Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 29 Nisan 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Hayatımızı zenginleştiren internet siteleri

Satır Arası / Deniz Sipahi

İnternet gazeteciliği giderek yaygınlaşıyor. Severek takip ettiğim; ''sık girilenler'' listemin iyice kabardığını görüyorum.
Bunlardan bir tanesi de www.izmirizmir.net
Pervin Mısırlıoğlu’nun kurduğu bu portalda zaman zaman ilginç yazılar dikkatimi çekiyor.
Bugün onlardan bir tanesine köşemde yer vermek istiyorum.
Cumhurbaşkanlığı tartışmalarına boğulduğumuz bir dönemde, biraz soluklanmamızı sağlar.
Yazı İzmir’in yakından tanıdığı bir isme ait.
Şevki Figen’e...
Yazının başlığı ''İhtiyarlık, yaşlılık, yıllanmak...''
Yazıyı biraz özetleyerek sunuyorum:
* * *
''Bu köşeye sığdıramayacağım ama hepinizin bildiği tanınmış değerli sanayici genç dostum Kemal Çolakoğlu kendinden 30 yıl daha yıllanmış olan bana büyük bir hatırşinaslıkla iltifat ederek ''beyin aerobiksi'' yazılarıma değinmiş ve de şu soruyu yöneltmiş; ''Yaşlılığın ne zaman ya da kaç yaşında başladığını belirtmemişsin...''
Yaşlılıktan ayırdığımı ifade etmekle bu soruyu yanıtlamaya çalışmak istiyorum. 50 yıllık yöneticilik yaşamımda ve yakından izlediğim insanlar arasında 30 yaşlarında ihtiyar kişiler gördüm. Bunları, hareketsiz, mızmız, geleceğe bakamayan, iş yapması için itelenmesi gereken, kendine hedef tayin edemeyen, inisiyatif ve yaratıcılıktan bir ışık yılı kadar uzak ya da nasibini almamış, yeteneksizlik düzeyine daha genç yaşta varmış olan gerçekten ihtiyarlamış kişiler olarak tanımlayabilirim.
Yaşlılık kaçınılmaz bir yaşam sürecinde üst üste aldığımız yılların matematiksel bir birikimidir. Aslında, bu sürece yıllanmak tabiri, yıllanmış bir şarap örneğinde olduğu gibi daha çok yakışmakta kanımca. Bu yıllanış kişiden kişiye değişir. Nasıl ki yıllanmış bir şarabın niteliği ve değeri hangi bağların üzümlerinden yapıldığı, nasıl üretildiği, nerede şişelendiği, nasıl muhafaza edildiği, şişesi açıldığında kokusu, tadı ve verdiği keyif erdemleri ile ölçülürse, yıllanmış bir insan için de benzeri şeyleri söylemek olası değil mi?
* * *
Sevgili dost Kemal Çolakoğlu’nun sorusu, II. Dünya Savaşı’nda özellikle Japonya fatihi olarak anılan General Mac Arthur’un inancını belirten aşağıdaki mesajı ile yanıtlanabilir sanıyorum. (Bu mesaj Samuel Ullman’nın bir kitabından alıntı olarak, Reader’s Digest’in Aralık 1945 ve sonra Ağustos 1962 yılındaki sayılarında yayınlanmıştır.)
* * *
Şevk ile yaşayınız...
Gençlik yaşamın bir süreci değildir. O bir ruh durumudur.
Gençlik, iradenin sağlamlığı, hayal gücünün niteliği, hislerin kuvvetiyle; cesaretin çekingenliğe, macera tutkusunun gevşekliği sevmeye olan üstünlüğüdür.
Birçok yılları sadece yaşamakla kimse ihtiyarlamaz. Yalnız ideallerini terketmekle yaşlanırlar.
Yıllar deriyi buruşturur, fakat şevkinden vazgeçmek insanın ruhunu buruşturur. Şüphe, kendine güvensizlik, korku ve ümitsizlik; bunlar başı eğdirir ve yücelen ruhu yeniden toz haline getirir. 60 veya 16 yaşında olsun, herkesin yüreğinde merak sevgisi, yıldızlara ve yıldız gibi şeylere ve düşüncelere tatlı bir hayranlık, olaylara karşı yılmadan bir karşı koyma, sonra ne olacaklara karşı çocuksu sonsuz bir iştah ve yaşam oyununa karşı bir haz vardır.
Kendinize olan güveniniz kadar genç, korkularınız kadar yaşlısınız. Umutlarınız kadar genç ve umutsuzluğunuz kadar yaşlısınız.
Yüreğiniz, güzelliğin, mutluluğun, cesaretin, büyüklüğün ve kuvvetin mesajlarını topraktan, insandan ve sonsuzluktan aldığı müddetçe gençsiniz.''


