
Meral TAMER
Vecdi Gönül olsaydı ne fark edecekti?
Türkiye önceki gün, saat 23.15'e kadar bir ilki yaşamış, Cumhuriyet tarihimizde ilk kez bir cumhurbaşkanlığı seçimi mahkemelik olmuştu. 23.15'ten sonra bir ilki daha yaşadı; internet üzerinden gelen askeri muhtırayla tanıştı.
Artık testi kırıldı. Tek çare seçim sandığı. Türkiye hızla erken seçime gidecek ve 11. Cumhurbaşkanı'nı yeni parlamento seçecek.
Hani Başbakan Erdoğan, cumhurbaşkanlığı sürecini mükemmel yönetiyordu? Herhalde Tayyip Bey'in meşhur "sürprizi", bugün gelinen nokta değildi! Erdoğan'ın aday belirlemede son ana kadar bekleme, sürpriz hazırlama ve parti içi dengeleri gözetme stratejisi fiyaskoyla sonuçlandı.
Bugünkü durum AKP için de, Başbakan Erdoğan için de gerçek bir bozgundur; ama aynı zamanda demokrasimiz için de bir bozgundur. Sıfıra sıfır, elde var sıfır.
Bir yanda parti çıkarlarını ülke çıkarlarının üzerinde tutmalar, şişkin egolar ve inatlaşmalar, diğer yanda tarihsel hesaplaşmalar...
Geçmişteki acılardan ders almasını bilmiyoruz, eski kötü huylarımızdan vazgeçmiyoruz.
Merak edilenler
27 Nisan günü, yoğun telefon trafiğiyle geçti. Farklı çevrelerden, yetkili-yetkisiz, etkili-etkisiz, üzüntülü-sevinçli, yakın-uzak tanıdık kaç kişiyle konuştuğumun hesabını kaçırdım...
Önce cumhurbaşkanlığı oylaması için AKP'nin TBMM'de 367 milletvekilini sağlamaya yönelik çirkin pazarlıklarını değerlendirdik. Siyasetin geçmişten çok tanıdık kirli çamaşırları, bir bir ortaya döküldü.
Ardından 27 Nisan'ın tarihe geçecek bir gün olmasını sağlayan ANAVATAN Partisi Erkan Mumcu'ya takdir ifadeleri birbirini izlerken, eşi başörtülü bir cumhurbaşkanı ısrarıyla bir çuval inciri berbat ettiği düşünülen TBMM Başkanı Bülent Arınç, fırsat buldukça eleştirildi. Örneğin: "AKP'liler, 367 kişilik çoğunluğun gerekmediğinden eminse, Arınç neden salona girip çıkan CHP'lileri not edip, 368 kişilik katılımın bulunduğunu Meclis kayıtlarına geçiriyor?"
AKP de, asker de...
Düne kadar Başbakan Erdoğan'ın taktiklerini başarılı bulanlar ise ciddi düş kırıklığı yaşıyorlardı: "Madem AKP yönetimi bir 'hukuk darbesi'nden endişe ediyordu, neden cumhurbaşkanlığı seçimini 'mahkemelik' noktasına getirerek bu sürece katkı yaptı? Neden her türlü uzlaşmaya kapıları kapattı? Atamalarda mutlaka alnı secde görmüş olma koşulu aranması, işi bu noktaya getirdi..."
Gece yarısına doğru internet üzerinden gelen Genelkurmay bildirisi ise durulmakta olan telefon trafiğini yeniden hızlandırdı:
- Niye bu saatte?
- Niye internet üzerinden?
- Niye altında Genelkurmay Başkanı'nın imzası yok?
- Tamam, ilk tur oylamanın sonucunu beklediler; ama neden 20.00'de değil de 23.15'te...
- Neden bu kadar sert?
- Yoksa Genelkurmay Başkanı da mı, ordu içinde bir takım baskıları üzerinde hissediyor?
- Bildirideki ifadeler üzerinde anlaşma, ancak o saatte mi sağlandı?
Ve tabii keşkeler de var:
"Keşke Erdoğan, Arınç engelini aşıp, eşi türbanlı olmayan Vecdi Gönül'ü cumhurbaşkanı adayı ilan etseydi, askerler de üzerinde türban baskısı hissetmeyeceklerdi."
Bana göre asıl kandırmaca, Gönül'ün adaylığı olurdu.
mtamer@milliyet.com.tr

