Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 26 Nisan 2007 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Saklama, bırak hikaye kendini anlatsın

Türk filmlerinin asıl mesajı nedir? Gerçekleri saklayanların başına bir sürü felaket gelir


tubakyol@yahoo.com

Ne zaman bildiğim bir şeyi sırf iyi niyetten, aman hadise çıkmasın ya da ortalık karışmasın, nasılsa kendiliğinden kapanır bu mevzu diye kendime saklamaya kalksam, netice hep daha kötü olmuştur. Bunu deneye-yanıla öğrendim. En sonunda vardığım nokta şudur: Bildiklerimin muhatabını bildiklerimden mahrum bırakmaya hakkım yok.
Üstelik bazen gayet salakça bir şekilde ben bir şeyi yanlış anlamış da olabiliyorum.
Zaten tüm Türk filmlerinin esas mesajı da bu değil midir?
Gerçekleri birbirlerinden saklayıp durdukları için ne acılar çekerler, sonra artık saçları beyazlamışken falan, gerçekler ortaya çıkar. 40 yıl gecikmeyle mesut olurlar. Geç gelen saadet. Aman ne saadet!
Son dönemin pek popüler dizisi "Lost"ta bile aynı şey. Şu adamlar bir araya gelip bildiklerini birbirlerine anlatsalar, bir sürü felaketten yırtacaklar. Ama yok. Herkes birbirinden bir şey saklıyor. Mütemadiyen.

Düşünme, söyle...
Virginia Tech Üniversitesi'nde saat 07.00 civarında yurt odasında iki kişi öldürülüyor.
Okul yönetimi ne yapıyor?
Bunu saklıyor.
Niye?
Herhalde okulda panik çıkmasın diye.
Anlaşılabilir değil mi?
Saldırgan nasılsa kaçmıştır. İki kişiyi öldürmüş bile. Daha ne yapsın?
Ne yaptığını biliyoruz.
İki buçuk saat sonra mühendislik fakültesine gidiyor ve 30 kişiyi daha öldürüyor. Sonra kendi yüzüne sıkıyor.
Netice?
30 ölü daha.
Saldırgan dahil 31.
Düşününce mantıklı olan, cinayet haberini gizli tutmak, paniği engellemektir.
Ama işte düşünme!
Söyle...

Çekilin yoldan
CNN'de program yapan Anderson Cooper'ın bir sitesi var: Anderson Cooper 360o Blog.
Meseleyle ilgili haberleri okudum, izledim vesaire, biraz da şuraya gelen yazılara bakayım.
Tıkladım.
Blogları okumaya geçmeden önce sayfanın en tepesinde duran Anderson Cooper'ın cümlesine takıldım kaldım.
"Ne gördüğünüz konusunda dürüst olun, yoldan çekilin, bırakın hikaye kendini anlatsın."
Politikacılar, gazeteciler, birtakım yetkililer, hatta arkadaşlar, sevgililer, karı-kocalar bunu hep yaparlar. Birbirlerinden hep bir şeyler saklarlar.
Hadise çıkmasın, panik olmasın, kimse galeyana gelmesin, mümkün olduğunca sessizce kapansın meseleler diye.
Türkiye'de mesela faili meçhul kalmış, faili bulunsa da aydınlanmamış bunca cinayet hakkında hiçbir yetkili hiçbir şey bilmiyor olabilir mi?
Bildiklerini söyleseler...
Yetkililer birtakım şeyleri gizli tutmaya çalışırken geçen zamanda yeni cinayetler işlenebiliyor çünkü.
* * *
Düşününce mantıklı olan, bazı şeyleri söylememek, mümkün mertebe gizlemektir belki.
Ama işte düşünme.
Ne gördüğün konusunda dürüst ol, yoldan çekil, bırak hikaye kendini anlatsın.
Virginia Tech'te yetkililer ilk olayı gizli tutmaya çalışırlarken, iki buçuk saat sonra 30 kişi daha öldürüldü çünkü.

Çocuğu sınıftan ayırıp hocayla baş başa şiir dersine sokmuşlar!

