Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 06 Mayıs 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ünlülerin "dev" ayakları

Ünlü heykeltıraş Wang Du'nun "Public 48, 49, 51" adlı sergisinde yer alan Nicole Kidman, Britney Spears ve Ashley Judd'ın "kusurlu" ayaklarının dev heykelleri 8 Mayıs'tan itibaren Akbank Sanat'ta

MELİS ALPHAN

Politikadan gündelik hayata, müzikten edebiyata, sinemadan televizyona etrafımızı saran, hayatımızı bir nevi istila eden popüler kültür Çinli heykeltıraş Wang Du'nun birincil malzemesi. Bir gün buruşturulup atılmış gazetelerin, başka bir gün Çin askerlerinin devasa heykellerini yapan ya da Time dergisinin kapağından bir halı dokutan sanatçı bu kez sokakta görsek merhaba diyecek kadar aşina olduğumuz üç ünlü kadının kusurlu ayaklarını "ayağımıza getiriyor".
Kim mi bunlar? Nicole Kidman, Britney Spears ve Ashley Judd. Wang Du, Fransa'da yayımlanan Public dergisinin 48, 49 ve 51'inci sayfalarında gördüğü bu kusurlu ayaklardan dev heykeller yapmış. 8 Mayıs-20 Haziran tarihleri arasında Akbank Sanat Galerisi'ne adımınızı attığınız an Nicole'un yamuk başparmağı, Britney'nin dövmeli tombul ayağı ve Ashley'nin alçılı bacağıyla karşı karşıya geleceksiniz. Serginin "Femme, Femm, Fem..." (Kadın, Kadı, Kad...) adlı diğer bölümünde ise üç çıplak kadın heykeli yer alıyor. Aynı kadını üç farklı bakış açısıyla izleyiciye sunuyor Wang Du.
"Public Page 48, 49, 51" adlı serginin küratörleri Ali Akay ve Levent Çalıkoğlu, Wang Du'nun bugün dünyanın en ünlü heykeltıraşlarından biri olduğuna vurgu yapıyor.

Bu sergi neyi anlatıyor?
Levent Çalıkoğlu: Medya bu ünlü kadınların kusurlu ayak imajlarını bir tür müjde sahnesi olarak gösteriyor. Bunu yaparak da o ünlü kadını insanlaştırıyor.
"Onlar da insan, onların da kusuru var" mesajını verirken, öte yandan "Hiçbiriniz onlar değilsiniz" diyor. Tekrar onu kendi sosyal konumuna çekmeye çalışıyor.
Tuhaf bir denge var orada. Bir taraftan insan ama bir taraftan da hemen o insanlıktan kurtulmak zorunda ki tekrar Nicole Kidman olsun, tekrar Ashley Judd olsun.
O yüzden Wang Du'nun ayak heykellerinde daha çok insani bir vurgu var.

Bu sergiyi İstanbul'a getirmenizin nedeni nedir?
Ali Akay: Wang Du şu an Avrupa'da yaşayan en ünlü Çinli sanatçılardan biri. Çıkış noktası olan medya ve popüler kültür gibi konular Türkiye'ye çok uygun konular. Ayrıca çok iyi arkadaşım.
Levent Ç.: Bizim son bir yıl içindeki sergilerimizin yarısı buraya, yarısı dünya coğrafyasına ait. Bu sahne içerisinde çok önemli olan sanatçıları buraya taşımak istiyoruz. Wang Du da son 10 yılın en çok dikkat edilen birkaç heykeltıraşından biri.

"Medya olmak istiyorum" afişi
Wang Du'nun hikayesi nedir? Gençliğinde hapis yatmış, politik olaylara karışmış...
Ali A.: Çin'de 1989'da büyük bir öğrenci hareketi oldu. Wang Du o dönemde üniversitedeki öğrenci liderlerinden biriydi. Polis tarafından yakalandı. Sonradan Fransa'ya gidip yaşamını orada sürdürmeye başladı. Artık Fransız pasaportlu bir Çinli.

