
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Politik bir curcunayı izlerken, kestane kebap yemek...
Nutuklar, demeçler, yorumlar süre dursun; süre dursun aday adaylarının umutlarıyla, bir daha seçilememe kaygılarının öfke emziren telaşı.
Şöyle çatlak kabuğunun dışına taşmış ve ne çok kavrulmuş, ne çiğ kalmış, tam kıvamında kestane kebap...
Yemesi sevap...
***
Buhar gücünün keşfinden sonra toprağa bağlı aristokrat egemenliğine karşı; fabrikaların patronajını sahiplenen burjuva sınıf; etli şaraplı, kadınlı kahkahalı masalarda gününü gün ederken...
Aynı hayatı paylaşamayan ve sömürüldüğünü iddia eden işçi sınıfı, sol yumruk havada, kent caddelerinde barikatlar kuruyordu.
***
Osmanlı hanedanının 23'üncü padişahı III. Ahmet de, 30 yaşında tahta çıkınca, lale bahçeleri ortasında, geceleri kaplumbağaların üstünde mumların yakıldığı cümbüşlü bir hayata özenmişti.
Karşısında aynı hayatı paylaşamayan, sol yumruğu havada işçi sınıfı yerine; dimdik işaret parmağı havada, imamları bulmuştu; Hz. Peygamber'in vekili olan halifeye karşı:
- Din elden gidiyor, diye bağırıyorlardı.
***
Aynı dönemlerde ilk gençliğini yaşamaya başlamış olan şair Ragıp Paşa, okumayı yazmayı seven nadir insanlardan biri olduğu için de; eşek semercisi, nalbant, bakırcı olamayacağından ötürü, saray politikacılarının arasına katılmıştı.
Ve sonunda sadrazam da olarak, ömrünün sonuna kadar sadrazamlıkta kalmıştı.
***
Nutuklar, demeçler, yorumlar süre dursun; süre dursun aday adaylarının umutlarıyla, bir daha seçilmeme kaygılarının öfke emziren telaşı.
Kestane kebap, yemesi sevap...
Ne demiş, linçli, cellatlı politika bataklığında batıp silinmemeyi başarmış olan Sadrazam şair Ragıp Paşa:
Mihneti kendine zevketmedir âlemde hüner
Gam-ı şadi-i felek böyle gelir böyle gider
***
Dümeni kopuk bir teknede, nutuk söyleyerek kaptan olmaya çalışanları, kıyıdan izliyorsanız ve etli şaraplı, kadınlı kahkahalı sofralara özenenlerin; kadınsız kahkahasız, erkek erkeğe kahveleriyle olan zıtlaşması sonucu, ne tür çalkantılı bir döneme kayılmakta olduğunu da öngörebiliyorsanız...
Ne yapabilirsiniz ki?
Hele öğleden sonra Diş Dr. sevgili Sonia'ya da gitmek zorundaysanız.
***
Erzurum Kongresi'ni de örgütlemiş olan, CHP Erzurum Milletvekili ve CHP Genel Sekreter Yardımcısı Cevat Dursunoğlu, Berlin ve Jena üniversitelerinden de geçmiş mütevazı bir siyasetçiydi.
Bendeniz de 19 yaşındayken, ayda 40 TL telif hakkı karşılığı, Ulus gazetesinde yazı emekçiliğine başladığım için, kendisiyle yakın bir dostluğumuz vardı.
Bazı yaz akşamlarında Suadiye Gazinosu'nda baş başa oturur, konuşurduk.
Dursunoğlu, siyasetçilerle ilgili harika fıkralar anlatırdı.
***
Dursunoğlu'nun, seçim kampanyaları için anlattığı bir fıkra da şuydu:
Kop Dağları'nda, tipi bastırınca karlarda yolunu kaybeden bir çoban; gocuğunun yakasını kaldırmış, tipide rüzgâra karşı yürümeye çalışıyormuş.
Bir süre sonra bir ayak izine rastlamış:
- Demek biri buradan geçmiş, yolu buldum, diye sevinmiş.
Derken ayak izi, 2'yle, 3'e çıkmış.
Meğer çoban, gocuğunun yakası kalkık, rüzgâra karşı yan yan yürürken, geniş bir daire çizmeye başlamış ve kendi izine düşmüş...
Yolumu buldum diye sevinirken de, donup kalmış oralarda.
***
Cevat Dursunoğlu, seçim kampanyalarında birçok siyasetçinin; yağlama yıkama görevlileri yüzünden, kendi izlerine düştüğünü söylerdi.
***
Nutuklar, demeçler, yorumlar...
Bürokratik bir oligarşinin; çağdaşlaşma özeniyle, burjuva sınıfı taklitçiliği ve tepkileri...
Vatanı, milleti, Türklüğü sevmek ve doğru dürüst bir anayasa yazacak kadar bile, Türkçe dilini sevmeye boş vermek...
Ayrıca şairlerin, yazı adamlarının, düşünürlerin birçoğunu da, -andıçlanacak ölçüde- zararlı görmek...
***
Şöyle çatlak kabuğunun dışına taşmış ve ne çok kavrulmuş, ne çiğ kalmış, tam kıvamında kestane kebap...
Yemesi sevap...
c.altan@prizma.net.tr

