Cumhuriyetten cemaate!
Bu yazıyı yazmadan önce çok düşündüm. Çok keyifsiz, içimi acıtan " yazık" bir yazı bu... Ama biri çıkıp söylemeli, yazmalı... Tarihe tanıklık yapmalı... En azından katılan katılmayan, karşı çıkan doğru bulan tartışmalı...Beni yanıldığıma ikna ederlerse sevinirim. Kimseyi ikna etmek için uğraşmayacağım bundan böyle... İlle de dediğim dedik, çaldığım düdük demeyeceğim. İnat ve ısrar etmeyeceğim.
Fenerbahçe, Aziz Yıldırım döneminde maalesef cumhuriyetten cemaate dönmüştür.
Üyelerinin ve taraftarlarının eğilimini ve iradesini saygıyla karşılayan, egemenliğini baş tacı yapan, kongrelerinde demokratik geleneklerle kurullarını seçerek işbaşına getiren, bütçelerini onaylayan, çalışma programlarını oylayan, hesapları ibra eden Fenerbahçe Cumhuriyeti yerine, liderin peşine takılarak tüm davranışlarını o liderin isteği doğrultusunda gerçekleştiren, kararları hep o liderin iki dudağının arasından çıkan bir topluluğu dönüşmüştür.
Yalnız kalıyor
Yalçın Doğan'ın kulakları çınlasın. Fenerbahçe Cumhuriyeti kitabını yazdığı zaman, herkes sevmişti bu deyimi... Fenerbahçe'nin geleneklerine, tarihine, spor alemimizdeki rolüne çok uygun düşen bir sosyal yapıyı açıklıyordu. Fenerbahçeli olmayanların bile sempati ile karşıladığı bir benzetmeydi bu... Evet, Fenerbahçe bir cumhuriyetti. Kulüp rekabetinin yarattığı gerginlikler bu deyimin üzerindeki sevgi ve sempatiyi dağıttı. İşi resmi sözlüklere dayandırıp espri anlayışını unutarak başka yerlere taşıyanlar oldu. Oysa onların hoşlanmadığı şey, cumhuriyet gelenekleri değil, cemaatleşme belirtileriydi. Tam aksine, Fenerbahçe'nin cemaat değil, cumhuriyet olduğunu yüksek sesle tekrarlamalıydılar, olmadı!Evet, üzülerek görüyorum ki Fenerbahçe sür'atle cemaatleşiyor.
Federasyona, rakip takım taraftarlarına, hakemlere, ezberlenmiş görüş ve itirazlarına katılmayan herkese kolayca yapıştırılan "Fenerbahçe düşmanlığı" yaftası, ne yazık ki onları gün geçtikçe yalnız bırakıyor. Kendi içlerinde birleşmek, bütünleşmek ve dayanışmayı gerçekleştirmek adına sergiledikleri yanlış politikalar Fenerbahçe'yi 100. yılında taraftarı olmayan, ama dostu olan kitlelerden giderek uzaklaştırıyor....
Aziz Yıldırım'a endeksli
Aziz Yıldırım ve arkadaşları, PFDK'nın dünkü kararlarında ortaya çıkan acı bilanço ile ağır cezalarla karşılaşıyorlar. Hakemleri ve federasyonu hırsızlıkla, şerefsizlikle suçladıkları için... Özerk federasyonu sürekli olarak devlete şikayet ettikleri, o özerk yapının içinde demokratik muhalefet eksenini oluşturmayıp hep tepeden inme müdahaleler, darbeler bekledikleri ve sonunda "Bu kadar aciz bir devlet görmedik" diyebildikleri için...Haklı ve mazlum oldukları konularda bile haklılıklarını anlatamadıkları, öfke ve nefreti kontrol edemedikleri için...
İletişim hatlarını, diyalog fırsatlarını doğru kullanmadıkları için.
Her şey Aziz Yıldırım'a endeksli... O ne diyorsa o! Kendi içlerinde bile tartışmadıkları, akıllarına gelen herşeyi ölçüp biçmeden söyledikleri, kimseye güvenmedikleri için.
Evet, maalesef yalnız kalıyor Fenerbahçe... Dahası haksızlıklarını ve yanlışlarını çoğaltarak, haklı olduğu konuları da gölgede bırakıyor, unutturuyor.
