Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 28 Nisan 2007 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Annelik, gaz meselesi ve diğer şeyler

Hastaneden çıkarken doktor teker teker anlatmıştı gazının olması, burnunun tıkanması vs. halinde yapılacakları, kullanılacakları. Ben tuhaf bir inatla bebeğime dışarıdan bir şey vermek istemiyorum

SEMA ASLAN


Burası mutfak. Senin bütüüün mamaların burada pişiyor!" Sanki 10 çeşit yemek pişiyor hanımefendi için... O mutfakta kendilerine ait bir rezene çayı, bir de mama bulunuyor oysa; termosta hazır sıcak su ayrıca. Ama anneanne uzun uzun konuşuyor torunuyla. Mutfak turunun ardından banyo turu başlıyor.
"Burası banyo. Hani her sabah ziyaret ettiğimiz yer. Hani sen biraz korkuyorsun ya... Ama sonra da rahatlıyorsun; güzel güzel uyuyorsun..." Annem anlattıkça Defne İnci dinliyor. Ciddi ciddi dinliyor hem de. Gözlerini kocaman kocaman açıp bakıyor anneme. Bazen dakikalarca duruyor öyle. Yüzünde en ufak bir kıpırtı yok.
"Hükümet gibi kız" diyor annem sonra. O "hükümet gibi kız" altı açılınca bir hafifliyor ki, sormayın. Derken, annem ıkınma efekti yapıyor! "Hadi kızım, ı-hı..." Yok artık! Defne İnci gerçekten ıkınmaya başlıyor. Tesadüf mü, taklit mi bilmiyorum... Ama keyfi yerinde, belli. Gözler fıldır fıldır etrafı inceliyor. Başı gerilere uzanmaya çalıştıkça gıdısı kaybolup gidiyor.

Ne yapsak faydası yok
Arada dudaklarını büzüştürüyor, bir-iki esneme hareketi yapıyor... Yeterince zaman geçtiğinde de aranmaya başlıyor; memeyle buluşacakları an ne kadar uzarsa aranmaları o kadar sabırsızlaşıyor, yüzü o derece kızarıyor ve benim canımı o şiddette acıtıyor.
Bu yorucu trafik, çoğu kez memede uyuklamayla son buluyor. Hatta biraz dudak tiryakisi olduk gibi. Fakat bu saadet, gaz sancısıyla bölünüyor. Bacaklarını karnına doğru, omuzlarını boynundan yukarı doğru çekiyor; yüzü buruş buruş ve kırmızı, durmadan ağlıyor. Bir an memeye yapışıyıp sakinleşiyor, sonra memeyi itip anında tekrar arıyor...
Yok, ne yapsak faydası yok. Gazlar irili ufaklı çıkıyor alttan ve üstten ama bitmiyor bir türlü. Midesi bulanır gibi bakıyor suratımıza arada bir. Uykusuzluktan bayılmak üzere, gözler kayıyor. Fakat birden yeni bir sancıyla kasılıyor kızım. Karnına yağla masaj yapıyorum; tıpkı bebek hemşiresinin gösterdiği gibi. Rezene çayı veriyorum biraz rahatlasın diye sonra. Geçmiyor bir türlü. Ne yediğimi, içtiğimi düşünüyorum tekrar tekrar.

Deneyim aktarımı
Tam da bu sıkıntılı günün ertesinde bir mail aldım. Kızı Zeynep 40 günlük olan Nilgün hanım kendi deneyimlerinden hareketle bazı öneriler sıralamış. "Bebeğin gazı alınacağı zaman, babasına verin... İzlemesi güzel oluyor. Bir de ben doğal damla olan Zinco'yu kullanıyorum.
Günde neredeyse bir litre süt içiyordum, sütüm olsun diye. Fakat kızımın karnı taş gibi oluyordu... Apar topar doktora gittik; doktor, süt yerine ayran içmemi önerdi. Sizin de aklınızda olsun diye söylüyorum."
Sabah bir bardak süt içmiştim. Kızım ondan mı bütün gün sancı çekti acaba?
Kızımın ilaçları, kremleri ve çeşitli malzemelerinin bulunduğu sepete baktım. Her şeyi orada duruyor. Hiç açılmamış kutusunun içinde. Hastaneden çıkarken çocuk doktoru gelip teker teker anlatmıştı gazının olması, burnunun tıkanması vs. halinde yapılacakları, kullanılacakları. Ben tuhaf bir inatla bebeğime dışarıdan hiçbir şey vermek istemiyorum. Her şeyi küçücük. Neresine ne süreceğim? Zaten çıplak kalınca korkuyor. Kollarını bir kurtarıcıya doğru uzatıyor, çaresiz.
Zinco'yu sepetten çıkardım. Nasıl vereceğim diye düşünürken ben, daha çenesine dokunur dokunmaz Defne İnci dudakların yuvarlayıp açtı ağzını. İlk damladan sonra ağzını açması için çenesine dokunmama da gerek kalmadı. Küçücük ağız hemen yuvarlacık açılıyor. Kuşlara benziyor böyle yapınca. Bir de memeyi daha ağzındayken bırakıp sonra da kısa ve hızlı nefeslerle arandığı zaman ağaçkakanlar geliyor gözümün önüne.

Her sabah yeniden

Sabahları hep sevmişimdir ama son iki haftadır güneşin doğması çok daha büyük bir olay. Sabah olunca gerçekten daha umutlu hissediyorum. "Bu kez başaracağız. Bugün doğru dürüst besleneceğiz, korkmadan yıkanacağız, sakince bezleneceğiz ve güzel, derin bir uyku uyuyacağız."
Her sabah aynı sözler, aynı umut. Hatta bir de "Bu gün kuaföre gideceğim, kısa bir yürüyüş yapacağım, birkaç satır okuyacağım..." Meşhur 40 mucizesini bekliyorum. Belki o zaman hayat biraz daha yoluna girer. Kızım 40 günlük olsun hemencecik, kocaman kız olsun.


CUMARTESİ
Tasarımcı ürünleri ucuza satılacak
Balonun gözdesi balon etek
Sazlı sözlü muhalefet projesi
En moda En yeni
ne var, ne yok
"Bu yazın trendi kır çiçekleri"
Tasarım ve dekorasyonda urban cool yaklaşımlar
Marakeş'in mistik bahçesi
İnternetten çeyiz alışverişi
Annelik, gaz meselesi ve diğer şeyler





Melis Alphan
Ali Rıza Kardüz
Menderes Özel
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2006 Milliyet