
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
Napolyon, manşet ve zor zanaat...
TAHTAN indirilen "İmparator Napolyon" Elbe Adası'na sürülür, bir süre sonra adadan kaçar, haber duyulunca Paris gazetelerinin manşetleri başlar:
"Canavar Elbe'den
kaçtı."
"Diktatör Paris
yollarında!"
"Napolyon tahta geri
dönüyor!"
"İmparator Paris'e
doğru!"
"Ekselans iki gün sonra
Paris halkına kavuşuyor!"
"Paris halkı İmparator'unu
karşılamak için yollara döküldü!"
Ve son gün:
"Hoş geldiniz Haşmetmeab!"
* * *
DİYECEKSİNİZ ki, niye yazdın bunu, "Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü?" misali...
Öyle mi?
Tandoğan mitingi öncesinden başlayarak Çağlayan mitingi sonrası gazeteleri bir tarasanıza, ya da Tandoğan mitingi gününden başlayarak Çağlayan mitingine kadar televizyonlarda seyrettiklerinizi ya da seyredemediklerinizi hatırlasanıza...
"Kıssadan hisse"yi de siz çıkarıverin...
* * *
POLİTİKACILIK zor zanaat....
Hulki Cevizoğlu, geçen hafta eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu ile yaptığı programda açıkladı, kendi kitabından, "Ya Sev, ya Serv"den örnek verdi. Leyla Zana ve arkadaşları, Avrupa uyum yasaları gereği, yeniden yargılanmak için tahliye edilirler. Cezaevinden çıkar çıkmaz da "resmi temasları"na başlarlar. Bu arada Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü de ziyaret ederler. Onların bu temasları AKP'li 10 milletvekilinin tepkisini çeker, yayımladıkları bildiride şöyle derler:
"Bu zatların, cezaevinden çıkar çıkmaz, bazı resmi makamlara hangi sıfat ve gaye ile kabul edilmelerinin izahı mümkün değildir."
İmzalar: "Sadık Yakut, Miraç Akdoğan, Mehmet Erdemir, Fuat Geçen, Süleyman Sarıbaş, Ali Küçükaydın, M. Sait Armağan, Osman Seyfi Ali Ayağ, Vahit Erdem."
Şimdi bu milletvekilleri neredeler? Hayır, partilerini sormuyoruz, yine ufak da olsa transferler başladı. Hulki Cevizoğlu'nun tespitine göre, en son, Meclis'te, cumhurbaşkanı seçilmesi için Abdullah Gül'e oy verirken görülmüşler.
Politikacılık zor zanaat, zor!
* * *
PROF. Nevzat Yalçıntaş'ı TRT Genel Müdürü'yken tanıdık, sevgimiz ve saygımız hiç eksilmedi. Aynı görüşleri paylaşmasak da "asgari müşterek"lerde buluşuyorduk.
Geçenlerde yazdık, Ahmet Necdet Sezer'in seçiminde "Fazilet" partililer ikiye ayrılmışlardı. Kimi Sezer'e, kimi de aday olduğunu açıklayan Yalçıntaş'a oy verecekti, Abdullah Gül'ün de Sezer'e oy vereceği söyleniyordu. Abdullah Gül'ün "Nevzat Hoca"'ya saygısı büyüktü, hemen telefon etti:
"Hocam, hem vallahi, hem billahi benim oyum sizin... Sezer'e oy verecek değilim."
Bunu "Çankaya'da Son Tango" kitabında anlatan Y. Faruk Mangırcı, olayı şöyle noktalar:
"Nevzat Hoca, şaşkınlığını gizleyemedi, Gül'ün sözlerinden dolayı afallayıp kaldı. FP grubunda konuşan Abdullah Gül'e mi, yoksa telefondaki Abdullah Gül'e mi inanacağını bilememişti."
O gün Meclis'te Abdullah Gül'ü cumhurbaşkanlığına aday gösteren milletvekillerinin adları arasında Sayın Nevzat Yalçıntaş da vardı.
* * *
EVET, politika zor zanaat, zor!
Bizim gibilerin meşrebine uymuyor. Bir tarihte size arka çıkıp karşınızdaki için "Aldırma yahu, manyağın biri!" diyenin, aynı günlerde "manyak" dediğiyle canciğer, kuzu sarması olduğunu öğrenince ne yaparsınız?
Gereğini yaparsınız değil mi?
İşte zorluk burada, politikacı bunu yapamıyor.
h.pulur@milliyet.com.tr