Evet, Fenerbahçe'nin en az 8 penaltısının verilmediğine, haksızlığa uğradığına inanıyorum. Evet, Selçuk Dereli'nin son kupa maçında akıl almaz yanlışlar yaptığını, Fenerbahçe'yi mağdur ettiğini biliyorum. Ama herşeye rağmen Fenerbahçe'nin, spor kulübü olduğunu da unutmamak gerektiğini düşünüyorum.
Biraz tarihe bakalım izninizle...
Kuruluş yıllarındaki bir kongrede salondaki çoğunluklarına dayanarak Üsküdarlı üyeler, kulüp adının "Üsküdar Fenerbahçe" olarak değiştirilmesini istediler. Divan Başkanı Ayetullah Bey, "14. Lui (Kanun Benim !) demişti... Şimdi de ben (Fenerbahçe Benim!) diyorum. Bu öneriyi oya koymuyorum. Kongreyi bitiriyorum" dedi ve tarihi böyle yazdı.
Şimdi soralım bakalım: Fenerbahçe'nin bugünkü yöneticileri tarihi nasıl yazıyor ?
İçinde her türlü hır gürün çıktığı bir türlü kontrol edilemeyen saray gibi statla mı ? Avrupa hedeflerinde sürekli hayal kırıklığı yaşatan ve yaratan politikalarla mı ? Fenerium ve kombine satışlarıyla mı yazılıyor tarih ? Yoksa Fenerbahçe büyüklüğü ile mi ? Hangi büyüklük bu ? İslam (Çupi ) Abi'nin kupalarla şampiyonluklarla ölçülemeyen büyüklüğü mü ? Yoksa satış, reyting rakamlarıyla dolu bir bilanço büyüklüğü mü ?
Ve soralım yeniden: Nasıl bir 100. Yıl kutlaması bu ?
Toplumun saygı duyduğu en büyük spor yuvasının, rekabet kültürümüzde asla stop etmeyen dev motorun, efsanelerle kuşaktan kuşağa anlatılan ve aktarılan örnek başarıların, barış ve dostluğun 100. Yılı mı, yoksa kavganın, nefretin, hiddet ve şiddetin 100. Yılı mı ?
Olmadı Aziz Başkan...
İyi niyet, enerji ve vizyonla başladığınız yoldan çok yanlış bir yere geldiniz.Fenerbahçe'yi cumhuriyetten cemaate çevirdiniz.
Yazık ettiniz!
Kablolar değil, damarlar koptu!
Lig TV'nin Fenerbahçe-Denizlispor maçının naklen yayınında karşılaştığı güçlükleri duymayan kalmadı.
Uzun direnişlerden sonra federasyonun "Kameralar stada girmezse maç da başlamaz" kararından sonra spor tarihimizde ilk kez yaşanan bir saldırıya tanık olduk. Pilot ve pilot altı kameraların kabloları birer birer, sırayla kesildi. Yayın, kale arkasındaki iki kameraya kaldı. Seyrederken herkesin başı döndü.
Haberleşme özgürlüğü, haber alma hakkı resmen çiğnendi. Dekoder parası ödeyerek maçı seyreden milyonlarca futbolsever ve Fenerbahçe taraftarının hakları gasp edildi.
Ne demişti saygıdeğer vali yardımcısı Fenerbahçe-Beşiktaş maçından önce? 95 kamera ile güvenlik kontrolu yapılacağını söylemişti.
Denizlispor maçında 95 kameranın tamamı devre dışı mı bırakıldı? Devrede kalan birkaç kamera kaydı niye ortaya çıkarılmadı ?
Stat güvenliğinden sorumlu Emniyet Müdürü, Fenerbahçeli yöneticilerle konuşmuş ve görüntüleri istemiş...
Yanıt: "Kayda değer bir şey yok!"
Kayıt yok ama, vukuat var!
Kimsenin unutmaması gerekir. O kablolar, gerçeğin damarlarıdır.
Kimse kopmasına sevinmemeli. Günün birinde kime lazım olacağı hiç bilinmez.
Ama en azından milyonlarca Fenerbahçelinin de aralarında olduğu futbolseverlerin malıdır.
Koparamazsınız!
agokce@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

