
Taha AKYOL
Objektif
Mitingler ve orta sınıf
ANKARA ve İstanbul mitingleri Türkiye'de güçlenen orta sınıfın yansımasıydı. Köylü bir toplum böyle mitingler yapamaz. Atatürk zamanında resmi bayram ve geçit törenlerindeki seyirci kalabalığının dışında, hiçbir miting yapılmamıştır.
O zaman hem köylü toplumu idik, hem Cumhuriyet ahaliyi siyasal süreçlere "katmak"tan ziyade "eğitme"yi önemsiyordu.
Türkiye'de mitingler demokrasiye geçişle başladı. 1950'lerin miting fotoğraflarında kadın yoktur, erkek kalabalıkları ise kasketli, taşralı, yoksul kitlelerdir.
CHP'li Cevdet Kerim'in deyimiyle "Hasolar, Memolar"; Recep Peker'in deyimiyle "ayaktakımı"; merhum Metin Toker Ağabey'in deyimiyle "Fasa fiso vatandaşlar!"
Ankara ve İstanbul'daki dev mitinglerde ise muazzam bir kadın katılımı vardı. Genel manzara belli bir eğitim seviyesine sahip, iyi giyimli, medeni davranışlı kitlelerdi. Sina Koloğlu, "Beyaz Türklerin isyanı" diyor.
Tipik "orta sınıf" manzaralarıdır bunlar.
Elitler ve ahali
"Orta sınıf"ın siyasal özelliği, köylü gibi itaatkâr olmayıp gerektiğinde tavır koyabilmesidir; "itiraz" etmesi, "talep"te bulunması, siyasette "katılım" istemesidir.
Onun için köylü toplumlarında demokrasi zordur. Orta sınıf toplumlarında ise darbe zordur, tek fikirlilik zordur, 'tek tipleştirme' imkânsızdır. Çünkü köylü gibi boyun eğmezler, "itiraz" ederler, "talep" ederler, siyasi süreçlere "katılmak" isterler.
Mitingler, işte bu orta sınıfın Türkiye'de nasıl gelişip güçlendiğinin de göstergeleriydi.
Ancak cumhuriyet elitlerinin kendilerini üstün, taşradaki milyonları "fasa fiso" gibi görme duygusu, ideolojik devamlılık yoluyla mitinglere de yansımıştı.
"Biz halkız, onlar ümmet" türü eleştiriyi aşan, dışlayıcı sloganlar!
Cumhuriyetçi elitlerin liberalleşme evresinden önceki bu 'taşra' bakışını, Fransız tarihi uzmanı Maurice Larkin "Cumhuriyetin paryaları" terimiyle tarif etmiştir.
Bizde "Hasolor, Memolar, fasa fisolar..."
En büyük değişim
Halbuki orta sınıflaşma zorunlu olarak çoğulculuğu da getirir. Orta sınıflaşmayı yaratan sivil ekonomi, eğitim, şehirleşme, dışa açılma gibi dinamikler "taşralılar"ı da orta sınıflaştırır; "kenar"da kalmışlıktan çıkarıp "merkez"e, yani elitlerin yanı başına getirir.
Eskiden bastırılmış kimlikler ortaya çıkar, orta sınıfın kendisi de çeşitlenir: Köylü toplumunda görülmeyen liberal, muhafazakâr, sosyal demokrat vs. siyasi akımlar oluşur.
Mitinglerdeki milyonları üreten de, liberal ve muhafazakâr kesimleri üreten de aynı orta sınıflaşmadır. İşte onlar da cumhuriyet elitleriyle eşit vatandaş olmayı "talep" ediyorlar, 'parya' gibi görülmeye "itiraz" ediyorlar, siyasete "katılmak" istiyorlar.
Türkiye 1950'lerden bu süreci yaşıyor.
Ama cumhuriyetçi "merkez" orta sınıflaşan "taşra" ile bu "eşitliğe" razı mı?
Taşrayı merkeze getirerek onları da orta sınıflaşmasını sağlayan piyasa ekonomisine karşı çıkanlar! Demokrasiye geçişi "karşı devrim" diye suçlayanlar! "Liboş, dönek, gerici" gibi aşağılamalar! "Merkez"e gelişi durdurmak için konulan yasaklar!.. Belli ki 'Beyaz Türkler' 'zencilerle' eşitliğe pek de razı gözükmüyor.
Ama demokrasi, piyasa ekonomisi ve dışa açılma devam edecekse, vatandaşların eşitliği fikri de güçlenecektir; merkez-kenar ayrımı aşılacak, Türkiye Batılı bir devlet gibi hür ve eşit vatandaşların güçlü ülkesi olacaktır.
t.akyol@milliyet.com.tr

