Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 26 Nisan 2007 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Yüzyılın tanığı" Zeynep Menemencioğlu anlatıyor
İlk Meclis'in son şahidi

Yarın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kuruluş yıldönümü kutlanacak. Biz de103 yaşında, yüzyıllık bir tanığın, "Zeynep teyze"nin 1920'ler Ankara'sı ve ilk Meclis anılarıyla kutlamalara katılıyoruz


can.dundar@e-kolay.net

Bu sayfanın çok özel bir konuğu var bugün...
Bir canlı tarih ansiklopedisi...
103 yaşında bir tanık...
Adı Zeynep Menemencioğlu...
Bir arkadaşımın akrabasıydı.
Öyle tanınmış kişilerle kan bağı, o kadar çok olayda tanıklığı vardı ki, tanışıp, boydan boya katettiği yüzyılı ondan dinlemek için sabırsızlanıyordum.
En çok da Nâzım'la anılarını merak ediyordum.
Ancak o anlatmaya başlayınca yeryüzünde pek az örneği kalmış bir koca çınarla muhatap olduğumu fark ettim.
İstiklal Savaşı'nın gazileri birer birer yitip gitmişti.
Oysa o, sadece Kurtuluş Savaşı'nı değil, II. Meşrutiyet'i, Bab-ı Ali baskınını, Sultan Abdülhamid'in devrilişini, Sultan Reşat'ın tahta çıkışını, 31 Mart'ı, İstanbul'un işgalini görmüştü.
Ali Fuat (Cebesoy) Paşa annesinin kuzeniydi.
Meclis kurulunca Ankara'ya gelmiş, ilk Meclis'e gitmiş, büyük taarruzu, büyük zaferi oradan izlemiş; Mustafa Kemal Paşa ile, Latife Hanım'la tanışmış, Cumhuriyet'in ilanına, Gazi'nin Cumhurbaşkanı oluşuna, komşusu Topal Osman'ın evinde Ali Şükrü Bey'in öldürülüşüne, cesedin bir at arabasının arkasında taşınışına tanıklık etmişti.
Bitmedi!
Sanat dünyasının da içindeydi.
Oktay Rıfat erkek kardeşiydi.
Nâzım Hikmet ise teyzesinin oğluydu.
Çocuk yaşta Mehmet Akif'in dergahına da girip çıkmış, Zsa Zsa Gabor'la da tanışmıştı.
Ankara Kız Lisesi'ne öğretmen olmuş, mebus veya kumandanların çocuklarına Fransızca öğretmişti.
Daha da önemlisi; 103 yaşına rağmen bütün bu tanıklıklar, pırıl pırıl zihninde neredeyse dün yaşanmış gibi, tüm ayrıntılarıyla saklıydı.
İki hafta kaydederek dinlediğim bu rengarenk hayat hikayesinden bir demet sunmak istiyorum burada...
Yarın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kuruluş yıldönümü...
"Zeynep teyze"nin 1920'ler Ankara'sı ve ilk Meclis anılarıyla kutlamalara katılalım biz de...
Anıların tamamını bir kitap ya da belgeselde derleme ümidiyle...