Ama Çin'le de pek ilişkisini kesmemiş.
Ali A.: Birçok çalışmasını Çin'de üretiyor. Çin'de üretilen mallar Fransa'ya gelip orada sergileniyor. Du, Fransa'ya Fransız hayranlığı içinde gitmemiş. Orada çıkış bulduğu için gitmiş. 1990'lı yıllar Fransa'nın büyük oranda iltica kabul ettiği yıllar. O dönemde Fransa'ya çok Çinli geldi.
Wang Du bienaller sayesinde ortaya çıkan bir sanatçı. Onun özelliği biraz medyayı kullanması, medya imajlarından yola çıkması. 1999'da Venedik Bienali'nde İsrail-Filistin meselesiyle Clinton'ın Monica'yla olan macerasını birleştiren bir heykel grubu yapmıştı.

Diğer bir sergisinde de Time dergisinin kapağından bir halı yaptırmıştı.
Ali A.: Bu halıyı Paris'teki Çağdaş Sanatlar Deneysel Merkezi'nde sergilemişti. Büyük bir ejderha yaptı. Ejderhanın içinden dünyanın bütün televizyonlarının arasından geçip halıya iniliyor; oradan da onun Wang Du Parade adını verdiği bir heykeller topluluğuna geçiliyordu. Orada kızların ve Çinli askerlerin heykelleri vardı. Bu sergi Wang Du'nun Mao'nun kültür devriminden bugünkü, kapitalistleşmiş Çin toplumuna medyatik olarak yaklaşımını ortaya koyuyordu.
Stüdyosundaki başka bir sergide İkiz Kuleler'i kullandı. Sürekli bir şekilde medyanın verdiği haberler üzerine çalışıyor. "Medya olmak istiyorum" diyen bir afişi vardır. "Makine olmak istiyorum" diyen Andy Warhol'un takipçisi denebilir.

"Turptan Bayhan heykeli yapmıştı"

Çıkış noktasının medya ve popüler kültür olması Du'yu halka daha mı yaklaştırıyor?
Ali A.: Wang Du'nun eserleriyle iletişim çok kolay çünkü herkesin bildiği imajlar bunlar. Mesela Türkiye'ye gelip Borusan'da bir karma sergiye katıldığında meyvelerden Bayhan, İbrahim Tatlıses ve Hülya Avşar heykelleri yapmıştı.

Peki Wang Du'nun medyayla derdi nedir?
Ali A.: Du'nun uğraş alanı medya. Çünkü medya bugünkü iktidar alanı. Medyaya alaycı bir bakışı var, bunu sanat tarihiyle birleştiriyor bir yandan da ciddi şekilde politik işler yapıyor.

Eserlerine heykel yerine "üç boyutlu imajlar" diyor. Bunun nedeni nedir?
Levent Ç.: Du heykeli sıfırdan inşa etmiyor. İmajı tekrar kullanıyor. Tek fark imajın hacim kazanması. Medya popüler kültürü işlerken abartıyor, Wang Du da bunu devleştiriyor.


PAZAR
'İyi olacağına dair kadınca bir sezgi vardı'
"Aşk yazmak politika yazmaktan daha zor"
"Yunanistan'da 5 bin, AKM'de 50 kişiye çaldım"
New York Times'ın ucuz tatil için önerdiği otel
Ünlülerin "dev" ayakları
neler konuşuluyor?
Besançon'da zaman (2)
Cazdan demokrasi dersi almak...
Doğal olmayan afetler
Bir canlı yayın sihirbazı
Boğalara öneriler
Mükemmele yakın
Sarkozy'nin beğenmediği Kapadokya
Yanlış diyet hasta eder!
İç'li bir yazı
Rafting: Maceraya çağrı





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu

© 2006 Milliyet