
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
1 sandık-2 sandık; şu sandık, bu sandık ve biraz da usandık
Yüzlerce yıldan bu yana Türkiye'nin, Osmanoğulları dönemini de kapsayan siyasal katran kazanı, hâlâ daha "taht ve iktidar" çekişmeleriyle fokurdamakta...
Ve hâlâ daha, ne "devlet" kavramının çağdaş bir tanımlaması yapılabilmiş, ne de yorumlara ve tartışmalara yer bırakmayan bir berraklıkta, çağdaş bir anayasa...
* * *
Nutukçular, istedikleri kadar haykıra dursunlar:
- Türkiye bir hukuk devletidir, diye...
Maalesef Türkiye, Anayasa'sında; cumhurbaşkanının görev süresi tamamlandığında yenisi seçilinceye kadar kimin o görevi üstleneceğinin dahi, net ve kesin olmadığı bir hukuk devleti.
* * *
Bir de buna, 27 yıl önce bir suikastle öldürülmüş olan DİSK Başkanı Kemal Türkler'in hâlâ daha sürüp giden cinayet davasını eklerseniz...
Türkler'in vurularak hayattan koparıldığı tarihte, 2 yaşında bile olmayan torunu; şimdi avukat olarak, sürüp giden cinayet davasında dedesinin hakkını aramakta...
Hani insanın:
"Çelebi böyle olur bizde de hukuk devleti"
Diyesi geliyor.
* * *
Bundan neredeyse 3 bin yıl önce Delfi'deki Apollon tapınağının ön yüzüne koskocaman harflerle kazınmış bir söz vardı:
"Gnothi Seauton-Kendini bil, kendi kendini tanı" anlamına.
Sokrates'in de aklını taktırdığı ünlü bir sözdü bu.
* * *
Biz, kendi kendimizi tanımayı sürekli reddettik ve koşullanmaları arıtmaya çalışmış kalemleri de yok ettik.
Ankara'da polemiklerle kasırgalaşmaya başlayan siyasal hava; 1288 yılında ölen, 400 çadırlı ve 3 bin nüfuslu Kayı aşiretinin Beyi Ertuğrul Gazi'yi getiriyor aklımıza.
Ertuğrul Gazi ölünce, yerine aşiret beyi olmak isteyen oğlu Osman Gazi de, aşiret beyliğini eline geçirmek isteyen amcası Dündar Bey'i öldürmüştü.
* * *
Tarihimizdeki kanlı siyaset kavgaları, yüz yıl kadar önce de Tevfik Fikret'e "Tarih-i kadim"i yazdırmıştı:
Kahramanlık... Esası kan, vahşet;
Kes, kopar, kır, sürekli ez, yak, yık;
Ne "Aman" bil, ne "Ah" işit, ne "Yazık";
Ne ekinden eser, ne ot, ne yosun;
Sönsün evler, sürünsün aileler;
Kalmasın hırpalanmadık bir yer;
Her ocak benzesin mezar taşına;
Damlar insin yetimlerin başına...
Bu ne vicdangüdar şenia (vicdan eriten kötülük), ne ar...
Yere geç satvetinle (gücün kudretinle) ey serdar.
* * *
Ne yazık ki, günümüzün politik ve bürokratik kadroları; Tanzimat'tan uzantılı Türk roman edebiyatından da çok habersizler.
Şayet Türk roman edebiyatını merak etselerdi, İstanbul'un alaturka yüzüyle, alafranga yüzünün; en sonunda TBMM'ye nasıl yansımış olduğu, çok daha derinliğine çıkardı ortaya.
* * *
Hiç değilse Hüseyin Rahmi'nin, şu birkaç romanı genişliğine benimsenebilseydi:
Metres
Alafranga-Şıpsevdi
Meyhanede Hanımlar
Kadınlar Vaizi (öykü)
Utanmaz Adam
Ve Peyami Safa'nın "Fatih-Harbiye"si...
* * *
1839'da Sultan Mecit'le başlayan Tanzimat döneminde, İstanbul'un alaturka-alafranga olarak ortaya çıkan ayrışması; bugün tüm Türkiye'yi ve siyasal kutuplaşmaları da kapsamada.
* * *
Akıp giden ırmaklara bir köprüden bakıldığında; köprüden seyredilen sular, hangi kaynaklardan çıkıp, hangi denizlerle göllere doğru aktıklarından habersiz olarak, akıp giderler...
* * *
Küçük Asya'da yaşayan insanlar da, kuşak kuşak bir yerlerden bir yerlere doğru akıp gidiyorlar...
Çeşitli yönlerden esen rüzgârlarla, bazen çalkantılar hızlansa da; "azgelişmiş"lik, "gelişmişlik"e doğru akıp gidiyor.
* *
Göztepe'de elektrikler saat 9'da kesildi, kesinti saat 15'e kadar sürecek.
Seçimin erkene alınması, 6 saat boyunca bendenizi, evde mahpus kalmaktan kurtarmaya yetmedi.
Nasıl ki kendiliğinden çöken yapıların, yıkılmasını önlemeye de yetmedi.
* * *
Enseyi karartmayın. Irmaklar zaman zaman köpürüp taşıp, zaman zaman durgunlaşıp, denizlerle göllere doğru aktıklarını bilmeseler de; hiçbir zaman geriye doğru akamazlar.
c.altan@prizma.net.tr

