Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 11 Mayıs 2007 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Sarkozy'nin beğenmediği Kapadokya

Kapadokya tarihi bilimin kabız alanlarındandır. Oysa Hıristiyanlığın ilk dönemi bir ölçüde burada şekillenmiştir. Önemli kilise babalarının bazıları buralıdır

Fax: (0312) 427 20 64

Fransa'nın cumhurbaşkanı adaylarından Nicolas Sarkozy rakibesi Segolene Royal ile yaptığı tartışmada Kapadokyalılara laf etmiş. Hiç şüphesiz Kapadokya, Küçük Asya'nın sadece bir kısmıdır. Pek küçümsüyor ama Batı medeniyetinde rolü olan bir ülkedir. Bugünde Kayseri'nin, Niğde'nin ve Çorum'un patlayan sanayii, Nevşehir'in turizm ve şarapçılığıyla Batı ekonomisinin içindedir. Alman bankalarındaki Kayserili mevduatına bir göz atmalı.
Sarkozy'nin laf ettiği Kapadokya'ya bu illerin dışında kısmen Sivas, hatta Yozgat ve Kırşehir'in bir kısmı dahildi. Bölge atlarının güzelliği ile ünlüydü. O nedenledir ki İran'ın ve bütün doğunun şahlar şahına haraç veren milletlerin temsil edildiği Persepolis'in milletler holündeki kabartmalarda Kapadokyalı elçiler atlarıyla temsil edilir.
Türkçemizde Antik Kapadokya'yı anlatmaya çalışan tek eser Şemsettin Günaltay'ın "Romalılar Zamanında Kapadokya Pont ve Artaksiad Krallıkları"dır. Bu bir derlemedir; maalesef eski İran dili olan Pahlevi yazıtlarını okuyan son alim Necati Lugal bundan yarım asır evvel rahmete yürüdü.
Zaten eski Kapadokya tarihi bilimin kabız alanlarındandır. Sanat eserleri ve arkeolojisi tanınır ama Kapadokya hakkındaki klasik Yunan ve İran fragmanları yani parça bilgiler değerlendirilmeye çalışılır; nedense beşeriyet eski Kapadokyalıların dil ve lehçelerine hep yabancıdır. Hıristiyanlığın ilk dönemi bir ölçüde burada şekillenmiştir. Önemli kilise babalarının bazıları buralıdır.
Tam 45 yıl önce, o zamanki Turizm Bakanlığı'nın açtığı amatör rehber kursunun talebeleri arasında Göreme yollarına düşmüştük. Adana yolu asfalttı, ondan sonrası Anadolu'nun umumi manzarasına dahildi. Saptığın şose yoldan git babam git; yol boyu Selçuklu asrının kervansaraylarının ihtişamı Türk tarihine karşı duyduğumuz, okuldan çok okul dışı çevrelerde aşılanan ve izlenen küçümsemeyi silmeye yeterdi. Henüz ülkenin elektrifikasyonu tamamlanmamıştı. Geceler birçok merkezde karanlıktı.

