|
 |
|
|
"Yunanistan'da 5 bin, AKM'de 50 kişiye çaldım"
Anadolu türkülerini çellodan dinlemek... İlk anda kulağa tuhaf gelebiliyor. Ama Anadolu müziğine de çelloya da tutkun bir müzisyen Uğur Işık. Tutmuş, "Cello Unveils Anatolian Spirit" (Çello Anadolu Ruhunun Örtüsünü Kaldırıyor) diye bir albüm yapmış, içinde bilinen-bilinmeyen türküler; Yahudi, Ermeni, Rum ezgileri var. Alanında tek örnek ve aslında "iddialı" bir çalışma bu. Ama Uğur Işık'ın bu "iddia"yla uzaktan yakından ilgisi yok. Hakkında güzel şeyler söylenince sanki utanıyor
ASU MARO
Astsubay babasından ninni niyetine yaylı tambur dinleyerek büyür 1964 doğumlu Uğur Işık. Ardından da büyük bantlardan gazeller, eski fasıllar... Hal böyle olunca ilkokulda çaldığı mandolin onu pek tatmin etmez ve Beşiktaş Musiki Cemiyeti'nde ut öğrenmek ister. Küçücük yaşta içine girdiği o "ağır" Türk müziği ortamında hiç sıkılmaz, aksine o ağırlık iyi gelir ona.
Aklında bu işi meslek edinmek filan da yoktur; çalmayı sever, gerisini düşünmez. Evdekilerden gelen "Haydi oğlum bir şeyler çal da dinleyelim" gibi talepleri ise derhal geri çevirir. İltifat sevmeme durumu da ta o zamanlardan kalma: "Bu çocuk çok büyük müzisyen olacak, daha bu yaşta ut çalıyor filan denince rahatsız olurdum. Biraz geride durmayı seviyorum."
Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirince Elektrik Mühendisliği'ni kazanır ama İstanbul Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı'na girmeyi tercih eder. Ut öğrencisi olarak...
Kısa sürede anlar ki onu ifade eden enstrüman ut değildir. Gönlüne çello düşer ama endişesi, onunla kafasındaki müziği yapamamaktır. Öyle ya, çelloyla Bach çalabilirsin; konçertolar, sonatlar çalabilirsin ama Türk müziği, halk müziği? "Tabii ki onlar çok güzel, onları dinlemek çok güzel. Ama ben bir Batıcı gibi Batı müziğini hissetmiyorum ki. İçimde yok" der.
Öğretmenlik de yaptı
Sonunda bölüm değiştirir ve çello eğitimine başlar. Okulda Batı müziği öğrenirken bir taraftan da kendi kendine bu teknikleri "içindeki müziğe" uyarlamaya başlar. Kimseye söylemeden: "Ben kendime göre bir teknik yarattım. Bu tekniğin içinde halk müziği teknikleri de vardı, bütün yörelerle tek tek uğraştım ama bir şey yapıp ortaya koyayım da sivrileyim, öne çıkayım diye değil. Ben bunların hiçbirini ne albüm yapmak ne de kendimi göstermek için yaptım. Sadece kendim oturup şurada çalıyordum. Kendime. Kendimi ifade etmek için."
Mezuniyetten sonra 10 yıl öğretmenlik yapar konservatuvarda. Bir taraftan da hâlâ devam ettiği TRT'ye girer. Bu dönemde Bosphorus topluluğu çıkar karşısına ve orada ilk kez kafasındaki müziğe yakın bir şeyler bulur. Türk müziği yaparak Yunanistan'da verdikleri coşkulu konserleri hâlâ özlemle hatırlıyor Uğur Işık:
"5 bin kişilik açık hava tiyatrosu tıklım tıklım dolu. Biz saz eseri çalıyoruz, III. Selim çalıyoruz, insanlar ayakta alkışlıyor. Girit'e gittik geçen sene, bilet veren hostes Türküz deyince 'Bosphorus'u biliyor musunuz?' diye sordu."
Bosphorus dışında da çeşitli gruplarda çalar, "sazının gereği" hep eşlikçi olarak. Ama onu evde kimse duysun diye değil, sadece "kendine" çaldığını bilen Fahrettin Yarkın bir gün der ki, "Sen solo albüm yap, dünyada başka Anadolu çalan çellocu yok". Uğur Işık'ın cevabı da tam kendine göre olur: "Benim rahatımı bozma."
Anadolu'nun renkleri
Ama Yarkın, Kalan Müzik'in sahibi Hasan Saltık ile de konuşur ve neticede iş Işık'ın kaçamayacağı noktaya gelir. "O zaman bana karışmayacaksınız, bildiğim gibi girip yapacağım" der ve öyle de olur gerçekten. Anadolu kültürünün çeşitli renklerini yansıtmasına özen gösterdiği 14 parça seçer, girer canının istediği gibi kaydeder. Bazen gece yarıları bir parça düşer aklına, kan ter içinde uyanır. Stüdyoda oturduğu sandalyenin gıcırtısını bile silmez kayıttan, doğal olsun, dinleyen onu karşısında oturup çalıyor gibi hissetsin diye.
Bir şeyleri de siler yine de, başka bir müzisyenin "virtüözlük gösterisi" olarak gururla sunabileceği, ona göre "allı pullu, gösterişli" yerleri: "Eserin üstüne çıkmıştı süsleri. İnsanların müziğin ruhunu almasını, müzikte ne demek isteniyorsa onu benim anlatımımla dinlemesini istedim ben. Benim kişiliğimi de müzikal yönümü de anlatıyor bu albüm. Saf, süslemesiz."
