
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
"Ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca"
Başbakan Tayyip Bey, cumhurbaşkanlığı adayını nihayet açıkladı; Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül.
Dünkü Radikal gazetesi ise haberi şu manşetle ilan ediyordu:
"Aday Gül, kavga kapıda"
* * *
Türkiye'nin iç dinamikleri ve gerek gelişim, gerek değişim güfteleriyle besteleri; neden 20. yüzyılın da ıskalandığı ve "yaşam kalitesi" açısından nasıl olup da Yunanistan'ın 65 basamak altına düşüldüğü realitesini, enine boyuna sürekli didikleyerek ince bir tülbentten geçirecek bir kıvama erişmiş değil.
* * *
Varsa yoksa güncel politika ve siyasetçi adlarını ya yücelten, ya yeren bir gümbürtü.
1900'lü yıllarda Resneli Niyazi Bey ile Enver Bey, "kahraman-ı hürriyet" ilan edilmişlerdi.
Ve marşlar söyleniyordu, "Yaşasın Niyaziler, Enverler"...
31 Mart vakası...
Babıali baskını...
II. Abdülhamit'in tahttan indirilişi...
Bir gecede verilen bir kararla I. Dünya Savaşına katılıp, İtilaf devletlerine -Rusya'ya, Büyük Britanya'ya ve Fransa'ya karşı- saldırıya geçme ve yenilme; yenilgiyi de zafer gibi göstermeye çalışma...
* * *
Derken Cumhuriyet'in ilanı ve yeni marşlar:
"Başta bütün dünyanın saydığı başkumandan"...
Ve çok partili döneme geçilince de, taşra ağırlıklı hödükümsü bir iktidara karşı, İstanbul alafrangalığından nanikli alaylar:
Üç kişidir bu vatanı kurtaran,
Atatürk, İnönü, bir de Refik Koraltan.
* * *
"Kışla" parfümlü İstanbul alafrangalığı ile, "cami" parfümlü taşra köylülüğü arasındaki siyasal iktidar kavgaları, daha bir süre tehlikeli çalkantılara neden olacağa benzer.
Bunun da nedenleri, bir türlü "gelişmiş" ülkeler arasına katılamamakta saklı.
Köylü ağırlıklı bir toplum olma gerçeğini görmezlikten gelerek, fotoğraflarda çağdaş burjuva "imajı-görüntüsü" yaratmak başka; gerçek bir burjuvalaşma sürecinin ekonomik altyapısını -denizleri de kullanmadan- betonlaştırmak başka.
Üstelik Türkiye'nin, kendi uğraş alanlarında evrensel kalitedeki kadroları da çok cılız. Ayrıca "meslek" sahibi olmanın itibarı da, "makam" sahipliğininki yanında, sıfır.
Bütün bunlar çalkantılı bir dönemin epey süreceğine işaret.
* * *
Yeni cumhurbaşkanı adayımızın soyadı "Gül".
"Gül" bildiğimiz çiçek anlamına mı, yoksa "gülmek" fiilinden, eskilerin "emr-i hazır" dedikleri, hemen uygulanması gereken bir emrin ifadesi mi; "koş, dur, atla, otur" dercesine...
* * *
"Gül" şayet bildiğimiz çiçek anlamınaysa; sade bahçelerle değil, şiirler dünyasıyla da çağrışımlı demektir.
Örneğin Nedim'in mısraları:
Gülüm şöyle gülüm böyle demektir yâre mutadım
Seni ey gül sever canım ki canana hitabımsın
* * *
Nedim'le, Enderunlu Fazıl'ın da etkisi altında kalmış olan Enderunlu Vasıf'ın mısraları:
O gül endam bir al şala bürünsün yürüsün
Ucu gönlüm gibi ardında sürünsün yürüsün
* * *
Yahya Kemal'in mısraları:
Mehtap, iri güller ve senin en güzel aksin,
Velhasıl o rüya duruyor yerli yerinde.
* * *
Bizim siyasetçilerimiz, Harbiye kökenli ve burjuva özentili de olsalar; kendi şairlerimizi de, yazarlarımızı da, ressamlarımızı da, heykelcilerimizi de yeterince tanımazlar.
Türkçenin doruklarında ibrişimler örmüş kaç kalemin, ne dünyada kaç dile çevrilmiş olduğundan haberlidirler, ne İlhan Koman'ın Türkiye'de kaç heykeli bulunduğundan.
Nebil Özgentürk'ün, yakın basın tarihimiz üstüne hazırladığı belgesel ise; çağdaşlık iddialarına karşın, kalem emekçilerine karşı "Kazıklı Voyvoda" dönemlerinin aşılamadığını göstermede...
* * *
Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığına aday olmakla yaratacağı alerjiler için de bazı mısralar bulunabilir:
Gülü takdime ne hacet ne çiçektir biliriz
Gibi...
Bir de bir halk deyimi var, malum:
Gülünü seven dikenine katlanır.
* * *
İyi ki Abdullah Bey'in soyadı "Gül" yerine, "şebboy", "aslanağzı", "sardunya" falan değil. Dikensiz çiçekler, ola ki çok daha fazla yüreklendirirdi kendisini koparma niyetinde olanları.
* * *
"Gül" şayet "gülmek" fiilinin, emr-i hazırıysa...
Yine şükretmek gerek; ya "Ağla" olsaydı, ya "Sızlan" olsaydı, ya "Dövün" olsaydı...
Bu tür şakacıklar kaleme takıldığında, Tevfik Fikret'i de anımsamadan edemiyor insan. Gülmekle ağlamayı da nikâhlayarak ne demişti Fikret:
Güleriz ağlanacak halimize
c.altan@prizma.net.tr

