|
 |
|
|
Whatandaşlık numarası yapanlar
Benim Gözlü¤ümden / Nihat Demirkol
Önce, para ticareti yapmak üzere kurulmuş saygın markalarımızdan birinin (ki biz bunlara banka diyoruz) TV reklamlarından, göze çarpan ve rahatsız edici birkaç kare hatırlayalım:
Kredi işlemlerinin basitliği anlatılacak... Karmaşık hiçbir işleme bulaşmadan, cep telefonunuzla vatandaşlık numaranızı yolluyorsunuz. Birkaç dakika içinde bankanız yanıt veriyor. Kolaylığa bak! Diğer plânda, şaşkınlığını genetik algı zayıflığı ile perçinlemiş kovboy şapkalı Amerikalının ''What?'' şeklindeki sorusuna, başroldeki oyuncumuz ''Whatandaşlık Numarası...'' diyerek, yabancı bir aksanla cevap veriyor. Hemen anlıyorsunuz ki, seslendirilen sözcük alfabemizde bulunmayan ''W'' harfi ile başlamaktadır.
* * *
Efendim bu köşede kimseye anayasa hukuku öğretecek filân verecek değiliz. Herkesin bir parça fikri olan ''yurttaşlık bilgisi'' derslerinden kalma küçük hatırlatmalar yapsak yeter herhalde...
Yürürlükteki anayasamızın 3. maddesinin ilk cümlesi, ''Dili Türkçe’dir'' biçiminde sonlanır. Ve bu cümle de bildiğiniz gibi ''değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez'' hükümler arasındadır. Bunun yanında, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra yapılan devrimlerden biri de yazı devrimidir ve 01.11.1928 tarihinde kabul edilen 1353 sayılı ''Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun''un 1. maddesi ile ''Arap harfleri yerine Latin esasından alınan Türk harfleri''nin kabul edildiği duyurulmuştur. Aynı yasanın 4. maddesinde ise şöyle denilmektedir:
''1928 senesi kânunuevvelinin (aralık ayının) iptidasından (başlangıcından) itibaren Türkçe hususi (özel) veya resmi levha, tabela, ilan, reklam ve sinema yazıları ile kezalik (aynı şekilde) Türkçe hususi, resmi bilcümle (bütün) mevkut (süreli), gayrı mevkut (süreli olmayan) gazete, risale ve mecmuaların (dergilerin) Türk harfleriyle basılması ve yazılması mecburidir.''
Kanunkoyucu ''okunması da'' dememiş ya, o halde meydan boş sayılır. Öyle anlaşılmaktadır ki, Türkçemizin hukuk devleti güvencesi ile korunması, ''akılla, vicdanla, kültürle, insafla ve vatandaşlık bağıyla korunmuyor olması'' hastalığı ve suçunu engellemeye yetmemektedir. ''Memlekette taşları bağlamışlar...'' demeye getiriyorum! Keşke RTÜK isminde bir kuruluşumuz olsa da bir el atıverse şu işlere...
* * *
Reklamcılar yaratıcı insanlardır. Biraz biraz kuraldışı davranmazlarsa, işlerini iyi yapamazlar. Ama bunun bir ''haddi hududu'' olmalıdır. Bu ''kimliksizleşme'' belâsı ve çorabının başımıza nasıl örüldüğü açık. Sömürge olmayan her ülkede eğitim ülkenin resmi diliyle yapılır. Sadece sömürge ülkelerin okullarında ''sömüren ülkelerin dili'' eğitim dilidir. Bu çarpıklığa ilköğretimden üniversiteye kadar olan bütün süreçte yavaş yavaş alıştırıldık; bu kepazelik küreselleşme yutturmacasıyla teşvik edildi, hattâ bu özendirildi bile... Bir Allah’ın kulu da çıkıp demedi ki: ''Yahu, bize bu aklı veren ülkelerin hiçbirinde böyle rezil bir uygulama yok!'' Bir tiyatro duayeninin ''sıkıntıya kal getiren draje'' diye seslendirme yaptığı bu ülkede, yitirilmek üzere yetiştirdiğimiz kuşağın güncel iletişimi, tartışırken sorunları ''discuss'', sevi-sevdâ işlerinde evliliği ''propose'' etmeye geldi dayandı. Türk imlâsı yerine ne babası belirsiz sözcükler kullanılıyor. ''Eskidji, Pasha, Kitapchi, Kebabchi, Efendy...'' Daha sayayım mı?
Türkçe, sözcük varlığı 75 bine ulaşmış ve dünyanın en çok konuşulan 5. dilidir. Reklamcı kardeşlerimiz, yaratıcılıklarını bir zahmet başka alanlarda geliştirsinler; meselâ Türkçe öğrensinler... Dille oynamasınlar. Çünkü anadil hepimizin ve onun üzerinde hepimizin hakkı var. Ayıp oluyor!
Bu yaptığınız öncelikle Anayasa suçudur. Ama vicdanlarda açtığı yara görüntüsünden daha büyüktür. Önce hangi ülkenin ''Whatandaşısınız?'' ona karar verin.
Biz de duruma göre tavır alalım!
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|