|
 |
|
|
Meydanlar kaç tespihlik?
Benim Gözlü¤ümden / Nihat Demirkol
Efendim, bir yumuşak karnımız daha ortaya çıktı! Büyük şehirlerimizin nâm salmış meydanlarının kaç kişilik olduğunu meğer bilmiyormuşuz. Gazetelerin, emniyetin, sokaktaki adamın, TV başındaki vatandaşın, iktidarın, muhalefetin ve hattâ bilim insanlarının bile hesapları biribirinden farklı sonuçlar veriyor. Sizin anlayacağınız, matematik ve geometri biliminden yararlanmak yerine, hâdiseyi sosyolojik ve psikolojik endekslere vurduğumuz için, meydanları hep ''işimize geldiği, hoşumuza gittiği ve ruhumuzu okşadığı'' gibi saymaya devam ediyoruz.
Bu pazar İzmir’de de toplanacağız. ''Demokrasi Şöleni'' adı verilen bu buluşmanın da ardından bir tartışmadır başlayacak. İster misiniz, eskiler bu işleri nasıl çözermiş bir göz atalım?
* * *
Sedefkâr Mehmet Ağa’nın o muhteşem eseri Sultanahmed Câmii’nde ilk Cuma namazı kılınacağı zaman, Sultan I. Ahmed, câmi avlusunun kaç kişi alacağını merak eder. Bunu anlamak için, namaza gelen herkese birer ''ödağacı'' tesbih verilmesini ister. Namaza girişte 86 bin tesbihin dağıtıldığı söylenince, emin olunması için câmiden çıkanlara bu kez de ''kalenbek'' ağacından tesbih verilir ve 86 bin tesbih daha dağıtılır. Düşünün; her biri 99’luk toplam 172 bin tesbih hediye edilmiştir. Yapı Kredi’nin, zamanında ''Dua taneleri'' adıyla açtığı serginin kitapçığından aldığımız bu bilgiler, sevgi ve sanat aşkını, el emeği ve göz nûrunu şükranla anmamızı sağlıyor.
* * *
Maddenin mânâ ile birleştiği tesbihler, sanatkârın elinde öylesine bir hünerle şekilleniyor ki, Arif Nihat Asya da ''San’at'' isimli şiirinde, Yaratıcı ile insan arasındaki işbölümünü şöyle dile getirmek zorunda kalmış: Sen mermeri yaratırsın; ben ondan saray yaparım!/Ses vermez tellerin bensiz... Mızrap yontar, yay yaparım!/Suya ektiğin kamışı; keser biçer, ney yaparım!/Yuvada Havvâ’yı gelin, Âdem’i güvey yaparım!/ Şu mânâsız mesafeyi, en yaparım, boy yaparım!/Yeter ki Sen ver... Ben ondan; mutlaka bir şey yaparım!/Sen orda Cennet kurarken; ben dünyada köy yaparım!/Bir yalıncık gönderirsin; tarar, süsler, bey yaparım!/ Gökteki öksüz dilimi, Bayrağıma ay yaparım...''
İşte, tam ''gökteki öksüz dilim'' gerçekten öksüz kalacak gibiydi ki, meydanlar ister ''tesbih tanesi'' gibi deyin ister ''sebilhane bardağı'', yan yana, omuz omuza dizilmiş insanlarla dolup taşmaya başladı. ''Kaç kişiydi?'' sorusuna da artık, ''hepimiz oradaydık, sadece şehitler kadar eksiğiz...'' yanıtı verilmeye başlandı. Gelişmiş insan, sembollerle yaşar, sembollerle düşünür! Bir hatadır yapıldı: ''Tespih''i birilerine, ''Mehter''i bir başkasına, ''Güvercini'' ötekine, ''Bizi biz yapan başka başka sembolleri'' berikine, kısacası bir şeyleri mutlaka birilerine mâl edip, yamayıp, şablonlara bağlayıp gözden düşürmeyi başardık... Oysa, demek ki aslında sayım yöntemi basit: Bizi birbirimize bağlayan tek sembolü kullanmak zorundayız. Meydana girerken bir bayrak vereceğiz, çıkarken bir bayrak! Bizim dualarımız da Lâik Cumhuriyet içindir; bayraklarımız da... Hiç kimsenin şüphesi olmasın!
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|