YARGITAY ONURSAL BAŞSAVCISI KANADOĞLU:
Anayasa Mahkemesi'nin tarafsızlığından kuşkum yok
Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Kanadoğlu, Anayasa Mahkemesi'nin vereceği karar öncesi yapılan Genelkurmay açıklamasını değerlendirdi
Soru Cevap - Devrim Sevimay
Daha önce Anayasa Mahkemesi'nin Recep Tayyip Erdoğan ve AKP ile ilgili başvurularınızı kabul etmemesini eleştirmiştiniz. Şimdi böyle bir karar öncesinde mahkemenin tarafsızlığından kuşkunuz var mı?
Hayır, hiç böyle bir kuşkum ya da güven eksikliğim yok.
Üyelerin sizin görüşlerinizden etkileneceğini düşünür müsünüz?
Ben bu konuyu mahkeme üyeleriyle konuşmam, onlar da benimle konuşmaz. O yüzden ne düşünürler, etkilenirler mi, etkilenmezler mi, bu konuda bir şey bilemeyiz.
Peki askerin açıklaması mahkemenin kararını etkilemeyecek mi?
Şimdi mahkemelerin etkilenmesini önlemek için alınan hükümler, bir olasılığın önlenmesi için alınmış hükümlerdir. Hem Anayasa'da vardır hem de Ceza Kanunu'nda... Bunlar mahkemeyi etkileme amacıyla yapılmış eylemleri cezai yaptırım altına almıştır. Ama burada her eylemin etkilediğini söylemek mümkün değildir. Zaten bunlar tehlike suçlarıdır. Yani zarar meydana gelmesi gerekmez. Etkilemiş olduğunu kanıtlamak gerekmez. O yönde yapılmış olan her söylem, o zarar ihtimalini doğurabileceği için cezai yaptırım altına alınır.
O zaman asker yasalara aykırı bir şey yaptı?
Hayır, ben şunu söylemek istiyorum; yani bu etkilemek amacıyla yapılmış bir olay mıdır, evvela onu düşünmek lazım. Yani mahkemelerin etkilenmesi ihtimali varsa, ama bu kasıtla yapılmışsa suçlayabilirsiniz.
Ama kasıt olmasa bile böyle bir açıklamanın doğal sonucu olarak mahkemeyi etkileyeceğinin öngörülmesi gerekmez miydi?
Gerekmez. Aslında biz şu soru ve cevaplarda krizin o büyük boyutunu belirli bir yere indirgiyoruz. Ve yanlış yapıyoruz. Sorun, bu açıklamanın Anayasa Mahkemesi'ni etkileyip etkilemeyeceğine düşürülemez. Türkiye'nin krizi bundan çok daha büyük.
Yani, "Ev yanarken masa örtüsünün üzerine vişne suyunun dökülmesine bakılmaz" mı demek istiyorsunuz?
Benzetme güzel!
'Susurluk'u korumakla ulus-devlet onuru korunmaz
Susurluk'un tarihe bir "çete" olarak geçmesinin gizli kahramanı olarak siz gösteriliyorsunuz? Eğer siz itiraz etmeseydiniz Susurluk zaman aşımına uğrayacaktı?..
Doğru. İtiraz etmeseydik giderdi.
Yine o dönemde 8-10 paşa, Korkut Eken için bir kampanya yapmışlardı ve siz o kampanyayı da püskürtmüştünüz?...
O bir iade-i muhakeme talebi idi. O talebi reddederken belirli hukuki gerekçeleri ortaya koymuştum, doğrudur.
Aslında bu Susurluk kararlarınız, 367 ile kazandığınız statükocu, askere paralel görüntüyle çelişen bir duruş olarak algılanabilir?..
Ben öyle bir görüntü verdiğimi ilk defa sizden duyuyorum. Ve aslında benimle ilk defa röportaj yapan da sizsiniz. Onu açık bir şekilde söyleyeyim. Televizyondaki açıklamalarım hariç ben böyle bir röportaj vermedim.
Yani sınırları zorlamayın mı diyorsunuz?
Hayır, bu sözümden ne anlam çıkarırsınız bilmiyorum, ama bana hiç kimse böyle bir izlenim verdiğimi daha önce söylememişti. Söyleyebilir miydi? Söyleyebilirdi elbette. Her düşünceye saygı duyuyoruz, ama bunun gerçekle bir ilgisi yok.
Ama en azından siz de kabul edersiniz ki, statükocu olarak isimlendirilen bir cephe var ve siz bu cephedesiniz...
