|
 |
|
|
Uzun bekleyişin kârı: Gömlek ve yemek
tubakyol@yahoo.com
Ben de Çankaya toto oynamıştım. İki kişiyle iddiaya girdim. Biriyle gömleğine, diğeriyle yemeğine...
17 Mart'ta da yazmışım hatta: Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olmayacak!
"Kim olacak?" benim işim değil. Ama ta o zaman bankacı arkadaşım "Vecdi Gönül olacak" demişti. Bana da acayip mantıklı gelmişti. Şu bir buçuk ayda bir sürü şey oldu, bir sürü şey söylendi. Ben nedense ısrarla Vecdi Gönül'ün cumhurbaşkanı olacağını zannetmeye devam ettim. Çaktırmadan, bayağı inanmışım buna.
Abdullah Gül'ün adaylığı açıklandı.
Şimdi ben girdiğim iddiaları kazandım mı?
Kendimi kazanmış gibi, "dediği çıkmış biri" gibi hissetmiyorum.
Ama her iki iddiaya da "Kim olacak?" üzerinden değil, "Erdoğan olmayacak" diye girmiştim.
Kazandım.
İyi bir yemeği hak ettim.
Gömleğe gelince... Ben pek gömlek giymem. Gömleğine iddia karşı tarafın fikriydi. Kazandığıma göre gömleğe lüzum yok, tişört yeterli.
Bekliyorum...
Gül ile Sezer arasındaki farklar...
Abdullah Gül ile Ahmet Necdet Sezer arasında bir sürü fark sayılabilir muhakkak. Gelecekte de bol bol sayacağız galiba.
Şimdilik Ekşi Sözlük'ten bir cevap:
"Ahmet Necdet sezer, Abdullah güler..."
Abdullah Gül pek güleç hakikaten, hep gülümsüyor.
Sezer'in sezgilerini biliyoruz zaten, zaman zaman yaptığı konuşmalarda herkesle paylaşıyor.
2007 cumhurbaşkanlığı derbisi anısına: Kupürlü tişört
Bu tişört Lakai Ltd. tarafından çizgi bantlardan esinlenerek tasarlanmış. Evir çevir oku, güzel değil mi?
Öyle tuhaf bir cumhurbaşkanı adayı belirleme dönemi geçirdik ki, şu son birkaç ayda bu konuyla ilgili yapılan haberlerin, atılan manşetlerin gazete kağıtları üzerinde sararıp solması çok yazık olacak.
Hazır iddiada da gömlek kazanmış, tişörte razı olmuşken; üzerinde bu konuyla ilgili gazete kupürlerinin olduğu bir tişört fikri, fena fikir değil, değil mi?
"Amaaan, ölümlü dünya"
Boris Yeltsin öldü. Komik bir kimseydi.
Cumhurbaşkanlığı seçimini hakikaten çok gergin bir ruh haliyle takip eden, bugün Çağlayan'da yapılacak Cumhuriyet Mitingi'ne de katılacak olan bir arkadaşım Yeltsin'in ölüm haberi üzerine "Amaaan, ölümlü dünya" diye bir anlığına gevşemiş olsa gerek, nihayet şöyle bir mesaj gönderdi:
"Keşke Erdoğan'ın adayı Gül yerine Atilla Koç olsaydı. Yeltsin gibi unutulmaz bir karakter olurdu uluslararası resepsiyonlarda. Dünya televizyonlarından da eksik olmazdı."
Bir önerisi daha var: Binali Yıldırım.
Onu da sırf seri devam etsin diye istiyormuş: "Binali Hızlı Trende, Binali Çankaya'da..."
21'inci yüzyılın sigarası kablosuz internet bağlantısı mı?
Kablosuz internet erişiminin beyin hücrelerini öldürdüğü iddia ediliyor. Sinir sistemi rahatsızlıklarına yol açabilir, hatta kanseri tetikleyebilirmiş.
Uzun zamandır etrafımızda bir manyetik alan bulutuyla yaşıyoruz. Evde de var tabii.
Ve adamlar şimdi çıkıp diyorlar ki "zararlı"...