Üç ayın sonunda da bitirip "korka korka" çıkarır albümü: "Ben bunların ortaya çıkmasıyla ayıp bir şey yapıyormuş gibi de hissediyordum. Ayıplanır mıyız, doğru bir şey mi yaptım... Koskoca Anadolu müziğini ben çelloyla çaldım, bizim bağlamamız var, senin ne haddine de denebilirdi yani."
Ünü dışarıya taştı
Ama bunu demek bir yana, bu eserler çelloyla çalınsın diye mi yazılmış acaba diyor insan... Albümün ve bundan çok korksa da Uğur Işık'ın adı Türkiye sınırlarının dışına çoktan taşmış durumda şimdi. Eserleri BBC Radyo'da çalınıyor, Folk Roots'un verdiği "ayın seçmeleri"nde yer alıyor, Avrupa'dan konser teklifleri geliyor...
En son İKSV'nin düzenlediği Turkey Now festivali kapsamında Amsterdam ve Rotterdam'da konser verdi. Hem de Hollandalı konser salonu sahiplerinin özel talebiyle. İnsan merak ediyor, acaba Türkiye sınırları içine ne zaman ulaşacak bu ses diye...
Son bir not: Derviş Zaim'in "Cenneti Beklerken"inde defalarca duyduğumuz bir ezgi var, "Ermeni ninnisi", işte o Uğur Işık'ın albümünden alınma.
"İnsan önce kendini, kendi müziğini öğrenecek"
Ut öğrenimi görürken çelloya geçmenizin nedeni ne?
Mızraplı saz bir kere ut. Uzun bir ses duyamıyorsunuz onda. Ama çelloda upuzun bir ses tek başına bile müzik olabiliyor. O sesin içinde çeşitlilikler var. Albümde Aşık Veysel'in şarkı söylediği ses de var, bağlama da var, ut da, yaylı tambur da, hepsi var. Güç var. Utta o gücü bulamıyorsunuz. Viyolonsel müzikte gücün sembolü. Ben ağlak şeyleri çok sevmiyorum. Güçlü, net olmalı.
Çellonun üstüne enstrüman tanımıyorsunuz galiba, değil mi?
Benim için öyle. Bir de çok güzel, enstrümanına sarılarak çalıyorsun. Ut mesela kucağında durmuyor bir türlü. Ben viyolonsele biraz fazla da sarılırım, sanki kendimi çalıyor gibi hissederim.
Murat Bardakçı sizin için "Batı müziği çalsaydı keşke" demiş...
Evet. Biz onunla bir araya geldiğimizde genel olarak Batı müziği dinleriz ama oturur sonra Türk müziği çalarız. O tamburunu alır, ben çellomu, saz eserleri çalarız, taksimler yaparız. Onunla kendimizi ifade ederiz. Ama klasik müzik dünyada kabul edilmiş bir müzik. Hazır. Herhalde direkt kabul görürdü anlamında söylüyor.
Batı müziği çalmak size biraz tereciye tere satmak gibi mi geliyor?
Müzik aslında evrensel, hepimizin müziği. Ama yapmaya kalkmak başka bir şey. İnsan önce kendini, kendi müziğini öğrenecek, bu benim kendi fikrim. Toprakların insanlara verdiği müzikal bir ruh var. Burası herhalde sihirli bir yer ki, padişahlar bile beste yapmış. Padişah beste yapar mı, Bush beste yapar mı mesela? Bizde köylüsü, çobanı, otobüs biletçisi, aklımıza gelen herkes beste yapıyor. Ve az buz besteler değil yani. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar müzik cemiyeti yok, sadece İstanbul'da 700 tane var. Bu insanlarda bir müzik yapma isteği var, bence bu toprakların verdiği bir şey bu.
"Türkler konsere ya oynamaya ya da ağlamaya geliyor"
Tekniğinizi öğrettiğiniz öğrencileriniz var mı?
Tabii. Bildiğim her şeyi öğretirim ben. Öğretirsen yenisi gelir. Harcamayınca yerine yenisini yollamıyor yukarıdaki. Bir de şunu demiyorum, en nefret ettiğim şeydir zaten, "Ben Türk müziğine katkıda bulundum, teknik kazandırdım", böyle bir şey yok. Ben Türk müziğini kullandım. Bunun Türkçesi bu. Kendi kültürümüzü kullanarak kendimi ifade ettim.
Bu albümün çok fazla tanınması fikri de beni korkutuyor çünkü düşmanların da otomatik olarak artıyor. Nedense bir şey yaptığın zaman insanların hoşuna gitmiyor. Hatta albümde ismim de geçmesin istiyordum.
Konser de vermiyorsunuz siz, değil mi?
Evet. Çünkü konserlere gelmiyor insanlar Türkiye'de. Ya ağlamaya geliyorlar ya da oynamaya. Bosphorus'la bir hafta önce Yunanistan'da 5 bin kişiye konser verdikten sonra gelip AKM'de 50 kişiye çalmıştık. Tabii iyi konser olmuyor o zaman, bu karşıdan gelen elektrikle olan bir şey. O yüzden konser vermeyeceğim ben dedim.
Yurtdışında verdiniz...
Evet, albümün ilk konserini geçen ay Hollanda'da verdim. Beni niye çağırıyorlar dedim, ben tanınmam etmem. Ama Hollandalılar istemiş beni, salon sahipleri. Zordu da, sekiz-on gazeteci geldi, sorular sordular. Ben bir şey yaptım diye ortaya çıkmak istemiyorum ama o pozisyonda kalıyorsunuz ister istemez.
|
|
|

|