Eğer laik demokratik cumhuriyeti korumak, ulus-devletin onurunu savunmak statükoculuksa, hiç tereddüt etmeden o anlamda statükocuyum.
Biz de zaten bunu soruyoruz; ulus-devletin onurunu korumanın içinde Susurluk'u örtbas etmek de vardı. Sizde niye yok?
Hiç olur mu efendim? Ulus-devletin korunması Susurlukçuların korunması anlamına gelmez. Aslında derin devlet diye gerek TSK'ya gerek bu devleti koruma ve kollama görevini üstlenmiş kurumlara yapılabilecek en büyük haksızlıktır bu. Bu ayrı bir olaydır, devlet içinde bazılarının çeteleşmesi ayrıdır ve bunun takibi ayrıdır. Asıl, ulus-devletin onurunu korumak için Susurluk'un üzerine gidilmelidir.
Bunun içinde paşalar, askerler olsa da mı?
Kim olursa olsun.
Macunu yerine koymak mümkün
27 Nisan açıklamasının amacı neydi?
"Bizim düşüncelerimiz dikkate alınmıyor" açıklamasıydı.
Yani "Bkz. 12 Nisan" mı?
Aynen, 12 Nisan açıklamasının atfı, yollaması...
12 Nisan neydi?
12 Nisan'da "Uzlaşın" denildi. Ama uzlaşılmadığı için bugüne gelindi.
Peki buna "Nehirleri tersine akıtma darbesi" diyen çıkarsa?
Doğrusu şu; nehir zehirli maddelerle akıyordu, o zehirli maddelerin bir yerleşim bölgesine ulaşmaması için birtakım çabalar sarf edildi.
Başka bir deyimi de soralım: Macun tüpten çıktı mı?
Macun tüpten çıktı, ama çıktığı kadarını tekrar yerine koymak mümkün. Tüp daha boşalmadığı için gerekli önlemleri laik, demokratik ve hukuk devleti içinde almak hâlâ mümkün. Onun için iş işten geçti deyip olayı bir trajedi haline getirmenin bir anlamı yok.
Dayısı Menemen'de tehlike geçirmiş
Menemen olayına (1930) ailenizde tanık olan var mı?
Olay sırasında dayım Menemen Belediye Başkanı'ydı. O da bir tehlike geçirmiş. Adı İdris Tınaz. (Google'dan öğreniyoruz ki, Cahit Sıtkı Tarancı'nın da kayınpederiymiş). Mesela Naci Tınaz vardır. Annemin dayısı. 15'inci Tümen Komutanı'dır, şimdi Devlet Mezarlığı'nda yatıyor. Eski Jandarma Genel Komutanı'dır, Milli Savunma Bakanı'dır.
Arınç'ı 163'ten kim kurtardı?
Arınç'ı zeki buluyor musunuz?
Ona hiç şüphe yok. Ama kurnaz da... Partizan bir hukukçu... Biz kendisiyle 1980'lerden tanışığız. O zamanlar ben 9'uncu Ceza Dairesi üyesiydim. Sayın Arınç da 163'üncü maddeye aykırılıktan bir buçuk yıl hapis cezası almıştı. O karar önüme gelmişti ve biz o kararı bozduk.
Yani 163'ten siz kurtardınız?
Evet ve bunu unutmamış Sayın Arınç... Başkanlığa seçildiği vakit kendisini kutlamaya gittiğimde bana bunu hatırlattı. Bir başka şey daha var. Babası Ayvalık'ta Jandarma astsubayı olarak görev yaparken aynı mahallede oturmuşuz. Aynı ilkokuldan mezun olmuşuz. Hayatımızın ilginç bir kesişme noktası var.
Ayşegül Nadir'i kabul etmedi
1982 Anayasası'na ret oyu veren Kanadoğlu'nun duyarlı olduğu bir başka konu da tarihi eser kaçakçılığı. Hâlâ Yargıtay koridorlarında anlatılan "kovma olayı"nı Kanadoğlu da doğruluyor:
"(Ayşegül Nadir) Bir gün aynı sizin söylediğiniz bir biçimde (çok şık ve gösterişli) kendi davasıyla ilgili olarak görüşmeye gelmiş. Ben daha kapıdayken gördüm ve randevu vermedim. Bu kadar basit."

Koyu Fenerbahçeli olan Kanadoğlu'na "Denizli derbi"sini anımsatınca, "Ooo biz de iki saattir kiminle röportaj yapıyormuşuz, bilseydim 15 dakikada bitirirdim" diye takıldı ve bir derdini (!) paylaştı: "Benim eşim de Galatasaraylı, ne yazık ki onu da kurtaramadım."

