
M. Ali BİRAND
Arınç kazandı
ANKARACumhurbaşkanlığı seçiminin sonucu son derece ilginç gelişmeler yarattı. Özellikle Ak Parti içindeki dengeler değişti. Yeni durumda, kazananlar ve kaybedenler diye bir ayırım yapıldığında bambaşka bir manzara ile karşı karşıya kalındı.
Her şeyin başında, TBMM Başkanı Arınç'ın beklenmedik yükselişi geliyor.
Ak Parti dendiğinde, tek güçlü isim olarak Başbakan Erdoğan karşımıza çıkardı. O ne derse o olurdu. Erdoğan'ın istediği bir şeye kimse karşı çıkamazdı. Tek seçici olarak Başbakan tanınırdı. Erdoğan'ın hemen ardından da Abdullah Gül gelirdi. Gül tek seçici konumunda değildi, ancak Erdoğan üzerinde etkili olduğu bilinirdi.
Partinin kurucusu sayılan isimlerin üçüncüsü sayılan Arınç da, sayılan bir kişiydi ancak parti içindeki ağırlığı pek görünmezdi. Arınç daha çok, zaman zaman sert demeçleri, ters açıklamaları ile tanınan ve devlet ile kavgalıymış gibi izlenim bırakan bir yaklaşımı vardı.
Ancak, Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında yaşananlar, bütün bu dengeleri altüst etmiş gibi görünüyor. Anlaşıldığına göre, Başbakan Erdoğan, özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri ve laik çevrelerle ilişkilerini germemek ve iyi geçinebilmek için Savunma Bakanı Gönül'ü aday göstermek istemiş, ancak Arınç'ın ısrarı üzerine Gül'ü seçmek zorunda kalmış.
Böylesine bir güç gösterisini iki şekilde değerlendirebiliriz.
- Erdoğan, Arınç'ın adaylığını koyup kazanamayacağını bilmesine rağmen, parti içi barışın bozulabileceğini ve gereksiz bir bölünmeye gidilebileceğini görmüş ve Gül'ü ön plana çıkartmıştır.
- Erdoğan, Arınç'ın adaylığını koyunca seçilebileceğini -yani yeterli oyu bulacağını- görmüş ve çekindiği için Gül'ü aday göstermiştir.
Her iki varsayımda dahi, Arınç'ın kamuoyu gözündeki parti içi gücü artmıştır. Bundan böyle ona farklı gözle bakılacak ve konuşmaları farklı yorumlanacaktır. Bir demeç verdiğinde "Canım ne olacak, Meclis Başkanı yine etrafı dağıtıyor" denemeyecek.
Hele, Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçildikten sonra -ister istemez- partisinden uzaklaşmak zorunda kalacak. Şeklen dahi olsa, gönlü hala partide çarpsa dahi, Cumhurbaşkanı olarak partide gücünü açıkça hissettiremeyecek. Bu şekilde de, Arınç Ak Parti içinde 2'inci adamlığa yükselecektir.
TBMM Başkanı bu satırları okuduktan sonra belki de "Ben hep 2'inci adamdım. Sizlerin haberi yok idiyse, bu da benim sorunum değil" diyecektir. Ne olursa olsun, Türk kamuoyu artık Arınç'a bir başka bakacaktır.
Başbakan adayını açıklarken, Gül bir süre hiç de memnun değilmiş gibi göründü. Sonradan, alkışlar başlayınca önce gözleri doldu, ardından gazetecilerin karşısına geçtikçe değişti. Turlarla birlikte de yepyeni bir Gül ile karşılaştık. Belki hala içinden "Benim ne işim var burada? Ben, Cumhurbaşkanı olmak istemiyordum ki. Benim idealim siyaset yapmaktı. Büyük planlarım vardı. Ben bu ülkeyi AB'ye taşımak istiyordum" diyordu, ancak artık yapabilecek başka bir şeyi kalmadığı için, önündeki işe sarılmak zorundaydı.
Bence de Abdullah Gül, uzun vadede, Cumhurbaşkanlığı seçimi oyununun içinde kaybeden taraf veya en büyük fedakarlığı -özveriyi- gösteren kişi oldu. Nedeni de, 7 yıllık Cumhurbaşkanlığı'ndan sonra yeniden siyasete geri dönmenin güçlüğüdür.
Abdullah Gül, Başbakan olmak istiyordu.
Bunu da, kafasındaki planlarını gerçekleştirebilmek için yapmak istiyordu.
Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne taşımak, onun en önemli hedefiydi. Bunu gerçekleştirebilmek için de kafasına koyduğu reformlar vardı. Türkiye'de AB'yi destekleyenler açısından da, Gül'ün Cumhurbaşkanlığı makamında siyaseten etkisizleşmesi çok büyük kayıptır. Ak Parti içinde kimse Gül kadar AB'ye inanmamıştır. AB için gereken adımları onun kadar ısrarla takip etmemiştir. Cumhurbaşkanlığı mevkiinde de, AB konusuna gereken önemi verecektir, ancak siyasetin içinde olduğu kadar etkili davranamayacaktır. Zira, kim Başbakan ise, düdüğü o çalmaktadır. Erdoğan da AB'yi istemektedir, ancak Gül kadar ısrarlı değildir. Olaya daha çok pragmatik açıdan bakmaktadır. Sıkıştığı anda AB projesini bırakabilecek bir izlenim vermektedir.
Gül'ün ise istemediği halde, sırf partisini güç duruma düşmekten kurtarmak adına, sırf yol arkadaşlarının ısrarı üzerine bu makamı kabul etmek zorunda kaldığını kolaylıkla söyleyebiliriz. Özveriden söz ediyorsak, gerçek özveride bulunan kişinin Erdoğan değil, Gül'ün olduğunu vurgulayabiliriz.
İşte bu açılardan bakıldığında da, Gül'ün ve Türkiye'nin kaybettiğini söyleyebiliriz.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net

