
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
Özal'ın mezarının yanından geçerken...
BAŞÖRTÜSÜ ya da "türban" konusundaki demokratik itiraz neydi:
"Kimse kimsenin kişisel tercihine karışmamalı; isteyen başını örter, isteyen açar!"
Peki, "Başını açmak değil, başını örttürmek için" diretilirse...
"Hiç öyle şey olur mu? Kim kimin başını örttürmüş ki!?"
Kocasının zoruyla, ailesinin zoruyla, mahallenin zoruyla başını örtenleri örnek verirseniz, gülerlerdi:
"Onlar kendi tercihleri, kendi inançları gereği örtünüyorlar!"
Aksini ispat mümkün mü?
* * *
ŞİMDİ gelelim bugüne...
Tayyip Erdoğan, Çankaya'ya çıkamayacağını kestirince, cumhurbaşkanlığına, yine kendi partisinden Vecdi Gönül ve Beşir Atalay'ı aday göstereceği duyuldu.
Niye?
Çünkü her iki bakanın da eşlerinin başı açıktı...
İşte burada devreye Meclis Başkanı Bülent Arınç girdi. Adayın eşinin başı örtülü olmalıydı. Eğer olmazsa, kendisi de adaylığa soyunurdu.
Bu, AKP grubunda "oybirliği"nin bozulması demekti.
Tayyip Erdoğan bu riski göze alamadı, Abdullah Gül'ü cumhurbaşkanı adayı seçti. Arınç bunları doğrulamasa bile...
* * *
PEKİ, bu baskı değil midir?
Eşinin başı açık olan, cumhurbaşkanlığına aday olamaz baskısı değil midir?
Bu baskının yarın kademe kademe nerelere kadar ineceğini göreceğiz...
* * *
ARADA sırada, Turgut Özal'ın mezarının yanından geçeriz. Geçenlerde, "Turgut Bey, Turgut Bey! Mezarında rahat uyu, müsterih uyu, kafanızın arkasındakilerin hepsi birer birer hayata geçti, geçiyor" diyesimiz geldi.
Rahmetlinin kafasının arkasında neler olduğunu ne biliyorduk ki, böyle diyorduk.
Neydi Özal'ın kafasının arkasında olanlar?
Malatya milletvekili M. Bülent Çaparoğlu'nun anılarında vardır.(x)
O günler de "türban" kavgası vardır. Çaparoğlu, bu başörtüsü sorununun artık halledilmesini ve kız öğrencilerin üniversiteye başı kapalı girmelerini ister.
Özal şöyle der:
"Bak Bülent, seninle ayrımız gayrımız yoktur. Orada, şurada hepsi önemli ama küçük işler vardır. Fakat burada büyük ve önemli bir iş vardır. Biz o küçük meselelerle uğraşır, büyük meseleyi çözemezsek, çözemediğimiz o büyük mesele, çözdüğümüz küçük meseleleri de alır götürür. Ama o büyük meseleyi halledersek, kendiliğinden hallolur."
Neydi Özal'ın "büyük" dediği mesele?...
İşte bu mesele...
İşte bugünkü mesele, Meclis Başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı, üçünün eşleri başörtülü...
Yooo, hemen dudak bükmeyin, o başörtüsü şeriatın simgesidir.
Devletin üç kalesinin burcunda yerini almıştır, dalgalanmaktadır.
Özal, yaşasaydı "önemli ve büyük" dediği meselenin çözümlendiğini görür, "o tarihte Bülent Çaparoğlu'na söylediklerini hatırlar" ve şöyle diyebilirdi:
"Bülent, ben kafamın arkasında neler olduğunu önüme getiremiyorum ki, görüp anlarlar, ona göre tedbir alırlar dememiş miydim?"
Sonra eklerdi:
"İşte kafamın arkasındakiler bunlardı, kafamın arkasında bunlar vardı. Çok şükür şimdi bunlar hayata geçirildi, bizim karşımızdakiler, başlarına gelecekleri görüp anladılar, ama tedbir almakta yaya kaldılar!"
Evet, Özal'ın mezarının yanından geçerken bunları düşündük.
Acaba yanlış mı?
————
(x) Meclis'te Başörtü Mücadelesi-Şule Yayınları
h.pulur@milliyet.com.tr

