
Meral TAMER
Anti-tantana bir 50. yıl daveti: ENKA
Türkiye'de olan-biteni soluk soluğa izlemekten, beynim yorgun düştü. Ne uykuyla dinlenebiliyorum, ne de arkadaşlarımla...
Tek dinlenebildiğim yer konser salonları. Bir klasik müzik konserine girerken ne kadar yorgun olursam olayım, konser bittiğinde salondan tüm bedenim ve ruhum dinlenmiş olarak, dipdiri çıkarım.
Konserlere sık gittiğim için, defalarca test edilmiş kesin reçetedir; sizlere de tavsiye ederim. Hatta bunu deneyebilmek için önünüzde mükemmel bir fırsat var: Dünyaca ünlü virtüöz ve orkestraların ayağımıza kadar geleceği, 2 - 30 Haziran tarihleri arasındaki 35. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali.
Biraz ipucu ver diyorsanız, onca yıllık ününe karşın Türkiye'de ilk kez çalacak olan büyük piyanist Mitsuko Uchida'dan bir Mozart konçertosu ya da son yılların en parlak sopranolarından Angela Gheorghiu'dan Haendel, Verdi ve Puccini aryaları dinleyebilirsiniz.
Veya ünlü koreograf Maurice Béjart'ın, Ballet Lausanne ekibiyle hem kendi 80. yaşı, hem de Mevlana'nın 800. yılı kutlamaları kapsamında, ilk kez İstanbul için hazırladığı bir çalışmayı izleyerek, tarihe tanıklık etmeye ne dersiniz?
Şarık Tara'nın dostları
Geçen pazar akşamı ENKA'nın 50. yıldönümü konserine giderken, ruhumun dinleneceğinden yine emindim, ama bunun çok daha ötesine geçen bir hazzı beklemiyordum.
Program önceden elimizdeydi ve enfesti. Moskova Virtüözleri Devlet Oda Orkestrası'nın şefi olan Vladimir Spivakov, aynı zamanda ünlü bir kemancı.
Sürprizlerle dolu, tadına doyulmaz konserin repertuvarını, bizim dünyaca ünlü piyanistimiz Fazıl Say'la birlikte hazırlamışlar. Bir araya gelmelerinin nedeni, ikisinin de Şarık Tara'nın iyi dostu olmaları.
İstinye'deki ENKA Okulları Oditoryumu'ndaki konser öncesinde ENKA'nın kurucusu Şarık Tara, her zamanki sadeliği ve içtenliğiyle davetlilere hoş geldiniz derken, duygulanıyor, gözyaşlarını tutamıyor:
İTÜ mezunu 2 genç mühendis Şarık Tara ve Sadi Gülçelik, 50 yıl önce kurdukları şirkete ENKA adını veriyorlar, çünkü aynı zamanda ENişte, KAyınbirader durumları var.
25 yıl şirketi birlikte yönetirken birbirlerini "eşlerinden bile kıskanacak kadar" da seviyorlar. Taa ki kayınbiraderi, bir uçak kazasında ölünceye kadar...
Abi-kardeş şirketi
Şirketin ikinci 25 yılında ise Şarık Bey'in deyimiyle oğlu Sinan Tara'nın damgası var. Ama 50 yılın tamamında aslolan maya sevgi. "ENKA'da herkes birbirine SEN diye hitap eder" diyerek beni bile şaşırtıyor.
"Büyükler ağabey, küçükler kardeştir" diye devam ediyor. Sadece ENKA'da çalışanların değil, başka kuruluşlardaki profesyonel ve 2. kuşak patronların da Şarık Bey'e neden Şarık Abi dediklerini şimdi anlıyorum. (Örneğin bugüne kadar kimsenin Rahmi Koç'tan Rahmi Abi diye söz ettiğini duymadım.)
Fevkalade klas, enfes bir müzik, konser boyunca ne gereksiz yerde tek bir alkış, hatta ne de tek bir öksürük...
Hele konser sonrasındaki ikram bölümü... Bir yanda kağıt peçeteler içinde ekmek içi köfte ve dürüm, diğer yanda suşi... Ulus 29'dan çok lezzetli ve bir o kadar da gösterişsiz.
İşim gereği bugüne kadar pek çok şirketin yıldönümü davetine katıldım. Her dakikasının tadına vardığım, bu kadar zarif ve anti-tantana bir başkasını hatırlamıyorum.
mtamer@milliyet.com.tr

