|
 |
|
|
Anneler
Önümüzdeki pazar Anneler Günü! Anneliğin günü yoktur!
suha.umar@isbank.net.tr
Tüyleri sırılsıklam tarlakuşu yavrusu, Kızılcahamam-Güvem, Işık Dağı üzerinden Çerkeş'e giden yolun ortasında duruyordu. Hemen yakınında da annesi.
Durdum ve belli ki biraz önceki sağanakta veya belki de deneyimsizliği nedeniyle yol kenarındaki su birikintisinde yaptığı ilk banyosunda tüylerini uçamayacak kadar ıslatmış olan yavruyu alıp, kuruyuncaya kadar ezilmeyeceği bir yere yerleştirdim.
Annesi bir an bile uzaklaşmadı. Korkmadı da. Dikkatle beni izledi. Hareket ettiğimde yine yavrusunun yanındaki yerini almıştı.
Ve o gün Anneler Günü idi! Ama anne tarlakuşunun bunu bildiğini zannetmiyorum.
Abant'a giden yoldan ayrılıp Marko Deresi'nin yanına inerek motoru durdurduğumda, bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Sandviçimi yerken gözümün ucunda bir hareket hissettim. Sanki bir küçük canlı hızla yer değiştirmişti! O yöne bir süre dikkatle bakınca onu tekrar gördüm. Bu küçük bir fare idi. Ağzında minicik bir yavru taşıyordu.
Anne fare ben orada kendisini izlerken, yanındaki koca arazi aracını hiç umursamadan, sekiz yavrusunu da kıyıdaki eski yuvasından, daha yüksekteki yeni yuvaya taşıdı. Yoksa yağmurun dolduracağı ilk yuvada boğulacaklarını biliyordu.
O gün Anneler Günü değildi! Ama anne fare için bunun önemi olduğunu sanmıyorum.
Rol yapan bülbül
Yıllar önceydi. Strasbourg'da, Robertsau Ormanı'nın içinden geçen derenin kenarında, sırtımda fotoğraf makinem ve portatif merdiven, yürüyordum. Bana soran gözlerle bakan, sabah sporuna çıkmış Alsace'lıları umursamamayı çoktan öğrenmiştim. Kuş yuvalarının, yumurtalarının ve yavrularının fotoğraflarını çekmek üzere oradaydım.
Birden küçücük bir söğüt bülbülü taş gibi önüme düştü ve bir kanadını yerde sürüyerek, titreye titreye önüm sıra uzaklaşmaya çalıştı. "Kanadı kırık herhalde" diye düşündüğümü ve onu yakalamaya çalıştığımı anımsıyorum. Ama her defasında, tam ben ona yetişmişken biraz daha ileri gidiyordu. Sonunda, düştüğü gibi birden uçup gitti!
O zaman anladım! Söğüt bülbülü anne idi ve beni, rastlantı sonucu, bilmeden fazla yaklaştığım yuvasından uzaklaştırmak için kanadı kırık rolü yapmıştı! O gün de Anneler Günü değildi ama anne kuşun bunu umursadığını düşünmüyorum. Anneliğin günü yoktur!
Doğada her gün Anneler Günü'dür!
Arılar gitti!
Arılar kayboluyor! Arıcı sabah geliyor. Kafasında, önü ince kafes telinden başlığı, ellerinde eldivenleri. Kovana elini sokuyor. Arılar onu sokmuyor! Gitmişler!
"Kocaoğlan bal için kovanları kırdı, arılar kaçtı" dese, kovanlar sağlam. Arıcı şaşkın! "Dün akşam buradalardı! Hatta kollarımı öyle bir sokmuşlardı ki" diye anlatıyor. Kovanların altına bakıyor, üstüne çıkıyor. Yoklar!
Bizim arı uzmanları (!), "Normaldir!" diyorlar. "Her yıl yüzde 30-40 fire verilir." İyi de arıların geceden sabaha birden, önemli bir işleri çıkmış gibi, hep birlikte çekip gitmeleri de mi normal!
Bilim adamları uyarıyor: "Küresel ısınma iklimleri, mevsimleri değiştiriyor."
İnsanın aksine, yaşamlarını Pirelli takvimine ve saate göre değil, mevsimlik ve günlük ısı değişikliklerine göre ayarlayan arılar bu değişikliklerden olumsuz etkileniyor. Örnek; kış ortasında gelen bahara aldanıp sabah bal toplamaya çıkarak, akşam dönüşünde ısı düşünce topluca ölüyorlar.
Amerikalı, Uzakdoğulu arıcılar da şaşkın. Kovanlara geliyorlar, arılar gitmiş!
"Arılar yok olursa, insanoğlunun dört yıl ömrü kalır" demiş bilim adamı. Artık dört yıl mı bilinmez ama arıların yaşayamadığı bir dünyada insanın yaşaması için mucize yetmez.
Arılar bile bu diyarı terk ediyor!
|
|
|

|