
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Gece yarısına doğru yavrulanan siyasal sürprizler
Önceki gün gece yarısına doğru Başbakan Tayyip Bey'in yaptığı açıklamalarla; Anayasa Mahkemesi'nin cumhurbaşkanlığı seçimi için Meclis'in kaç kişilik bir çoğunlukla oturumu açması gerektiği kararı ve "muhtıra" adı takılmış ve yine gece yarısına doğru açıklanmış Genelkurmay bildirisi karşılaştırıldığında...
Çalkantılı bir döneme doğru palamarların artık nasıl iyice çözülmüş olduğu da, gongunu çalmaya başlıyor duyarlı kulaklara...
***
Haziranın son haftasında, yahut temmuzun ilk günlerinde genel seçime gidiliyor.
Sadece o kadar mı?
Seçmenlerin sade milletvekili adaylarını değil, ikinci bir sandığa atacakları oylarıyla, cumhurbaşkanını da seçmesi öngörülüyor.
Seçim kampanyaları sırasında, kutuplaşmalarla gerilimler ve çalkantılar azalacak mı; bendeniz pek sanmıyorum.
***
Türk siyasetinde, çalkantılı bir döneme doğru palamarların çözülmesi; özellikle ulaşım ve iletişimin bu kadar hızlandığı bir küreselleşme sürecinde, kaçınılmaz bir gidişti.
***
Bir de Milliyet'in dünkü manşetine bir bakalım:
"Valiliğin 1 Mayıs yasağı İstanbul'u felç etti - Resmi zulüm - 1 Mayıs'ı Taksim Meydanı'nda kutlamak isteyen DİSK ile buna karşı çıkan İstanbul Valiliği'nin restleşmesi İstanbul'u felç etti. Binlerce kişi yollarda mahsur kaldı"
***
Radikal'in manşeti de şöyleydi:
"İstanbulluya polis terörü - Polis 1 Mayıs'ı İstanbullulara zehir etti - İşçileri Taksim'e sokmamak uğruna öyle akla zarar önlemler alındı ki kent felce uğradı. Halka ve göstericilere terörist muamelesi yapıldı"
***
Kamu hukuku doktrinleri açısından, çağdaş bir "devlet" tanımlamasının yapılamadığı bir ülke Türkiye.
Çağdaş bir tanımlamaya göre "devlet, milletin örgütlenmiş biçimidir".
Demokrasilerde de, "egemenlik kayıtsız şartsız milletin elindedir".
Türkiye realitesinde ise, Hazine'den geçinmeli makam sahipleri "devlet", çıplak hayattan geçinenler "millet", yani sıradan itibarsız vatandaşlardır.
O nedenle de, siyasal nutuklarda şöyle bir cümle çınlar durur:
"Devlet-millet el ele"...
***
Bu arada valilerin, "devlet"i temsil ettiği de iddia edilir durur.
Oysa "devlet"; milletin "yasama erki", "yürütme erki", "yargı erki" olarak biçimlendirdiği -3 ayaklı bir sacayağı benzeri- bir örgütlenmedir ve dışarıdaki büyükelçilerle, cumhurbaşkanı dışında kimse tarafından temsil edilemez.
***
Türkiye siyaseti ise "devlet"in tanımlanmasında dahi kötürüm kalmıştır ve kolluk kuvvetleri de dahil, kamu görevlilerinin her biri:
- Ben devleti temsil ediyorum, demektedir.
Hatta "yürütme erki, yani hükümet" dahi, devletin dışında bir kuruluş sayılmaktadır.
***
Böylesi sapın samanın birbirine karışmış olduğu, bürokratik ağırlıklı oligarşik bir yapının, er geç çalkantılı bir döneme doğru kayması, ne kadar şaşırtıcı sayılabilir ki?
***
Oligarşik bir yapıya; bir de köylü ağırlıklı bir toplumun, kulak asılmayan çileleriyle, şeffaflaştırılması yasaklanmış ekonomik yamuklukları eklerseniz...
***
Son 80 yılda resmi araba alımlarıyla bakımlarına, kaç yüz milyar dolar ve aynı sürede itfaiye teşkilatına ne harcanmış olduğunu karşılaştırır, bunu da İngiltere'deki durumla kıyaslarsanız...
***
"Biz bize benzeriz", "Bir Türk cihana bedel", "Türke Türkten başka dost yok", "Ne mutlu Türküm diyene" sloganlarıyla ne kadar merdiven kurabilirsiniz "çağdaş uygarlık düzeyi"ne?
***
Türkiye de kesinkes değişecektir; ne var ki, bir İstanbul depremi de dahil, çeşitli çalkantılardan geçe geçe değişecektir.
21. yüzyılın küreselleşme dinamiği, Türkiye'yi, bugünkü çağdışı bir yapılanmaya mıhlanmış olarak bırakamaz.
***
Türkiye'nin burjuvalaşma süreci, taşranın İstanbul'u yağmalamasına gerek yaratmayacak, ekonomik bir denklem içine oturtulmalıydı.
Dağa taşa "Önce vatan" yazan, oligarşik bir anlayış; vatandaşları da, "emre tabi" sıradan kullar olarak gördü; makam sahipliği yanında, meslek sahipliğini de hor gördü.
***
Enseyi karartmayın.
10 yaş çocukları 30'una geldiğinde; bugün yaşanan temposuz çarlistonların hepsi, geçmişte kalmış olacak.
c.altan@prizma.net.tr