Kartallar yılanlar akrepler kurbağalar ve koçlar...

Yükselmenin, yükseklere ulaşmanın çeşitli yolları vardır. Yüce dağların zirvelerindeki kartallar oraya uçarak gelmişlerdir, yılanlarsa sürünerek. Yönetebilmek için zirveye ulaşmak gereklidir; ancak yeterli değildir. Kartalların doğasında vardır; yükseklerde uçmak, güçlü rüzgarlara karşı havada süzülmek...
İzleyenlerde doğal bir hayranlık uyandırırlar, ister istemez. Yılanlarınsa hiçbir zaman saygı görme şansları yoktur, dağda yaşayan canlılar tarafından.
Hasbelkader bazen akrepler de ulaşabilir zirveye. Böyle akreplerden biri zirveye ulaştığında tüm da€ ahalisine bildirmiş; geçmişte yaptıklarından ders aldığını, bundan sonra kimseye zarar vermeyeceğini, tüm ahaliyi kucaklayacağını...
Bu akrep bir gün dereden karşıya geçmek istemiş. Dere kenarındaki kurbağanın yanına gitmiş ve ona, ''Sevgili kurbağa kardeş, rica etsem beni sırtında karşı kıyıya götürebilir misin?'' diye sormuş. Kurbağa korkup, ''Olmaz'' deyince, ''Mantıklı düşün'' demiş, ''Dereyi geçerken sana bir zarar verecek olursam, ben de ölürüm.''
Kurbağa düşünmüş, bakmış ki akrep haklı.
''Tamam'' demiş.
Tam derenin ortasına gelmişler ki, akrep kurbağayı sokuvermiş.
Kurbağa, ''Ne yaptın?'' demiş, ''Şimdi ikimiz de öleceğiz.''
Akrep, ''Ne yapayım?'' demiş, ''Ben bir akrebim.''
* * *
Birilerinin bizi kurbağa gibi gördüğü kesin. O nedenle bizleri içine yerleştirdikleri su dolu tencerenin altındaki ateşi yavaş yavaş açıyorlar ki, sıcaklığı hissedip dışarıya sıçrayamayalım.
O zaman çıkarmamız gereken dersler...
1- Ne kadar dil dökerse döksün, hiçbir akrebin sözüne kanıp sırtınızda taşımaya kalkışmayın.
2- Şu anda bir sıcaklık hissediyorsanız, başka şansınız olmayabilir: Sıçramanın tam zamanı.
Koçlara gelince...
Koçlar bir adaletsizlik veya haksızlık gördüklerinde, bir tehlikenin yaklaştığını hissettiklerinde tos atmadan duramazlar.
İsmet İnönü’nün, ''Bir ülkede namuslular da, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o ülke kurtulamaz'' sözleri hep hatırlarındadır ve aşılmaz sanılan birçok kalenin kapıları ''koç başı'' darbeleriyle un ufak olmuştur.
* * *
Mark Twain, ''en tehlikeli yönetici tipi''ni, ''hem yeteneksiz, hem hırslı, hem kıskanç olandır'' şeklinde tarif etmiş. Böyle yöneticilerin ''obur iktidarlar''ı Napolyon’un dediği gibi ''hazımsızlıktan ölmeye'' mahkumdur.

Not: Tanımış olmaktan şeref duyduğum YÖK Başkanımız Prof. Dr. Erdoğan Teziç’e yönelik hain saldırı girişimini nefretle kınıyorum.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

dsipahi@milliyet.com.tr








EGE
Emeklilik hakkında her şey
Hayatımızı zenginleştiren internet siteleri





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Necati Çetiner
Deniz Sipahi

© 2006 Milliyet