
Meral TAMER
"Türban takmaya mecbur kalır mıyım?" korkusu
Daha 2 - 3 ay öncesine kadar türban konusunu kişisel özgürlüklerin ayrılmaz parçası sayan, gerek üniversitelerde gerekse kamu kurumlarında türbanın yasaklanmasına şiddetle itiraz eden kadın arkadaşlarımdan bir kısmı için Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı şok etkisi yarattı.
Hem Başbakan'ın, hem TBMM Başkanı'nın, hem de Cumhurbaşkanı'nın eşlerinin türbanlı olduğu bir ülke, aniden onlara yabancı geliverdi. İlginçtir; son günlerde Cumhurbaşkanlığı için adları telaffuz edilen Nimet Çubukçu ya da eşlerinin başı açık olan Vecdi Gönül ve Beşir Atalay'ın adaylıkları açıklansaydı, eminim aynı kötümserliği hissetmeyeceklerdi.
Yeni değerler sistemi
Oysa eşlerinin başında türban olmuş ya da olmamış fark etmez, AKP 4.5 yıllık iktidarı sonunda nihayet ülke yönetiminde MUKTEDİR olma noktasına gelmiştir. Ve Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihinde kuşkusuz yeni bir sayfa açılmaktadır.
Bu yeni sayfada, İslami sermayenin yükselişiyle birlikte günlük hayata her geçen gün biraz daha damgasını vurmaya başlayan farklı bir değerler sistemi var. Türban da bunun simgesi.
Ankara'daki 14 Nisan Cumhuriyet Mitingi'ne katılmayı aklının ucundan geçirmeyen bir kadının, 29 Nisan'da İstanbul Çağlayan'daki mitinge katılmak istemesinin, aniden idrakine varılan azınlık psikolojisi ve kuşatılma duygusundan başka izahı yok.
Hanım okurlarımdan biri, dün ruh halini şu sözlerle dile getiriyordu:
"Ben AB'ye de karşı değilim, IMF'ye de... Elimde bayrakla da yürümem. Ankara mitingine katılmayı hiç düşünmemiştim. Ama Çağlayan'a gitmek istiyorum. Kendimi geri zekâlı gibi hissediyorum.
Birden bütün Türkiye türbanlı oluyor hissine kapıldım. Eskiden isteyen takar, isteyen takmaz diyordum. Şimdi, bir zaman sonra ben de türban takmaya mecbur kalır mıyım endişesine kapıldım."
Toplumun nabzını tutma iddiasındaki Başbakan Erdoğan'ın, Ankara mitingini "bindirilmiş kıtalar" diye küçümseyeceğine, kadınların ve gençlerin Ankara'ya niye koştuğunu ve İstanbul mitingine neden koşacağını sağduyuyla değerlendirmesinde yarar var.
Erkekler izleyici
Serdar Turgut'un dün Akşam'da yazdığı gibi Türkiye'de siyasi tartışmanın söylemini, sanki kadınlar belirliyor. En can alıcı tartışma, türbanlı kadınlar ile türbansız kadınlar arasında yaşanıyor. Türbanın yanında olanlar da kadınlar, türbana karşı olanlar da kadınlar. 2 taraf da hayli sert, tavizsiz tavırlar alabiliyor.
Türbandan yana olan kadınlar bunu şahsi tercihleri, dolayısıyla da özgürlüklerinin bir parçası olarak görüyor. Karşı olanlar da türbansız olmalarını aynı şekilde görüyor. İşi daha da karmaşık yapan şey ise iki tarafın da haklı olması.
Başbakan ve TBMM Başkanı'nın ardından Cumhurbaşkanı'nın eşinin de türbanlı olacağı gerçeğiyle yüzleşmek, "türbanı savunan türbansız kadınlar" kümesinde parçalanmalara yol açtı. Düne kadar "İsteyen başını kapar, isteyen bikiniyle dolaşır" diyorlardı, şimdi Çağlayan mitingine katılmak için randevularını iptal ediyorlar.
Pekiyi ya erkekler? Bu tartışmada erkekler, daha çok izleyici.
mtamer@milliyet.com.tr

