
Hasan CEMAL
Demokrat Parti...
Türkiye, İkinci Dünya Savaşı sonrasında çok partili demokrasiye ilk adımlarını atarken, kitleleri ateşleyen bir slogan vardı:
"Yeter, söz milletindir!"
1950'de ilk kez halkın oyuyla iktidar değişimi yaşanırken, Demokrat Parti(DP), bu sloganla CHP'yi seçim sandığında büyük bir yenilgiye uğratmıştı.
DP'nin lideri, on yıl süreyle başbakanlık yapan Menderes'ti. Askere, bürokrasiye ve aydınlara genellikle mesafeli kalan, kimi zaman orduyla zıtlaşan Başbakan Menderes...
Bir darbeyle kapatıldı DP.
Menderes ve iki arkadaşı asıldı.
DP'nin yerine AP kuruldu.
O da bir darbeyle kapatıldı.
Yerine DYP geldi 1980'lerde.
Hem AP'nin hem DYP'nin liderliğini yapan Demirel de "Yeter, söz milletindir!" sloganını şiar edinmiş bir siyasal geleneğe mensup olmakla övünürdü 1980'lerde.
Özal ve ANAP'a gelince...
Turgut Özal, başlangıçta 12 Eylül'ün ekonomi politikasını yürüttü. Sonraki yıllarda, Demirel'i bitirebilmek için askeri yönetimin siyaset yasaklarını savunabilen demokrasiye ters bir çizgiye düştü.
Ama şurası bir gerçek:
Özal, ANAP'ı kurduktan sonra seçim sandığında, "Yeter, söz devletindir!" diyenleri, daha doğrusu askeri yönetimin işaret ettiği siyasal güçleri yenerek tek başına iktidara yükseldi. Ana politikalarına daha çok merkez sağın, Türk siyasetindeki muhafazakar damarın o klasik "Yeter, söz milletindir!" çizgisi damgasını vurdu.
Hatta Özal'ın Demirel'le mukayese edildiğinde, askerin seçilmiş sivil otoriteye tabi olduğuna dair örnekleri uygulamada daha fazla verdiği söylenebilir.
1990'larda çok şey değişti.
ANAP ve DYP daha çok birbirleriyle uğraştı. Yılmaz'la Çiller, birbirleriyle didişmekten partilerini yenileyemediler, Türkiye'nin temel sorunlarına el atamadılar. Ülke bir ekonomik krizden ötekine sürüklendi.
"Yeter, söz milletindir!" sloganı unutuldu. 1990'lardaki ısrarlı birleşme çağrılarına kulak asılmadı. Hem DYP hem ANAP, "Yeter, söz devletindir!" diyen sulara açıldılar. 28 Şubat her şeye tüy dikti. Böylece her iki parti de 2002 seçimlerinde sandıktan çıkamadı.
Bir başka deyişle:
DYP ile ANAP'a cezayı kesen, millet oldu seçim sandığında...
Şimdi bu iki parti, Demokrat Parti adı altında birleştiriliyor.
Ne yapar bu parti?
Soğukkanlı düşünmekte yarar var. Seçim araştırmalarında bu partiler barajın altında seyrediyor. ANAP yüzde 4'ü geçemiyor. DYP ise genellikle yüzde 7 civarında gidiyor.
Mehmet Ağar, kaç yıldır DYP'nin başında. Bunca zaman muhalefette olmasına rağmen partisi henüz bir varlık gösterebilmiş değil.
Aynı tespit, Erkan Mumcu ve ANAP için de geçerlidir.
Her iki genel başkanın da zaten sermayeyi tüketmiş olan partilerini bunca zamandır ayağa kaldırabildikleri söylenebilir mi? Hayır.
Şimdi bu iki parti DP ismi altında birleştiğinde ne değişir? Kağıt üstündeki aritmetik toplam, seçim sandığından -günümüzdeki psikolojik bir ivmenin de itişiyle- büyüyerek çıkabilir mi?
Kısacası:
DP barajı rahatça geçer mi?
Bu soruya öyle kolayca evet demek zor. Partiye yeni bir süvari bulunmuş olsa, yeni bir söylem ve programla, yeni bir vitrin ve kadrolarla kamuoyu önüne çıkılmış olsa daha iyimser olunabilirdi.
Ama bunlar yok ortada.
'Merkez'i de tutması zor DP'nin.
Yine sormak lazım:
Bu DP, o DP olabilir mi?
Yani bir zamanlar "Yeter, söz milletindir!" sloganıyla kitleleri peşinden sürükleyen o parti...
Sanmıyorum.
Mehmet Ağar'la Erkan Mumcu, cumhurbaşkanı seçiminde karşı safta, asker-sivil bürokrasi kampında dalgalanan "Yeter, söz devletindir!" bayrağının altında yer aldılar. Partilerini CHP'nin dümen suyuna soktular.
Bu durumun, DYP ile ANAP'ın geleneksel seçmen tabanlarında hoş karşılanabileceğini düşünmek gerçekçi olmaz. Anlaşılan, ne yakın siyasal tarihimizden, ne de 28 Şubat ve sonrasından ders alınmış...
Özeti:
Bu DP, o DP olamaz! Bu haliyle de 'merkez'e kolay oturamaz bu parti.
Ayrıca, yüzde 10 barajını geçmesi şimdilik güç gözüküyor. Daha sağlıklı değerlendirmeler için bir süre daha beklemekte yarar var.
h.cemal@milliyet.com.tr

