Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 06 Mayıs 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
İç'li bir yazı

"İnsan dünyayı anlayamaz, onu kendi içinde bulabilir" (Einstein)


tubakyol@yahoo.com

Kendi içime bakmaktan uzun süredir vazgeçmiştim. Gayet şahsi bir sebepten geçen senenin sonlarından beridir içime bakmaya gayret ediyorum.
"İç" derken, aman diyeyim, yanlış anlamayın. İçli bir durum yok ortada. Kastettiğim basbayağı iç. Organlarım, hücrelerim, genlerim vesaire.
Şimdi anlatacağım şey, ilk anda karışık gibi görünüyor. İçinde genler, enzimler falan gibi birtakım laflar geçiyor ama hakikaten hiç karışık değil, güvenin bana.

Vücut hangi yolu seçecek?
Diyelim ki bir hayvanın kendi vücudunda D maddesini üretmeye ihtiyacı var. Bu D maddesini üretmek için de önünde iki tane yol var: Yol-1 ve Yol-2.
Yol-1'de D maddesinin üretimi için A1, B1 ve C1 enzimleri kullanılıyor.
Yol-2'de D maddesinin üretimi için A2, B2 ve C2 enzimleri kullanılıyor.
Hayvanın vücudu bu iki yoldan hangisini seçecek?
Eğer Yol-1 seçilirse A1, B1 ve C1 enzimlerinin şifrelerini içeren genler birlikte evrimleşecek.
Eğer Yol-2 seçilirse A2, B2 ve C2 enzimlerinin şifrelerini içeren genler birlikte evrimleşecek.
Hayvanın bu seçimi nasıl yaptığını Richard Dawkins anlatıyor: "Her genin popülasyonda önceden zaten egemenlik kurmuş olan diğer genlerle uyumuna bakılıyor. Eğer popülasyon B1 ve C1 genleri açısından zenginse bu durum A1 geni lehine bir durum oluşturuyor. Popülasyon B2 ve C2 genlerince zenginse, seçilim A2 geninin lehine işliyor."
Dawkins devam ediyor: "Bir genin bir 'ortam'da yeğlenip yeğlenmemesini belirleyen en önemli şeylerden biri popülasyonda yüksek sayıya ulaşmış olan diğer genlerdir."
* * *
Çoğunluğun yolundan gitmek...
Biz işte buna "demokrasi" diyoruz.
Ve Türkiye seçime gidiyor.

Tek faktör çoğunluk değil
Bir hayvanın vücudunda bir genin yeğlenip yeğlenmemesini belirleyen en önemli şeylerden biri o genin vücutta çoğunlukta olan diğer genlerle kurduğu kankalık ilişkisi olabilir.
Ama "en önemli" demek, "tek belirleyici" demek değil.
"Çoğunluk" dışında başka faktörler de var.
Hayvan vücudunda da, insan topluluklarında da her zaman sayıca fazla olan egemenlik kurmuyor.
Hayvanın sindirim sistemi et sindirmeye uygun genlerin egemenliğindeyse ama ağızda bitki öğüten diş yapan genler çoğunluktaysa ne olacak?
Bu durumda azınlıkta olmalarına rağmen et çiğnemeye uygun diş yapan genler tercih edilebiliyor mesela.

"Bu yol, yol değil"
Ve Türkiye seçime gidiyor.
Bu seçim de diğer seçimler gibi bir iktidar mücadelesi.
Miting meydanlarında kürsüde konuşanlar, hatta o mitinglere katılan kalabalıklar bu iktidar mücadelesinde taraflar.
D maddesini üretmek için seçilen yol, kendi yolları olsun istiyorlar.
Ama mitinge katılan ya da katılmayanlar arasında iktidar mücadelesinde taraf olmadığını, hangi yolun seçileceğini değil, sadece ve sadece
D maddesini umursadığını söyleyenler de var. Bu insanlar AKP'nin D maddesi üreteceğinden emin değiller. Onlara göre "AKP'nin yolu yol değil, bu yol D maddesi üretmeyebilir. Bu yol mesela Ş maddesi, yani şeriat üretebilir."
* * *
Laf buraya kadar gelmişken, vücut için D maddesi şart mı diye de bakılabilir tabii.
Her iki yol da D üretme iddiasında ama vücudun D'ye ihtiyacı var mı acaba?
Gereken ille de Ş'dir manasında söylemiyorum. Ş'nin vücutta yok edecekleri arasında ben de varım. Ama belki Ş'dir ya da belki E'dir, F'dir, G'dir...
Cevap için hayvanın vücudundaki genlere, bu genlerin çoğunluk olup olmamasına falan bakmak yetmez. Hayvanın içinde bulunduğu çevreye, yani "dış dünyaya" bakmak gerek.
Dış dünya hayvandan D maddesini üretmesini istiyorsa ne âlâ.
Ama avlanamayan, beslenmek için et bulamayan bir hayvanın tüm vücudu et yemesine uygun genlerle dolu olsa, ne olur?
Ya ot yemesine uygun genler vücutta egemenlik kurarlar.
Ya da...
O hayvan yok olur.