Hayranlıkla dolaştık
Ürgüp'teki yeni açılan TUSAN (Yani Turing Kulübü örnek oteli) dışında kalınacak bir yer yoktu. 10 yıl sonra kalınacak yer de vardı, oteller de iyiydi. Her yer de elektriğe kavuşmuştu. Ama bölgeyi doğru dürüst anlatan Türkçe bir rehber kitap yoktu. Bugün var mı söylemek kolay değil; aslında yabancı dillerde de yok. Her vadideki kiliselerin yarıya yakınının tarihlendirme ve isimlendirmesi yapılamamış; öbür yapılanlar da tartışılır.
Türk Bizantinolojisi emekleme çağında; sanki Selçuklu dönemi son sürat inceleniyor. Anadolu'yu bir baştan bir başa örten kervansarayların haritası çıkarılmalı ve bir sürüsü yüzey arkeolojisi dediğimiz yöntemle tespit edilip restorasyonu planlanmalı.
Gecenin 9'unda Kayseri'den Nevşehir'e gidiyoruz, ışıklandırılmış ve restore edilmiş 1249 inşa tarihli Saruhan denen kervansaray bütün satvetiyle karşımızda. Hayranlıkla yaklaşıyor ve içine giriyoruz, gene aynı duygularla hayran ve yapanlara müteşekkir dolaşıyoruz. Her milletin payı olan bir mimari bu. Kapısındaki süslemeler, kavsaralar ta Maveraünnehir'den ve İran'dan gelmiş.
Aynı yolun üzerindeyiz; Ağzı Karahan Aksaray-Konya yolu üzerindeki muhteşem Sultan Han. Konya Alaeddin Tepesi'ndeki Selçuklu saray kalıntısına baktığın zaman sorun çözülmezlik gösteriyor. Zamana bu kadar dayanıklılık gösteren muhteşem kervansaraylar, kaleler ve köprüler ve zamanımıza bir tanesi bile ulaşamayan hükümdar sarayları; varlıkları yeryüzündeki yıkık bir duvar ve yapılacak kazılarda çıkan plandan ibaret.
Açıkçası Selçuklu İmparatorluğu da İran'daki ve Anadolu'daki büyük eserleriyle kaynaklarını ön planda savunma ve kontrole ayıran bir askeri imparatorluk. Hele Selçuklu İmparatorluğu'nda bürokratik yazışma, kitabet, edebiyat ve ilimin zaman zaman Türkçenin dışındaki dillerle yürütüldüğünü ama ordudaki komuta dilinin her zaman Türkçe olduğunu düşünürsek; Türk varlığının kimliğinin askerlikle muhafaza edildiği açık seçik görülür.

Alev Alatlı'nın kurduğu okul
Nevşehir'de Mustafa Paşa kasabasında üç yıl evvel kurulan Kapadokya Yüksek Meslek Okulu'nun toplantısına konuşmacı olarak katıldım. Okulun kurucusu Alev Alatlı ve arkadaşları. Rusya turizmcilerini, tarihçilerini ve Rus kilisesini temsil eden 100'ü aşkın misafir vardı.
Rusya kilisesinin dış işlerini yürüten Metropolit Mark, Kapadokya'ya hayranlığını ve doğu Hıristiyanlığının kaynaklarını burada gördüğünü söyledi. Doğrusu bugüne kadar Batı kilisesi doğru dürüst bir inceleme yapmamış, bu alanda belki onlar bir inceleme yaparlar. Ama Selçuklu Türkiye'sinin bir imparatorluğa özgü renkliliğini ve başka kültürlere saygısını açıkta görünen örneklerine rağmen kimler kayda geçirecek ve kalemle ifade edecek?
Türkiye'ye karşı sevecen bakan Bayan Royal'in karşısında önyargıları bilgisizliğe ulaşan bir Sarkozy var. Kapadokya ile ilgili sözlerinden anlaşılıyor. Böyle adamların yönetici olduğu siyasi birliklere biraz ihtiyatlı yaklaşmak gerekir.


PAZAR
'İyi olacağına dair kadınca bir sezgi vardı'
"Aşk yazmak politika yazmaktan daha zor"
"Yunanistan'da 5 bin, AKM'de 50 kişiye çaldım"
New York Times'ın ucuz tatil için önerdiği otel
Ünlülerin "dev" ayakları
neler konuşuluyor?
Besançon'da zaman (2)
Cazdan demokrasi dersi almak...
Doğal olmayan afetler
Bir canlı yayın sihirbazı
Boğalara öneriler
Mükemmele yakın
Sarkozy'nin beğenmediği Kapadokya
Yanlış diyet hasta eder!
İç'li bir yazı
Rafting: Maceraya çağrı





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu

© 2006 Milliyet