İngiltere'de Kamu Sağlığını Koruma Kurumu (HPA), Başbakan Tony Blair'e mektup yazarak "21'inci yüzyılın sigarası ile karşı karşıya olabiliriz" demiş.
Avusturya'da okullarda kablosuz ağ bağlantısı yasaklanmış.
Sigara paketlerinin üstünde yazdığı gibi bilgisayarı açınca uyarı çıkmasını sağlasınlar bari: "Kablosuz internet bağlantısı öldürür", "Kablosuz internet bağlantısı size ve çevrenizdekilere ciddi zararlar verir", "Çocukları koruyun, onları kablosuz internete bağlatmayın, onların yanında bağlanmayın"...
Benim beyin hücrelerim çoktan öldü diye olabilir, hakikaten anlamakta güçlük çekiyorum, şu hadise bu kadar yaygınlaşmadan önce zararlarını araştırsalar olmaz mıydı?
Şimdi ben "Zararım kendime, kablosuz bağlantıya devam" desem...
Peki bu civarda oturan, üstelik internete bile bağlanmayanlara verdiğim zarar ne olacak?
Taksilerde sigara yasağı gibi, kablosuz internet erişiminin de zararlı olduğu kesinleşse ve yasaklasalar... Yine şöyle gönlümüzce kızamayacağız bile!
"Dumansız taksi çıktı tiryakilik bozuldu"
Geçen hafta taksiye biner binmez sordum: "Sigara içemiyor muyuz biz şimdi?"
Benden önceki müşteri içmiş. "Siz de için isterseniz" dedi şoför.
İçeyim de, ya ceza onun plakasına yazılıp, direkt onun adresine giderse...
"Elimde ceza makbuzu, sizi aldığım yerde beklerim" dedi.
"Bakalım, kabul eder miyim?" dedim, "Benden önceki müşteriye atarım belki suçu..."
Saatine baktı, bana da saati söyledi.
Saat tamam ama... Taksiye bindiğim yerde yıllarca beklese, bana bir daha rastlayamayabilir.
Sigara içmedim.
Birkaç gün sonra bu kez duraktan çağırdığım taksinin şoförü "İçin isterseniz" dedi. Ama kendisi içmiyormuş. 12 yıl olmuş bırakalı.
Yine içmedim.
Bu arada her iki şoför de "Yasaktan beri işler azaldı" demişlerdi.
Nitekim dün ne yaptım ben?
Otobüse bindim.
559-C öğrencilik günlerimin hattıdır. Yabancısı değilim. Madem taksiye de binsem sigara içemeyeceğim, en azından yanımda yöremde bir-iki öğrenci mavrası dinlerim.
Yol üstünde Beşiktaş'ta bir işim vardı. Hallettim, yine caddeye çıktım, buradan tekrar otobüse binsem, eve kadar bir sürü yol yürümem gerek.
Yine taksiye bindim.
Şoförün elinde sigara...
Yanmıyor.
Elinde tutuyor.
Hah, buldum adamımı. Bu şimdi nasıl kızgındır yasağa...
Değil.
"Benim için zor oluyor ama" dedi, "yasaklanması iyi bir şey. İyi şeylere kızmamak gerek."
manik depresif köşe
Bugün cuma. Saat 14.22. Birazdan Erkan Mumcu açıklama yapacak. Saat 15.00'te cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu yapılacak. 367 tartışmaları malum.
Kulağım televizyonda, elim klavyede...
367'yi bulabilecekler mi?
Onlar ne yapacak henüz bilmiyorum ama bu gidişle ben şu köşenin dolması için gereken 5-6 bin vuruşluk yazıyı zor bulacağım.
Birinci turla ilgili bir şeyler yazmak manasız çünkü bu yazının yayımlandığı güne kadar bitecek-gidecek hadise.
Başka bir konu hakkında yazmak da zor çünkü şu anda başka herhangi bir konu benim bile ilgimi çekmiyor ki sizin ilginizi çekecek şekilde yazabileyim.
Depresyondayım.
|
|
|

|