ÇANKAYA'DA ATATÜRK'LE

"Kapı açıldı Paşa geldi"
Her akşam eve erken gelen babası bir akşam gecikmiş. Annesi Zeynep'e "Herhalde bugün cumhuriyet ilan edildi" demiş. Karşılarında Kılıç Ali'ler oturuyormuş, koşup onlara gitmişler. Meclis'te toplantının devam ettiğini öğrenmişler.
Az sonra toplar gümbürdemeye başlamış.
Çocukken Abdülhamid'in toplarını duyan Zeynep, bu kez gençliğinde Cumhuriyet'in toplarını duymuş.
Ardından davullar çalmış. Büyük sevinç olmuş.
"Ama İzmir'in alınışındaki kadar çok şenlik yapılmadı" diyor Zeynep hanım...
Sonra Gazi Paşa'nın evlenişine ve Cumhurreisi oluşuna da tanıklık etmiş. Paşa'nın frak içinde "alkış kıyamet" kürsüye yürüyüşünü, mebuslara hitap edişini, dinleyici locasından izlediklerini anımsıyor.
Zeynep'in babası II. Meclis'te Çanakkale'den mebus olmuş. 19 yaşına gelen Zeynep'le annesi Köşk'te Latife Hanım'ın konuğu olmuşlar ve orada Mustafa Kemal'le tanışmışlar.
O günü şöyle anlatıyor:
"Çankaya'nın ilk binasında bir çaya gitmiştik. Evlerden Köşk'ün arabasıyla alındık. Bizimle birlikte Ruşen Eşref Bey'in hanımı vardı, Fethi Bey'in hanımı vardı. Latife Hanım çok nazikti. Evde herkesle tek tek ilgilendi. Başı açıktı. Biz başımızı sarardık ama yanlardan saçlarımız görünürdü.
Köşk'te onun iki kız kardeşi vardı. Benimle yaşıtlardı. Ben onlarla arkadaşlık yapıyordum.
Bir ara kapı açıldı Mustafa Kemal Paşa girdi içeri... Arkasında yaveri... Bir de köpeği... Biz çaylarımızı içiyorduk. Hepimizi selamladı. Bazı hanımlarla konuştu, iltifat etti. Çok şıktı. Sivil giyinmişti. Saçları sarıdan çok kızıla çalıyordu.
O ara gramofona bir alaturka plak koydular. Onu dinledik. Sonra bize yine bir araba tahsis edip evimize kadar gönderdiler.
Daha sonra Latife Hanım'la ilişkimiz devam etti. Bazen kapı çalınır, açarız, Köşk'ün bahçesinden toplanmış bir koca sepet vişne gelir. Böyle incelikleri vardı. Annemle Fransızca romanlar değiştokuş ederlerdi."

İLK MECLİS'TE

"Kalk... Kalk! İzmir alınmış!"
Ankara Meclisi milletin Kabe'siydi o dönem...
Bu küçük Anadolu kasabası, bir anda bir festival şehrine dönüşüvermişti.
Sokaklarda İstanbul meclisinden kaçıp gelmiş şık mebuslar, Mevlevi külahlarıyla çelebiler, sarık-cübbe giysili hocalar, külot pantoonlu, nakış çoraplı, boz kalpaklı Kuvvacılar, yerel giysileriyle aşiret reisleri geziniyordu.
İlk Meclis'in "tam bağımsızlık" idealiyle bir araya gelmiş mebusları üç yıl boyunca küçük bir salonun tahta sıralarında zaman zaman çatışıp zaman zaman uzlaşarak çalıştılar.
Zeynep 17 yaşında tarihi bir filmin ortasına düşmüş gibiydi:
"Meclis'e gittik. İttihat ve Terakki'nin eski kulübüydü. Küçük bir binaydı. Kapıdaki defterlere imza atılırdı. Ali Fuat Paşa benim ismimi ilave etmişti, girdik. Küçük salondaki birkaç basamaklık boşluğa tahta sıralar koymuşlardı. Mektepte oturur gibi orada oturup görüşmeleri seyrettik. En fazla 10-12 kişiydik konuk olan... Çok ateşli tartışmalar vardı. Hatta İsmet Paşa ile Rauf Bey'in ciddi bir çatışmalarını izledim orada... İsmet Paşa 'Hata ettin... Hata ettin' diye Rauf Bey'in üstüne yürüyordu."
Bir gece uykudan dürtüklenerek uyandırılmış Zeynep:
"Kalk... Kalk! İzmir alınmış!"
Sokaklarda insanlar koşturuyormuş. Evlerine misafirler doluşmuş, sevinçten ağlıyorlarmış.
"Ertesi sabah hemen Meclis'e gittik yine... Bayraklar asılmıştı. Nutuklar atılıyor, insanlar bağırıyordu" diye anlattı Zeynep teyze...