Cho Seung-Hui'nin iki yıl evvel yaratıcı yazarlık dersi için yazdığı iki oyunu okudum. İlkinin adı "Richard McBeef".
13 yaşında bir çocuk üvey babasını, annesiyle birlikte olmak için öz babasını öldürmekle ve pedofili ile suçluyor. Bir sürü küfür var tabii.
Anne tam tartışmanın ortasında geliyor. Üvey babaya "Biseksüel sapık tecavüzcü katil misin?" diye bağırıyor. Sonra hemen kocası tarafından ikna ediliyor, en sevdiği pozisyonda sevişmek üzere yatak odasına gitme teklifi alıyor.
13 yaşındaki çocuk, hedefte üvey babasının fotoğrafı olan bir darta ok atıyor falan.
Bence komik biraz.
Benim mizah anlayışım bir tuhaftır gerçi ama...
İkinci oyunun ismi "Mr. Brownstone".
17 yaşındaki üç arkadaş kumarhanedeler.
Matematik öğretmenleri Mr. Brownstone'dan konuşuyorlar. Ondan nefret ediyorlar. Yine tabii bol küfürlü konuşuyorlar
Sonunda kumar makinesinden para kazanıyorlar ama Mr. Brownstone onların henüz 17 yaşında olduklarını "gammazlayarak" kazandıkları parayı ellerinden alıyor.
Matematik öğretmenleri çocuklardan birine Guns N' Roses'ın "Mr Brownstone"unu hatırlatıyor.
Hep birlikte şarkıyı söylüyorlar:
"Şov 07.00 civarında başlar / Biz 09.00'da sahneye çıkarız..."
Cho da iki kişiyi 07.00 civarında öldürdü, asıl büyük katliamı 09.00 civarında yaptı.
* * *
İki yıl önce yazdığı bu oyunlar yüzünden dersin öğretmeni onu şikayet etmiş.
Sonunda sınıftan çıkarılmış ve bir başka öğretmenden bire bir şiir dersi almak zorunda kalmış.
Şiir?
Şiddet edebiyatı yapmak isteyen bir çocuğu, hocayla baş başa şiir dersine mecbur etmek zulüm değil mi?
Virginia Tech'ten iki öğrenciye "Kızgın mısınız?" diye sordular televizyonda.
Çocuklar "Değiliz" dediler, "Sadece anlamıyoruz. Niye?"
Cho cevabı NBC'ye gönderdiği pakette veriyor aslında. "Beni köşeye sıkıştırdınız" diyor, "Bugünden kaçınmak için milyarlarca şansınız ve yolunuz vardı ama siz benim kanımı dökmeye karar verdiniz. Sizin de elleriniz kanlı."

Deniz Baykal nasıl şoklanır?

Bir sır perdesi de AKP'nin cumhurbaşkanı adayı üzerine örtülü. Tayyip Erdoğan sır küpü. Katiyen söylemiyor. Böylece memleketce şifreleri çözmece oynuyoruz, eh eğleniyoruz. Mesela en son Erdoğan, AKP MKYK'sında cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili "Öyle şok edici bir hamle yapmalıyız ki herkes bizim koltuk ve makam peşinde olmadığımızı anlamalı. Hizmet peşinde olduğumuzu göstermeliyiz" demiş.
Şoke edici hamle ne olabilir?
Türkiye'nin ilk kadın cumhurbaşkanı yeterince şoke edici midir? AKP'nin kadın milletvekillerinden biri cumhurbaşkanı yapılır mı, yapılır.
Başka?
Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu .
Olur mu?
Öyle şoke edici bir hamle olur ki...
İkinci Sezer. Üstelik kadın.
Çok düşük bir ihtimal bile olsa, Erdoğan adayının Tülay Tuğcu olduğunu açıkladığında Deniz Baykal'ın yüzünün alacağı şekli düşünüyorum da...
Çok komik.

Cep telefonu kapsama alanı dışında ya da ceset torbasında

Anderson Cooper'ın sitesine Virginia Tech'ten bir öğrenci internet üzerinden bir arkadaşıyla yazışmasını koymuş. Ölümleri bu yazışma esnasında öğrenmiş.
En sona da "İnternette sohbet her gün yaptığım bir şey" diye yazmış, "Ama bir gün böyle bir konuşma yapacağımız hiç aklıma gelmezdi."
O bölgede yaşayan bir kadın küçük oğluna bu olup biteni nasıl açıklayacağını bilemediğini anlatıyor blog'unda.
- Bak anne, bayrak düşüyor.
- Hayır, adam bayrağı yarıya indiriyor.
- Neden yapıyor bunu?
- Bazen birilerinin başına çok üzücü bir şey geldiğinde, bizim de buna üzüldüğümüzü göstermemiz için Başkan herkesten bayrakları yarıya indirmelerini ister.
- Başkan dünkü antrenmanda benim düştüğümü ve yaralandığımı duymuş olmalı.
Ve başka bir blog'da da cesetlerin kaldırılmasına yardım eden biri, ceset torbalarına koydukları ölülerin cep telefonlarının çalmaya devam ettiğini anlatıyor.


CUMARTESİ
"Türkiye'de bana ilgi gösterilmediğini düşünüyorum"
"Bülent Ersoy, Huysuz Virjin'in yeni versiyonu"
"Şarkı yapmak için yaralı olmak lazım"
"Ne kırıldım ne de gücendim"
En moda En yeni
İnternette alışverişin urban cool adresleri
ne var, ne yok
Radar Live biletlerinde indirim fırsatı
Çocuklarınızı sevindirin
Kâbus: İlk gece





Melis Alphan
Ali Rıza Kardüz
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Süha Umar

© 2006 Milliyet