
Melih AŞIK
Açık Pencere
İpleri germeden...
Arkanızda yüzde 34 gibi yetersiz bir oy desteği olacak, kararları birkaç kişi aranızda alacak, üstüne üstlük laik cumhuriyeti değiştirme amacınızı da saklamayacak, dolu dizgin gideceksiniz. Bir yerlere toslamanız kaçınılmazdır... Nitekim öyle oldu... Askeri müdahaleyi savunuyor değiliz. Ama laik demokrasiyi çileden çıkarıcı "zorlamaları" da görmek zorundayız...
Bakınız son birkaç gün içinde sergilenen cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül'ün geçmişteki sözlerine:
"Cumhuriyet döneminin sonu gelmiştir. Eğer Ankara'nın yüzde 60'ı gecekonduda oturuyorsa bu laik sistemin başarısız olduğu anlamına gelir ki, biz de onu kesinlikle değiştirmek istiyoruz..."
"Düzen, Türkiye'de İslamı caminin içine hapsetti. Biz İslamı hayat tarzı olarak görmek istiyoruz..."
"Onlar, laik seçkinler değil din karşıtları. Adı ateizm olan başka bir din yaratmak istiyorlar. Kendi yaşam biçimlerini empoze etmeye çalışıyorlar..."
"Türk anayasasının girişinin İngilizcesini yabancıya verecek olursanız utanırsınız."
Bu sözler günlerdir medyada çalkalandığı halde Abdullah Gül ne pişmanlık bildirdi ne "yanlış anlaşıldım" gibisinden bir mazeret beyan etti... O sloganların arkasında durarak Çankaya'ya çıkmak istiyor...
Sonunda Türkiye çok kritik bir noktaya geldi. Tehlikeli bir kutuplaşma, yoğunluğunu artırarak sürüyor... Aynı gemide olduğumuzu, ipleri germeden yaşamak zorunda olduğumuzu unutmamalıyız...
11. Cumhurbaşkanı'nın kaderi Anayasa Mahkemesi'nin 11 üyesinin elindeymiş. Olumlu gelişme... Tek kişinin kararından 11 kişinin kararına yükseldik...
Haldun Ertem
1) Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turundan bir gün önce... Yani geçen perşembe günü Ankara'da Başbakanlık'ta mıydınız?
2) Perşembe günü herhangi bir CHP milletvekilini telefonla aradınız mı? Ona cumhurbaşkanlığı oylamasına katılması karşılığında menfaat önerdiniz mi?
Peki, bunlar olmaz, düşünülemez de... Demokrasilerde kendi içinde bile demokratik olmayan... Yönetimi her nasılsa ele geçirmiş bir çekirdek kadronun tek söz ve karar sahibi olduğu... En küçük bir parti içi muhalefetin bile hazmedilmediği... Kongrelerde genel merkezin istemediği aday ya da listenin çıkmasının engellendiği... Engellenemeyen durumlarda kongrelerin iptal edildiği, kazananların görevden alındığı... Milletvekillerinin liderin iki dudağı arasında belirlendiği... Parmak indirme - kaldırma makinesi gibi kullanıldığı siyasi partiler olur mu?
Demokrasilerde yüzde 10 gibi yüksek bir seçim barajı... Seçmenin üçte bir oyuyla Meclis'in üçte ikisini ele geçirmeye imkân veren bir seçim sistemi düşünülebilir mi? Bu seçim sistemiyle işbaşına gelmiş kadronun devletin bütün kurum ve kuruluşlarını ele geçirmesi... Cumhuriyet rejiminin kimyasını değiştirmeye kalkışması hayal dahi edilebilir mi?
Demokrasilerde meclisler yargı kaçaklarının sığınma yeri olabilir mi? Özel evrakta sahtecilik suçlamasından fezlekesi Meclis'te bekleyen bir kişi yargının önüne çıkıp aklanmadan cumhurbaşkanlığına adaylığını koyabilir mi? Cumhuriyete inanmayan biri cumhurbaşkanı olabilir mi? Başbakan tek başına cumhurbaşkanı seçmeye kalkışabilir mi? Yüzde 34 oy sahibi iktidar partisi kimseye danışmadan cumhurbaşkanı belirlemeye teşebbüs eder mi?
Bir ülkede bütün bunlar olacak, yaşanacak... Ama o ülkede yine de demokrasiden söz edilecek... Sadece asker konuştuğunda "demokrasi elden gidiyor" çığlıkları yükselecek. Kim inanır böyle rejimin demokrasi olduğuna... Bir demokraside önce sivillerin demokrat olması beklenir... Sivil ayakları kırık bir demokrasi kendiliğinden ayakta durmaz. Duramaz...
Şimdi niye gocunuyor ki! "Askerlik yan gelip yatma yeri değildir" diyen kendisi değil miydi?
Gülhan Elmas
m.asik@milliyet.com.tr

