili çalışmaya başlamanızla Duygu hanımın hastalığı arası kısa gerçi; yine de o dönem bu kitaptan kendisine söz edebilmiş miydiniz?
İlk çalışmaya başladığımda epey bir içe kapandım; sanıyorum o arada Duygu ile pek görüşmedik. Paylaşamadım. Ama kitap çıktıktan sonra okumasını en çok istediğim insanlardan biri de Duygu'ydu; çünkü ben Duygu'nun da bu kitapta emeği olduğunu düşünüyorum. Vaktiyle gözümüzü açıp bu duyarlılığı yaratma konusunda onun vazgeçilmez bir yeri var. Yani o bir gün çıkıp "Kadının adı yok" dedikten sonra birçok şey değişti.

Hakkınızda açılan davada, Atatürk'ün çarşaf giymesinin ona saygısızlık olarak yorumlanmasının altında aslında kadını aşağılayan bir bakış var. Ama Duygu Asena ölümünden sonra da bu ödülle kadının aşağılanmasına muhalefet etti gibi...
Bence Latife ile aramızdaki boşluğa Duygu geldi, bir şekilde oturdu. Bu ödülü Latife ile paylaşıyoruz aslında. Duygu bir biçimde eğer kitabı okusaydı Latife'ye hayran kalacaktı. Onun için okumasını istiyordum zaten; Latife'yi tanımak onun çok hoşuna gidecekti.

Duygu hanımdan her söz edişinizde gözleriniz dolu dolu oluyor... İlk tanıştığınız zamanlar neler düşünmüştünüz?
Ben Duygu ile iki dönem aynı yerde çalıştım; bir Gelişim Grubu'nda bir de Cumhuriyet'te. Gelişim Grubu'ndayken ben Nokta'daydım o Kadınca'da. Duygu'ya baştan önemli bir kadın diye değil, tatlı bir arkadaşımız, takıntısı var kadın meselelerine diye bakıyorduk. O kadar duyarlı değildik kadın sorunlarına; daha ziyade siyasetteki eşitsizlik baskılarıyla uğraşmayı esas almıştık. Çünkü o dönemde pek çok yakınımız hapisteydi. Duygu'yu çok incelerdim o günlerde. Ama bir türlü de çözemezdim; bu nasıl bir kadın diye? Farklıydı bizden. Olaylara biraz daha tepeden bakan çok cesur bir kadındı.

Bu anlattıklarınız bana biraz kendinizi suçlama gibi geldi. "Geç anladık Duygu'yu" gibi.
Evet geç anladık. Aynı işyerinde çalıştığımız dönemlerde çıktı "Kadının Adı Yok". Nokta'ya Ercan Arıklı "Tanıtacaksınız" diye getirdi. Eyvah nasıl bir kitap acaba dedik, Duygu'nun yazdıklarından çok da emin olamadık.

Burun kıvırdınız yani...
Evet, burun kıvırdım.

Kitabı analiz edilmeli
Ölümünden sonra yazdığınız bir yazı var; kitabı yeniden okuduğunuzu anlatan, önemini fark ettiğiniz.
Doğru. O kitap ciddi bir analizden, eleştiriden, çoklu okumadan, tahlilden geçmedi. Bu yapılmalı.

Farkına varmadan ona hayran olduğunuzu mu anladınız?
Büyük bir doğallık içinde her türlü kavgayı yürütebiliyordu. Ben kendimi ona kıyasla daha sert ve katır kutur bulurum. Duygu'nun böyle daha zarif ve şık bir mücadele tavrı vardı.

"Bugünlerde Halide Edip Adıvar üzerine çalışıyorum"

Ödülü aldığınızı duyduğunuzda ne hissettiniz?
Doğrusu, çok da uygun olmuş dedim. Ben kendimi aslında Latife'den ayırıp başka bir varlık gibi düşünüyorum. O kitabı benim bir parçam gibi görmüyorum. Aslında Latife Hanım'a verilmiş bir ödül bu ve çok da yerinde bir karar. Benim emeğim var tabii ama ikinci planda kalan bir şey.

Ödül, bir sorumluluk yükledi mi?
Herkese böyle bir şey nasip olmaz. Bana bir arkadaşımın adını taşıyan önemli bir ödül geldi. Bu ödülü Uluslararası Pen Türkiye Merkezi veriyor. Ki burada bir kadın daha giriyor devreye. PEN'in temsilciliğini 1950'de Türkiye'de kuran Halide Edip Adıvar. O da bir başka önemli öncü kadın. Sonunda böyle bir grup kadın bir araya gelmiş oldu bu ödül çerçevesinde. Üçünün hayatta olmaması belki bana fazla sorumluluk yüklüyor.

Biz Latife Hanım'ı bile göremediysek kim bilir başka ne kadınlar vardır tarihimizde. Bundan sonra da bu kadınları yazmaya devam edecek misiniz?
Bir kadın için daha uğraşıyorum. Halide Edip Adıvar.

Peki Duygu Asena kitabı yazmak hiç aklınızdan geçti mi?
Şu anda tarihten kadınlarla ilgileniyorum. Ama Duygu'nun da hayatı son derece renkli. Keyifli bir kitap olur; ben özendirmeye çalışayım birilerini.

Farklı bir Duygu Asena keşfetmek mümkün olur mu?
Duygu bence keşfe muhtaç olmaktan ziyade, söylediklerini belki daha uzun süreli kılmak anlamında, analize muhtaç. 30 yıl sonra da Duygu Asena'nın kim olduğunu anlatacak bir kitap olmalı. Onun için bugünden birilerinin kollarını sıvaması gerekiyor.

İşte o birilerinin içinde sizin de olma ihtimaliniz çok mu zayıf?
Bunun grup halinde yapılması bana çok daha doğru gibi geliyor. Duygu ile beraber çalışmış pek çok kişi var. Belki bunu benden daha iyi yapacak birisi vardır diye düşünmüyor değilim.


PAZAR
"10 senedir kardeşimin Nobel alacağını düşünüyordum"
"Şampiyon Sanat"
"Bu ödül Latife Hanım'a verildi!"
Milliyet yaratıcıları Cannes'da ağırlıyor
Besançon'da zaman (1)
Büyükler için çocuk şarkıları
neler konuşuluyor?
Walkman'in dönüşü
Zıvana çıkkınları
İlk Meclis'in son şahidi
Mayaların kehaneti
Sadrazam Mahmut'un kuzu uykuluk ızgarası nefis
Zekâ yaşa yenildi
Saraylarımızın perişan hali
Doğru beslenin, formda kalın
"Hayatta en önemli şey ne, anne?"
Çeşme'de bahar
Jean - Louis Besson'u tanır mısınız?
Bordo'da fırsatlar yılı





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
Nevsal Elevli
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet