
Meral TAMER
Çernobil'in 21. yılında Türkiye'ye yeni cumhurbaşkanı
Papatya falı nihayet bitti. Hiç de sürpriz olmadı. AKP'de ipleri ellerinde tutan zaten 2 kişi var: Erdoğan ve Gül. İktidarı bu şekilde paylaşmayı uygun gördüler.
Yarın 26 Nisan 2007. Türkiye'nin 11. Cumhurbaşkanı için seçim süreci başlıyor; ilk oylama 27 Nisan'da. Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihinde yeni bir sayfa açılıyor.
Yarın, 26 Nisan 2007.
Tam 21 yıl önce, 26 Nisan 1986 gününün ilk saatlerinde Ukrayna'da bulunan Çernobil Nükleer Santralı'nda, insanlık tarihinin gördüğü en büyük çevre felaketlerinden biri meydana geldi.
Bu nükleer kazanın ardından, Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombalarının 90 katı radyoaktif sızıntı açığa çıktı. 21 yıl sonra bile bugün hâlâ 7 milyon insan, bu felaketten zarar görmeye devam ediyor.
Tarihte 26 Nisan'lar
21 yıl sonra, yani 2028'de nasıl bir Türkiye hayal ediyorsunuz diye sorsam ne yanıt verirdiniz?
Dilerseniz geçmiş 26 Nisan'lardan birkaç kopya vereyim:
Bugünden 26 Nisan 2028'i düşündüğümüzde kimimiz için Çernobil benzeri bir kâbus, kimimiz için de Güney Afrika'da Nelson Mandela'nınkine benzer bir zafer söz konusu.
Savunma Bakanı Vecdi Gönül içinse, bir bakıma tarih tekerrürden ibaret sayılabilir. İkisinde de seçilme şansı yoktu, ama eşinin başı açık olduğu için adaylar arasında adı sıkça geçti.
Biraz da nükleer
Biz yine bugünün gündemine dönecek olursak... 26 Nisan 2007, sadece Cumhurbaşkanlığı sürecinin başlamasından ibaret olmadığına göre Çernobil'e dönebiliriz.
Alman Heinrich Böll Vakfı, nükleer enerjiyle ilgili yasanın TBMM'nin gündeminde olduğu şu günlerde, Çernobil felaketini hatırlatmak üzere bir dizi etkinlik düzenledi.
İngiltere Radyoaktif Atık Yönetimi Komitesi'ne danışmanlık yapan, halen Avrupa Birliği adına nükleer faaliyete son vermeyi hedefleyen bir danışmanlık konsorsiyumunun üyesi olan Mycle Schneider, bu etkinlik çerçevesinde Türkiye'ye geldi. Dünyada nükleer rönesans yaşandığına ilişkin haberlerin gerçeği yansıtmadığını, Batı medyasının siyahı beyaz gösterdiğini belirten Schneider rakam da verdi:
"AB ülkelerindeki nükleer santral sayısı 1989'da 177 idi, 2007'de 145'e indi. 1999'da dünyada 53 reaktör inşaat halindeydi, 2007'de bu sayı 30'a düşmüş bulunuyor. Batı medyası 1 tane santral yapıldığında bile günlerce manşetten verirken, 8 tanesi kapatıldığında haber yapma gereği duymuyor."
Zaten hep böyle değil mi?
Gördüklerimiz, nereden baktığımıza bağlı olarak kimimize siyah görünürken kimimize beyaz görünmüyor mu?
mtamer@milliyet.com.tr

