
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Çatır çutur, çutur çatır...
Günler uzamayı sürdürüyor, sabahları saat 5.45'te başlıyor ortalık aydınlanmaya; hem de ne Meclis'in, ne uzlaşma peşinde koşuşturan siyasal parti liderlerinin kararlarını beklemeden.
İnsan merak ediyor, gecelerden sonra günlerin uzamaya başlaması; insanların yararına "değişimci" bir niteliği kanıtladığından, Kozmos demokrasisinde "sol kanat"ta sayılacak bir özelliği mi gösteriyor; yoksa her yıl aynı "statüko"yu tekrarladığı için, "sağ kanat"ta sayılabilecek bir özelliği mi?
Bırakalım kararı tarih versin.
***
TBMM'deki temsilcilerimizin demokratik tartışmaları, demokratik bir çatışmaya doğru kaydığında; bazı milletvekilleri, baş parmaklarıyla işaret parmaklarını, ortası kapalı bir yuvarlak olarak birleştirip, öfkelendiklerine doğru uzatıyor ve bağırıyorlar:
- Sıkı mı?
***
Baş parmakla işaret parmağının birleşerek sımsıkı bir yuvarlak oluşturması, fizyolojik bir başka deliği simgelediğinden; demokrasinin de en somut göstergesi.
Soru da zaten onun için soruluyor:
- Sıkı mı?
Kazara gevşek olursa, demokrasi gaz kaçırabilir çünkü.
***
22 Temmuz seçimlerine, sanırım 20-21 siyasal parti katılacakmış.
Bendeniz, bu partilerin ne aralarındaki farkları, ne de benimsedikleri programların ayrıcalıklarını biliyorum.
Tek bildiğim, "cami" parfümlü bir siyasetin, vicdan özgürlüğünü de içeren bir demokrasiden yana olduğuyla; "kışla" parfümlü bir siyasetin, en başta "laiklik" olmak üzere, cumhuriyetin temel ilkelerini ve rejimi güvence altında tutmaktan yana olduğu.
***
Neden "cami" parfümlüsüne "sağ", "kışla" parfümlüsüne "sol" deniyor; onu da bilemiyorum.
Yine bendenizin bildiğim, tarihte "sol"un; toplumdaki itibarsız sınıfı temsil ettiği ve "statüko"nun, kendi çıkarına değişmesini istediği.
Türkiye'deki "sol"un ise; o kadar itibarsız olduğunu da, "statüko"da kendi çıkarı için çarpıcı değişiklikler istediğini de, pek sanmıyorum.
Şayet aldanıyorsam, lütfen affedin.
***
Seçime katılacak partilerin, politik kimliklerini daha da belirginleştirecek sanal bir çare geliyor aklıma.
Bizim seçimlerde kozlarını paylaşacak partiler, geleneksel Vatikan festivalinin maskeli balolarına birer bostan korkuluğu kılığında katılsalar; aralarındaki farkı göstermek için, acaba başlarına nasıl bir şey giyerlerdi?
Doğrusu liderleri de içerecek, güzel bir anket sorusu.
***
Demokrasimizin, ne kadar olgunlaşıp, ne kadar ağırlık kazanmış olduğu sorusu da; siyasal tartışmalar gündeminde.
Demokrasinin olgunluğuyla ağırlığını en iyi tartan baskül, mizaha karşı benimsenen ortak bir hoşgörünün ibresidir; ne kadar aşağıda, yahut ne kadar yukarıda?
***
Seçim kampanyalarıyla ilgili yan yana 3 karikatür karesi hayal etsek.
Birinci karede, Hz. Peygamber'den sonra peş peşe halife olmuş "Hülefa-yı Raşidin" döneminin Hz. Ebubekir'i, Hz. Ömer'i, Hz. Osman'ı, Hz. Ali'si bulunsa.
***
İkinci karede, İttihat ve Terakki Partisi liderlerinden Enver Paşa, Cemal Paşa, Talat Paşa bulunsa.
***
Üçüncü karede de cumhuriyetimizin kurucusu Gazi ile yakın arkadaşlarından Kılıç Ali ve Recep Zühtü bulunsa.
***
3 değişik dönemin liderleri, kendi aralarında bugünkü Türkiye'de hangi partiye oy vermek gerektiğini konuşsalar.
Ve nedenlerini de açıklasalar.
Ortaya çıkacak mizahi tablo, seçmenleri gülümsetir miydi, yoksa sinirlendirir miydi?
***
Gülümsetmesi, yüreklere serin su serperdi. Seçim kampanyalarının, kazasız belasız aşılacağının bir güvencesi sayılırdı.
Sinirlendirmesi ise, psiko-sosyal bir meteorolojinin anons ettiği kaygı bulutlarını oluştururdu.
***
Bizim demokrasi çok ilginç filmler gösteren, değişik bir sinematek gibi...
Aksiyon istersen, aksiyon; süspens istersen, süspens; komedi istersen, komedi...
***
Ah bir de "gelişmiş"ler arasına katılabilseydik...
c.altan@prizma.net.tr

