
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Siyaset anomalisi ve Ankara'dan görünmeyen hayatlar
Birleşmiş Milletler'e üye 173 devlet arasında, bayramları en bol olan, sanırım ki bizimki. Bir kez 4 tane resmi bayramımız var; 23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Gençlik Bayramı, 30 Ağustos Zafer Bayramı, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı. Bunlara 2 geleneksel bayram, Şeker Bayramı ile Kurban Bayramı da eklenince, etti 6. Bir de evrensel yılbaşı var, etti 7. Kentlerin ayrı ayrı kutladıkları kurtuluş bayramları da cabası.
* * *
Gerçi "deliye her gün bayram" demişler ama; bizler akıllı olduğumuzdan, manevi ve politik liderlerimizin lütfedip bize bahşettikleri güzel günleri kutluyoruz sadece.
Şayet onlar olmasa, sürekli dua edip nutuk söylemekle, hiçbir bayrama layık olmaya gücümüz yetmezdi.
Kimin kulu ve kimin yandaşı olduğumuzu bilemeden ve her birimizin cihana bedel olduğumuzun da bilincine varamadan, süklüm püklüm yaşar giderdik.
Yaşasın bayramlarımız ve onları yaratanlar!
* * *
Bendenizin çocukluğunda da, 23 Nisan'larda ilkokul öğrencileri arasından seçilen bazı yetenekli bücürler; vilayetlerde valilik, başkentte başbakanlık koltuklarına otururlardı.
Daha o yaşlarda, hayattaki en doruk payenin "mesleğinde kalite sahibi olmak" değil, "Hazine'den geçinmeli bir makam sahibi olmak" olduğu aşılanırdı minicik beyinlere.
Koltuk sayıları da az olduğundan, daha ilkokuldayken öğrencilerin, koltuk kavgalarına doğru yönlendirildiği kimsenin aklına bile gelmezdi.
O nedenle de, koltuk kavgalarının ve çeşit çeşit militanlıkların gitgide azgınlaşmasına şaşırmamak gerekir.
* * *
7 bin nüfuslu Köyceğiz'de, Ankara'dan görünmeyen arı duru ve sade hayatlar o kadar değişik ki...
Örneğin metal ve demir işçiliğinde usta mı usta olan Nihat'ın becerikli çırağı, 12 yaşındaki oğlu Olcay.
Olcay, 6'ncı sınıfa gidiyor ama; bir makam sahibi olmaya göre değil, bir meslek sahibi olmaya göre yetişiyor.
Türkiye çalkantılı dönemlerden geçerken bile, Olcay sürdürüp gidecek mesleğini.
* * *
Hiçbir padişah ve sadrazamın adını bile bilmediği Köyceğiz ile çevresindeki mucizeler de; ne Ankara'dan görünebilir, ne de İstanbul'dan.
Genel cerrahi dalında üniversite doçenti olan Dr. Ragıp Esener, çok değişik bir yaşam topoğrafyası çizerek, kalkmış Köyceğiz'in kıyılarındaki yüzlerce dönümlük bir alanda ve evrensel nitelikte bir "Palmetum-Yaşayan Palmiye Müzesi" kurmuş.
* * *
200 milyon yıldan çok daha uzun bir süreden beri dünyada bulunan bir Japon palmiyesi, bir "Sikas-Cycas Revoluta", dinozorların ortaya çıkışını ve 170 milyon yıl sonra da kayboluşunu görmüş.
Çeşit çeşit havuzlar içinde, su kaplumbağalarıyla birlikte; yaprakları arasında masmavi, kıpkırmızı çiçekleriyle yayılıp gitmiş nilüferler...
Ve "canlı taşlar"; yan yana dizilmiş bir çeşit çakıl taşları. Ancak çiçek açtıkları zaman anlıyorsunuz ki, onlar "çakıl taşı" değil, canlı bitkiler.
* * *
Kanarya Adaları'ndan, Güney Amerika'dan, Afrika dünyalarından gelmiş tropikal bin bir tür bitki, ağaç ve palmiye; kiminin çiçekleri yere doğru sarkmış eflatuni, kimininki güneşimsi turuncu, kimininki dikenli ve kırmızı...
Bir yanda "Çin Balık Yüzgeçli Palmiyesi-Caryota Ochlandra", bir yanda "hibistus-Çin gülleri"...
Yüzlerce dönüm içinde,bir yığın sürü sepet sera, süs bitkileri, rastlanmadık palmiyeler, egzotik ağaçlar...
Ve kendi dünyasında yaşayan, mesleğini iptal etmiş bir cerrah, Ragıp Esener; değişik ve gizemli bir dost.
Köyceğiz'den de pek kimse uğramıyormuş o evrensel düzeydeki "Palmetum"a. Sadece bir kez, çoluk çocuk akın etmişler o değişik ağaçların ortamına; o da Dr. Esener'in yüzlerce palmiye arasına 3 tane de maymun getirip koymasıyla.
* * *
Köyceğiz çarşısındaki yerel lokantaların hiçbiri, aklını çengellemiş görünmüyor Çankaya'ya...
2 güveçte kuru fasulye ile, 2 tabak bol kepçe pilav ve salata; 2 kişilik yemek, 4 YTL. Çay ikramı ise lokantadan...
* * *
Bir de Dalyan'daki kuytu bir sokakta, önüne gelenin içine dalamadığı özel bir lokantayla özel bahçeli, özel bir moteli var Kamer Hanım'ın...
Fransa'daki yerel gazetelerin dahi yazma gereğini duyduğu türden, yeni bir dava daha kazanmış olan sevgili Av. Taner Aktop ve her zaman bir mutluluk şadırvanı yaratan eşi Mireille ile; bir gün içinde Dr. Ragıp Esener'in değişik "doğa mucizeleri" dünyasından, Kamer Hanım'ın özenli bezenli masasıyla, dantel peçeli dünyasına...
* * *
Bu arada mini minicik minüskül, kıpkırmızı saksı güllerinin Latince adını bulamadığım için, bendeniz kendimce bir ad taktım onlara "rosa bambino"...
* * *
Ankara'dan görünmeyen hayatlar arasında, Köyceğiz'deki özel müsteşarım taksici Mehmet Çulhacı ile eşi Mehlika Çulhacı da var. Hele hele Mehlika'nın küçük parmak boyundaki, zeytinyağlı taze yaprak sarmaları; ağzınıza layık efendim.
* * *
Keşke Ankara nutukçularıyla makam sahipleri de, tadabilselerdi şiirsel dünyaların her göze görünmeyen ışıklarıyla, o ışıkları taçlandıran kadehlerin kahkahalarından...
c.altan@prizma.net.tr

