
M. Ali BİRAND
Tam bir güç kavgası yaşanıyor
Son bir haftadır, bu ülke muazzam bir fırtınanın içine düştü. Sürpriz oldu. Kimse beklemiyordu. Geçen Cuma gecesi, hava karardı, deniz kabardı. O gün bugündür, Ankara'da büyük bir kavga yaşanıyor. Öylesine bir karmaşaya düşüldü ki, ayrıntılar içinde kaybolduk.
Peki ne oluyor?
Uzaktan bakıldığı zaman, ayrıntıları bir kenara bırakırsak, son derece sert bir güç kavgası yaşandığını görebiliriz.
Bu kavganın sonunda, Türkiye'de kimin ne kadar etkinliği olacağı anlaşılacak.
AK Parti "Demek ki, benim adayımı Çankaya'ya çıkartmıyorsunuz... Demek ki, Köşk'te türbanı engellemek istiyorsunuz. O zaman ben de halka sorarım" diyor.
Sandıktan EVET oyu çıkarsa ne olacak?
Ne Anayasa Mahkemesi, ne muhtıra, ne de muhalefet tepkisinin etkisi kalacak. AK Parti Köşk'e çıkacak.
Bir de genel seçim var.
Bu seçime gidilirken, AKP muhtıra yemiş, ancak, ilk defa boyun eğmeyen ve aynı sertlikte tepki gösteren bir parti konumunda.
Eğer sandıktan, daha da güçlenerek çıkarsa, bundan böyle kendine güveni daha fazla artacak. (Bu olasılığın iyi mi, yoksa kötü mü olduğunu başka bir yazıya bırakıyorum)
Bu aşamadaki mücadele, laik kesimin, AK Parti'yi Cumhurbaşkanlığı'na türbanlı eşi olan birini çıkartmamaya yönelik. Askeri, CHP'si ve adalet mekanizmasıyla adeta bir cephe oluşturuldu. Doğrusu, AK Parti'nin stratejisini bozmayı başardılar.
Askerin sadece internet sitesine koyduğu bir metin öylesine etkili oldu ki, HAYIR cephesi istediğini elde etti.
Tabii, bundan sonrası daha da önemli. Zira AKP'nin sandıktan çıkaracakları, bugünkü dengenin değişmesine yol açabilecek. Böyle bir tehlike var. Üstelik bu tehlike küçümsenmeyecek kadar da önemli.
Eski günler aklıma geliyor.
1970'ler, 80'ler ve 90'larda da hep aynı görüntüler ve manşetlerle karşılaşırdık.
Türkiye'nin siyasi krize düştüğü, istikrarsızlık içine girdiğinden söz eden yazılar ve programlar yayınlanırdı.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin müdahaleleri konu edilirdi ve sık sık törenlerde çekilmiş Türk birliklerinin geçişi gösterilirdi. Makalelerde de, Türk Ordusu'nun politikaya müdahaleleri tartışılırdı. Uluslararası toplantı ve konferanslarda da, hep aynı konular ele alınırdı.
Ekranlarda da, son 1 Mayıs'ta İstanbul'da izlediğimiz çatışmalar gibi, göstericileri hunharca döven polis veya jandarmaların filmleri seyredilirdi.
Ya PKK terörü, Güneydoğu'daki olaylar, siyasi ve ekonomik krizler?
İşte Türkiye'nin geçmiş yıllarda dünya medyasına yansıyan görüntüsü buydu.
Son günlerde yine aynı görüntülerle karşı karşıya kaldık. Unuttuğumuz, eski istikrarsız Türkiye tekrar sahneye çıkmış durumda.
Yabancı medya, analizler yapıyor ve Türkiye'de istikrarsızlığın nedenlerini anlatıyor.
Nerede kaldı son 3 yılın başarı hikayeleri!
Ekonomisindeki yükselişin anlatıldığı, reformlarından övgüyle söz edilen Türkiye artık ortada yok.
Bütün yıllarım, ülkem hakkında yazılan bu karanlık haberleri izlemekle geçti. Küçücük olumlu bir haber dahi yüzümüzü güldürürdü. Başarısızlıktan öylesine bıkmıştık ki, ardından gelen 2002/2006 dönemi, dışarıda insanları hayretlere düşürmüştü.
Ne yazık ki, tekrar eski günlere döndük.
Yine içim kapanıyor.
Bugünlere gelmemizin sorumluluğu ne sadece AK Parti'ye, ne muhalefete, ne de sadece TSK'ya aittir.
Hepimiz sorumluyuz... Hepimizin, gelinilen bu noktaya katkımız oldu.
Acaba hep böyle mi devam edecek?
Önümüzdeki aylarda iki seçim yaşayacağız. Sonra ne olacak? Sonra, her şeye rağmen yine istikrarsızlığa mı boğulacağız?
Çok korkuyorum.
Eski günlere dönmek istemiyorum.
Buna layık bir ülke değiliz.
Toplum olarak, rahat etmek istiyoruz.
Buna hakkımız yok mu?
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net