Aynı mahpushanedeyiz

Hapishanelerdeki koğuşlarda da genellikle "çoğunluk" egemenliği var.
Mesela Türkiye'de 12 yıl hapis yatan Daniel Koplowitz 'in kitabında anlatılan Yabancılar Koğuşu'nda Araplar çoğunlukta. Bu yüzden de yemeği ilk alma, tuvalet ve lavabo kuyruklarına girmeme gibi haklar Arapların.
Araplardan sonra yine sayıca fazla olan İranlılar, Pakistanlılar ve Hintliler geliyor. Koğuşta sayıları az olduğu için hiyerarşide en altta Batılılar var.
Koplowitz "Gruplar arasındaki anlaşmazlıklarda Necdet arabuluculuk yapıyor ama hassas denge bozulmaya yüz tuttuğunda kimin haklı olduğuna göre değil, grupların önem sırasına göre davranıyordu" diye yazıyor.
Bu demokrasi değil. Ama hukukun üstünlüğünün olmadığı ülkelerde demokrasinin uygulanma biçimi de böyledir.
Kitabı okumaya devam ettikçe, Daniel başka koğuşlara girip çıktıkça ve Yabancılar Koğuşu dışındaki koğuşları anlatmaya başlayınca, hapishanedekiler arasında egemenliğin tek belirleyicisinin "çoğunluk" olmadığı anlaşılıyor.
Silah sahibi olmak, maddi güç, hapishaneye girmeye sebep olan suçun niteliği, alınan cezanın süresi ve içeride geçirilen zaman (yani kıdem) de belirleyici.
Dışarıda da böyle değil mi?


Meleklerin bacaklarına dikiz

Einstein bunu da söylemiş mi, bilemiyorum. Bence "İnsan dünyayı anlayamaz, onu evrende bulabilir" demiş olsaydı iyi söylemiş olacaktı.
Keşke astronomi de çalışsaymışım biraz.
Hiç bilmem.
Sadece zırt pırt "Bilsek ne şahane olur" derim.
Geçen yıl yine bir ortamda böyle dedim. Oradakilerden birinin kuzeni astrofizikçiymiş. Harvard'da astrofizik bölümünde doktora üstü araştırmacılık yaptıktan sonra Türkiye'ye dönen Yavuz Ekşi.
Bu sohbetten birkaç ay sonra aradı, kuzeninin Boğaziçi Üniversitesi'nde verdiği "Feleğin Çeperinden Geçen Kuyrukluyıldız" seminerine çağırdı beni.
Seminerden tek aklımda kalan, 1578'de veba salgını başlayınca, bu "uğursuzluğun" kaynağı olarak rasathanenin gösterildiği, rasathanede meleklerin bacaklarının dikizlendiği dedikodularının yayıldığı ve Şeyhülislam Ahmed Şemseddin Efendi'nin "Alttan delikli borularla meleklerin bacaklarını dikizlemek büyük günahtır" diye fetva verdiği.
Bunun üzerine padişah korkup rasathanenin yıkılması emrini verir.
Böylece kuruluşundan üç yıl sonra rasathane yıkılır.
1873'te, 293 yıl sonra, Osmanlı'da yeniden bir rasathane açılır.
Bunun tabii göklerde olup bitenle alakası yok.
Yavuz Ekşi onları da anlattı ama yağmurlu bir gündü, seminere geç kaldım, arkadaşlar beni bekliyorlardı falan filan, öğrenci bahanelerini sıralayın işte... Sonuç olarak semineri iyi takip edemedim.
Boğaziçi Üniversitesi Yayınları'ndan "Kandilli Rasathanesi El Yazmaları"nın birinci cildinin çıktığını okudum geçenlerde, yine heves ettim.
Bu el yazmaları konuya uzak olanların anlayabileceği gibi midir acaba? Yarın bir gün de politik bir mevzuda gökbilim üzerinden atmayı tutmayı çok isterim...


PAZAR
'İyi olacağına dair kadınca bir sezgi vardı'
"Aşk yazmak politika yazmaktan daha zor"
"Yunanistan'da 5 bin, AKM'de 50 kişiye çaldım"
New York Times'ın ucuz tatil için önerdiği otel
Ünlülerin "dev" ayakları
neler konuşuluyor?
Besançon'da zaman (2)
Cazdan demokrasi dersi almak...
Doğal olmayan afetler
Bir canlı yayın sihirbazı
Boğalara öneriler
Mükemmele yakın
Sarkozy'nin beğenmediği Kapadokya
Yanlış diyet hasta eder!
İç'li bir yazı
Rafting: Maceraya çağrı





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu

© 2006 Milliyet