|
 |
|
|
Saraylarımızın perişan hali
Türk tarihi, saraylar konusunda günümüz insanına cömert bir miras bırakmadı. Mevcut saray mirasımızı da ne yazık ki iyi koruyamıyoruz
Fax: (0312) 427 20 64
Saraylarımız, söylemeye gerek yok, son beş asırlık tarihimizin en önemli ve yaşayan belgeleridir. Maalesef Türk tarihi bu konuda günümüz insanına cömert bir miras bırakmamıştır. Topkapı Sarayı'ndan önceki Edirne sarayı harabe halindedir. Bursa sarayı namalumdur, yeri dahi tartışmalıdır.
Selçuklulara ait Konya'daki saltanat sarayı sadece Alâeddin tepesindeki bir duvar kalıntısından ibarettir. O kalıntıyı da iyi koruyamadığımız açıktır. Beyşehir'deki Kubad-Abad yazlık sarayının Prof. Dr. Rüçhan Arık'ın kazılarıyla mahiyeti aydınlanmaya başladı.
Saray mirasımız korunamamıştır. Bu hazin durumda Türk hükümdarlarının, tekrarlanan yavan hükümlerin aksine, saraylardan çok camilere, medreselere, kervansaraylara, kışla, hamam ve köprülere önem vermesinin payı büyüktür. 12'nci asırdan beri ayakta kalan muhteşem kervansarayların yanında bir hükümdar sarayı bile yoktur. Hükümdar sarayları daha mütevazıdır ve zamana dayanamamışlardır.
Sivil mimari dediğimiz hususi konaklar da öyle. Bursa'da Fatih'in doğduğu köşk denen bina dışında İstanbul'daki en eski konak İbrahim Paşa Sarayı'dır. 17'nci asır sonuna ait Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı ise devletle kalabalık sayıdaki varisler arasında süren manasız pazarlık yüzünden, neredeyse Boğaz'ın sularına gömülecek.
Genellikle 19'uncu yüzyıl sarayları ve kamu binaları ayakta kalmıştır ama 19'uncu yüzyıla ait konakların da pek azı yaşamını sürdürebilmektedir. Bunları bırakınız Avrupa ve Rusya'nın burjuva ve aristokrat sınıf binaları, hatta hidivler devrindeki Mısırlı zenginlerin konaklarıyla dahi mukayese edemeyiz. "Hırsız ve soyguncu Osmanlı yönetici sınıfı" nasıl tekrarlanan bir slogan haline gelmiştir ki ismi geçenlerin torunları bile o binalarda oturamıyor.
Geciktirme ve geçiştirme
Topkapı Sarayı'nın bazı bölümleri diğer kamu kuruluşlarına veya Tarih Vakfı gibi sivil kuruluşlara devredilmiş. Bunlar sorumsuz işlemler. Selçuklu devrinden önceki Türk tarihini Emeviler ve Abbasiler devrinin kalıntıları kadar olsun aydınlatacak eser pek yoktur.
II. Abdülhamid'in saltanatıyla özdeşleşen Yıldız Sarayı mali imkansızlıklar ve kısmen bilinçsiz koruma politikaları yüzünden dağınık kuruluşlarca paylaşılmıştır.
31 Mart vakasından sonraki Yıldız Sarayı yağmasında bu mimari ünitenin ne derece zarar görüp görmediğini bilemiyoruz. Bu gibi değerlendirmeler ciddi envantere ve tespit raporlarına dayanarak yapılır. Fakat sarayın II. Abdülhamid devrinde oluşturulan zengin koleksiyonları ve bilhassa Balkanlar ve Ortadoğu halklarının yakın tarihi için birinci derecede önemi haiz resim albümleri İstanbul Üniversitesi'ne devredilmiştir.
Bunların ne kadar iyi korunabildiğini burada söz konusu edecek değiliz. Lakin mevcut kütüphanenin ilim âleminin istifasına sunulmasında halen tehir ve teraki yani geciktirme ve geçiştirme vardır.
Dolmabahçe Sarayı dış görünüşündeki zarafet ve Boğaziçi'nin kazandırdığı ihtişam dışında çağdaşı Avrupa sarayları ile mukayese edilmeyecek bir hacim ve tevazudadır. Bu saraydaki hayat da adeta Topkapı Sarayı'nın ananesini muhafaza etmiştir. Yani sıkışık düzen, disiplinli bir hayat hakimdir. Bilhassa Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz zamanlarındaki israf gürültüleri Sultan Abdülhamid devrinde adamakıllı tutumlu bir saray hayatına dönüşmüştür.
Oteller görüntüyü bozuyor
Çırağan Sarayı geçirdiği yangından sonra harabeye döndü ama daha beteri, hizmet verdiği I. Meclis-i Mebusan'ın faaliyeti ile ilgili bütün arşiv de kül oldu. Çırağan Sarayı meşum bir saraydır. İçindeki Feriye Karakolu bugün restoran olarak kullanılıyor. İntihar mı cinayet mi? Tartışmaları halen sürüyor.
Sultan Abdülmecid saltanatının yarısını muhtelif yerlerde yaşayarak geçirdi. Dolmabahçe Sarayı dışında, Ihlamur Kasrı gibi bir av köşkü, Haliç'i ve Marmara'yı seyretmek için Çarşamba'da Sultan Selim Camii yanındaki küçük köşk ve Topkapı Sarayı içindeki küçük Mecidiye Kasrı onun devrinde yapıldı. İstanbul'u seyretmeyi severdi. Bunlar bir imparatorluk için israf değildir. Almanya'daki küçük dükalıklarda bile daha fazlası yapıldı.
Milli Saraylar İdaresi TBMM Başkanlığı'na bağlıdır. İki önemli sarayımız Topkapı ve Yıldız ise Kültür Bakanlığı'na bağlıdır. Bu iki idareye bağlı olarak çalışan personel ve özellikle müze küratörleri arasında önemli maaş farkı var. Çalışma düzenleri de farklıdır. Memleket müzeciliğinin selameti bakımından her iki zümrenin çalışma düzeni ve maaşlarının bir standartta birleştirilmesi gerekiyor.
Yıldız Sarayı'nın içindeki birtakım kuruluşların da buradaki mevcudiyetlerinin gözden geçirilmesi gerekir. Ama milli saraylarımızın asıl sorunu yanı başlarında Gökkafes, Swissotel, Conrad, Hilton gibi gudubet binaların inşasının gerçekleştirilmesidir.
Maalesef bu binalar görünüşü bozmakla kalmıyor, bilhassa Swissotel yetkili mühendislerinin de belirttiği üzere saraylar için tehlike teşkil ediyor. Buna tahammül edilemez.
|
|
|

|