Bu nasıl özet?
Sakın medyaya kızmayın! Medya bir tür kamu hizmeti yapar... Halkı bilgilendirmek, haber vermek, adil olmak, yorumlarıyla kolaylık sağlamak görevleri olabilir. Ama tüm bu görevlerini yapabilmek için öncelikle "yaşaması" gerekir. Ticari bir kuruluştur sonuçta.
Nedir ticaretin kuralı?
Arz-talep dengesi.
Son tahlilde seyircinin-okurun tercihleri çizer "talep" resmini.
"Arz", kaçınılmaz olarak buna göre şekillenir.
Bakın şimdi ekranda yayınlanan maç özetlerine...
Futbol programlarına, eski hakemlerin narkozsuz ameliyat masalarına falan hiç girmiyorum; sadece maç özeti... En az yarısı hatalı hareketler değil mi?..
Doksan dakikalık maç, faulle, ofsaytla, potansiyel penaltıyla, kavga gürültü ile geçmiş sanki.
Sahadaki hangi tür olayın yavaş çekimleri, ayrıntıları daha geniş?
Güzel bir akın, şık bir çalım, yürek hoplatan pozisyonlar değil; ofsaytın hayali çizgisinden üç-beş santim çıkmış ayaklar...
Ceza sahasında topa yükselen iki futbolcunun birbirlerine yaptığı gizli acımasızlıklar... Çaktırmadan atılan yumruklar, dirsekler...
Birbirlerine horozlanan futbolcular...
Rakip hocanın kafasına tüküren holiganlar.
Bunlar varsa seyrediyorsunuz, okuyorsunuz...
Sonra da medyaya kızıyorsunuz.
Hata yapıyorsunuz.
* * *
Kabul edin, futbol kültürümüzün, trafik kültürümüzden bir farkı olmadığını.
Aynı doğal evrimi geçirmiş her ikisi de.
Birinde asfalt yapılmış, birinde çimen.
Birinde pahalı markalar, diğerinde pahalı yıldızlar.
İkisi de hızlanmış.
Lakin düzelmemiş. Tam tersine içinden çıkılmaz bir kargaşaya dönüp ciddi zararlar vermiş başkalarının elinde insanlık yararına kullanılan bu modernlikler.
Neden?
Vergi kaçırmanın "uyanıklık", torpilin "hak", rüşvetin "adalet", devleti soymanın "mübah", fakiri oymanın "sevap" olduğu bir coğrafyada, "neden" sorusu çok acayip kaçıyor ama bir yanıtı olmalı değil mi?
Trafik kazalarını seyretmek için geliş yönünün tıkanması gibi bir şey bu.
İlgi ve merak kötüye.
Genlerimizde var.
Bu genlerden çok iyi futbolcular ve çok iyi izleyiciler de çıkar bazen. Tıpkı çok iyi medya kurumları çıktığı gibi.
Ama azdır. Temel hedef bu yüzdeyi arttırmaktır.
Yönetimi ise kötüyü içselleştirip doğal karşılamak değil, gördüğünüz yerde tepki koymaktır.
Maç özetlerinden başladık işte.
Neden maç özetlerinin yarısından çoğu hatalı hareketler sorusuyla başlayın.
Sonra yöneticilerinizi sorgulayın. Ardından Federasyon'u, MHK'yı, Tahkim'i...
Ve en sonunda toplumun aynası olmaya çalışan medyayı suçlayın.
Dua etsinler hakemlereFenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş'ın hocaları, kazandıkları paranın yarısını hakemlerimize dağıtmalılar!..
Hem de en ağır hata yapana en çok pay ayırmalılar.
"Ofsaytı mı görmedin, bize penaltı mı çaldın, buyur aslanım" demeliler; "Transfer bedelimin yüzde onu"...
Sezon boyu beş tane olsa, tam yarısı işte.
Durduk yerde aleyhime düdük öttürmenin de bedeli var, oyuncuma kart göstermenin de... Helal olsun hakemlerimize!
Takımını sıkıntıya sokan hakemi, bırakın eleştirmeyi "kurtarıcı" gibi görmeliler yabancı teknik direktörler.
Neden mi?
Bugüne kadar görevde kaldılarsa hakemlerimiz sayesinde...
Düşünsenize...
* * *
Şayet hakemlerimiz sezon başından beri mükemmel maçlar yönetseydi, hiçbir penaltıyı ıskalamasaydı, futbol üzerine kafa patlatanların bir numaralı meşguliyet alanı ne olacaktı?
Zico, Tigana ve Gerets'in "bariz" hataları.
Her aklı basanın aklına bir tek analiz gelecekti:
"Türk hocaların eksiği değil fazlası var bunlardan".
Sonra yöneticilerimiz... Ne konuşacaktı onlar? Kimden şikayet edeceklerdi?
"Bizim takım bu işi beceremiyor" diyecek halleri olmayacaktı kuşkusuz. Tanesi beş milyon dolarlık 11 adamla da uğraşmak nafile.
Gelsin teknik direktör.
Yanlış yerde oynattığı, hiç oynatmadığı, savunma ve hücum planlarını yanlış yaptığı veya oyuna müdahale bile edemediği bir maçta yenildikten sonra, yöneticiler tarafından sorgulanmak yerine, yöneticilerin hakemlerden şikayetlerini dinleyen yabancı bir hocanın Allah'a ne kadar şükrettiğini tahmin edebiliyor musunuz siz?
* * *
Aslında ilk günden beri anlamış olmalı sevgili yöneticilerimiz hocaların kifayet durumlarını . Biraz iş yapmaya çalışanın da eline malzeme vermemişlerdi ki...
Ama dere geçerken at, piyango çıkınca avrat değiştirmek hoş karşılanmaz geleneklerimizde.
Hem, hakemler "al da at" diye gollük paslar veriyorlar her maçta.
Oh ne ala!
Sıyırdı böylece yabancı hocalar.
Bugüne kadar geldiler.
Taşıma suyla değirmeni döndüremeyenler, şimdi kendi yönetim kurullarından bile protesto görüyorlar...
Sanki zafere yakın olanlar aynı kifayetsizlikte değilmiş gibi.
Sevgili hakemlerimiz bir sünger gibi emdi siniri... Küfür işitti, hakaret gördü, can güvenlikleri bile tehlikeye girdi.
Hem de kaç paraya?
Hem de en az kendileri kadar çok hata yapan yabancı hocalar, önemli bir ithalat kalemimiz olduğu süreçte.
Adaletsiz bu işte.
eguven@milliyet.com.tr

