
|
|
|
 |
|
|
Sandıktan ne çıkar bilinmez
Satır Arası / Deniz Sipahi
Kim ne derse desin bir hafta öncesine göre bambaşka bir Türkiye fotoğrafı var önümüzde.
27 Nisan’dan sonra yaşanılanlar, siyasetin akışını değiştirmiştir.
AKP’nin özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde gösterdiği anti demokratik tutum ve dayatmacı politikalar hiç hesap edilmeyen bir sonuç ortaya çıkardı.
Milyonlar yürüyor ama sokaklarda bir festival havası hissediliyor.
Siyasetteki gerginlik vatandaşın yüzünde yok.
Toplum farklı bir psikoloji içinde artık...
Güzel olan da bu.
Meydanlardan yükselen ''Birleşin...'' mesajlarının da doğru algılandığını düşünüyorum.
Merkezdeki iki partinin; DYP ve ANAP’ın birleşmesi hiç de küçümsenmeyecek bir olaydır.
Son 30 yıla damgasını vuran iki partinin kapatma kararı ve Demokrat Parti çatısı altında toplanması sandığa çok farklı yansıyacaktır.
* * *
2002 psikolojisini hatırlayın.
Vatandaş sandığa giderken alternatif arayışı içerisindeydi.
Bir yıl öncesinde yaşadığı ekonomik kriz Cumhuriyet tarihinin en ağır darbesiydi.
İşsizlerin sayısı artmış, insanların mutlu olabilmesi için hiçbir neden kalmamıştı.
''Değiştim...'' diyen ve mağdur olduğunu iddia eden yasaklı bir Genel Başkan...
''Değiştik...'' diyen ve birkaç defa kapatılan bir partinin yenilikçi kanadı...
Alelacele kurulan ve seçimlere yetiştirilmeye çalışılan bir AKP...
Daha önce denenmiş, halkın güvenini kaybetmiş liderler ve partileri... Böyle bir tabloda AKP öne çıktı; daha doğrusu seçmen bu partiyi büyük bir koalisyon olarak algıladı.
Bunda DYP ve ANAP’ta görev yapmış isimlerle şekillendirilmiş listelerin önemli bir payı oldu.
Aslında AKP’nin bu şansı kullanmasını isterdim.
Siyasetin merkezine oturmak, söylemleri normalleştirmek sadece AKP’ye değil hepimize fayda sağlayabilirdi.
Toplumun büyük çoğunluğunu kucaklayan, gerginlik yaratmayan, iyi yetişmiş kadroları ''onlardan bizlerden'' demeden koruyan, devamlılığı sağlayan bir politika bekledik.
Kamuoyu da AKP’ye büyük bir hoşgörüyle baktı, diğer hükümetlere tanımadığı şansı verdi.
İstikrarsızlıktan bıkan ve uzun vadeli planlar yapmayı özleyen özellikle de iş dünyası ekonomi politikalarının hep arkasında durdu.
Esnaf bile çok zor durumda olmasına rağmen çok sesini çıkarmadı.
* * *
Kimse dönen çarka çomak sokan olmak istemedi.
Yani dişini sıktı, acısını içine gömdü ama sırf ülke istikrarsızlığa sürüklenmesin diye yüksek sesle konuşmadı. Belki de AKP yönetimini yanıltan bu sessizlik oldu.
Merkez Bankası atamasıyla başlayan süreç Cumhurbaşkanlığı’na kadar devam etti.
Kırılma noktası Süreyya Serdengeçti’nin görevden ayrılmasıyla başladı.
Şimdi birçok yorum yapılıyor; uluslararası derecelendirme kuruluşlarının tahminleri gazetelere yansıyor.
Onlara göre Meclis’e üç parti giriyor.
AKP tek başına iktidar oluyor; CHP ikinci, Demokrat Parti üçüncü oluyor.
MHP ise baraj altında...
Yalnız şunu hatırlatmak isterim.
Yerliler tedirginlik yaşarken, yabancılar Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sorunsuz geçileceğini düşünüp; piyasalara likide boğdular.
Ama tam tersi çıktı.
Türkiye on birinci Cumhurbaşkanı’nı seçemedi.
O yüzden DYP-ANAP işbirliğinden yeniden Demokrat Parti’nin ve CHP-DSP işbirliğinin sandığa nasıl yansıyacağını şimdiden kestirmek çok doğru olmaz.
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|
|