ZEYNEP MENEMENCİOĞLU

Oktay Rıfat'ın ablası, Nâzım Hikmet'in kuzeni
1904 yılında dünyaya geldi. Şair, devlet adamı, Çanakkale Mutasarrıfı, Konya ve Trabzon valisi ve ikinci dönem milletvekili Samih Rıfat'ın kızıdır. Şair Oktay Rıfat'ın ablası, Nâzım Hikmet'in kuzenidir. Eşi Hasan Menemencioğlu savaş yıllarında Adalet Bakanlığı yapmıştır.
Kendisi ise 1920'ler ve 1930'lar Ankara'sında Ankara Kız Lisesi'nde, İsmet Paşa Kız Enstitüsü'nde Fransızca öğretmeni olarak çalışmıştır.

ANKARA'DA

Başkente zor yolculuk
Zeynep Menemencioğlu işgal İstanbul'unu çok net hatırlıyor.
Haydarpaşa Garı'nda nöbet tutan Hintlileri... Atların üzerinde dolaşan İtalyanları... Caddelerde kol gezen İngiliz askerlerini... Beyoğlu'nda asılı sekiz metrelik Yunan bayrağını...
Hem de öyle ilginç ayrıntılar veriyor ki:
Mesela şimdi olduğu gibi o yıllarda da tavukları bacağından bağlar, baş aşağı taşırlarmış. Ama işgal askerleri gelince bu uygulamaya ceza kesmeye başlamışlar. "İngiliz, tavuğu ters yakaladı mı beş lira ceza yazar"mış. Yani "kriterler"o yıllardan başlamış.
Baskı dayanılmaz olunca Ankara'daki babası ve Ali Fuat dayısı, Zeynep'le ailesini milli mücadelenin başkentine çağırmış.
Memnuniyetle karşılamışlar bu teklifi...
Vesika almışlar. Yola koyulmuşlar.
Sırf bu yolculuk bile 1920'lerdeki havayı anlatmaya yeter:
Atlı arabada Zeynep'ten başka kendisinden altı yaş büyük ağabeyi ve kız kardeşi de varmış. Bir de Nâzım Hikmet'in annesi Celile hanım...
Önce İzmit'e gitmişler. Oradan Adapazarı'na geçmişler.
Şoseyi sel alınca 10 gün orada kalmışlar. Sonra beş araba art arda sıralanıp yeniden yola çıkmışlar. Geyve, Nallıhan, Beypazarı, Ayaş üzerinden 17'nci günde Ankara'ya ulaşmışlar.
Samanpazarı'nda bir eve yerleşmişler.
"Nasıldı Ankara?" diye sordum. Şöyle anlattı:
"Ne ev ne yol vardı. Kaleye çıkan bölgede yangından bir tek bina kalmamıştı. Konya'dan itfaiye gelmiş söndürmeye; düşünün... Arada hortum çıkardı, yerde ne varsa bulur uçururdu. Bize 'Yabanlar' derlerdi. Lahanaya 'Kelle' derlerdi. Erkekler eşlerinden 'Ev sahibim' diye söz ederdi. Bu çok hoşuma gitmişti. Çünkü İstanbul'da kadının adı hâlâ 'eksik etek'ti. Adamakıllı bir bakkal bile yoktu. Sonradan Nimet Bakkaliyesi açıldı. Hacıbekir'den şeker gelirdi. Hacı Sabri'nin dükkanından alışveriş yapardık. Dükkanlarda kumaş, leğen, süpürge, hepsinin bir arada satılmasına şaşırmıştım."


PAZAR
"10 senedir kardeşimin Nobel alacağını düşünüyordum"
"Şampiyon Sanat"
"Bu ödül Latife Hanım'a verildi!"
Milliyet yaratıcıları Cannes'da ağırlıyor
Besançon'da zaman (1)
Büyükler için çocuk şarkıları
neler konuşuluyor?
Walkman'in dönüşü
Zıvana çıkkınları
İlk Meclis'in son şahidi
Mayaların kehaneti
Sadrazam Mahmut'un kuzu uykuluk ızgarası nefis
Zekâ yaşa yenildi
Saraylarımızın perişan hali
Doğru beslenin, formda kalın
"Hayatta en önemli şey ne, anne?"
Çeşme'de bahar
Jean - Louis Besson'u tanır mısınız?
Bordo'da fırsatlar yılı





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
Nevsal Elevli
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet