
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
Gümrükçü, Özal'a cezayı kesti...
CAFER Tayyar Sadıklar... Mülkiye mezunu, Maliye müfettişi, Hazine Genel Müdürü, Merkez Bankası Başkanı, milletvekili ve bakan...
Bu kadar önemli görevlerde ve de Türkiye'nin en çalkantılı dönemlerinde görev yapmış bir insanın anıları da renkli olur, isabetli teşhisler yapar.
Anılarının adı "Mülkiye Marşı!"yla başlıyor:
"Başka bir aşk istemez."
Ve devam ediyor:
"Aşkınla çarpan kalbimiz.
Ey vatan gözyaşların dinsin yetiştik çünkü biz."
Bu aşk "Sadıklar"a göre bir "hastalık"tı:
"Çocuk yaşta yakalanmıştım bu hastalığa. Adını, beni ben yapan okulda öğrendim: Mülkiye'de. Vatanseverlikti adı, soyadı da Atatürk'tü."
* * *
BUGÜNLERDE Turgut Özal'ın adı yine gündemde, kimine göre içki içerdi, kimine göre içmezdi. Kendisiyle içki içilen sofralarda biz de oturduk, içtiğini görmedik. Görenler, Fransız konyaklarına bayılır derlerdi, günahları boyunlarına...
* * *
NEYSE Cafer Tayyar Sadıklar'ın, Özal'la ilgili bir anısı var... (X)
Özal o tarihte, Elektrik Etüt İdaresi Genel Müdür Yardımcısı, Cafer Tayyar Sadıklar da, Keban projesinden sorumlu Hazine Genel Müdürlüğü yetkilisi. Keban için 135 milyon dolar dış yardım gerek, Sadıklar bunun için ilgili devlet dairelerini dolaşıyor, bilgi topluyor. Başkan İbrahim Deriner, yardımcısı Özal'ın adresini veriyor, bilgiler onda.
Özal kestirip atıyor:
"Kardeşim, ben kimseye bilgi ve doküman vermem, herkes kendi işini yapsın!"
Öyle mi, Cafer Tayyar elini arka cebine atar, Maliye Müfettişi kimliğini çıkarır. Kimlikte Maliye müfettişi istediği takdirde kendisine, her belgenin verilmesi hükümlerini okur.
Özal istenilenleri verir. Sonra dost olurlar, birlikte çalışırlar; 135 milyon dolarlık dış kaynağı bulurlar.
* * *
ARADAN yıllar geçer, Özal başbakan olur ve Denetim Elemanları Genel Kurulu'nda bu olayı anlatır:
"Bir gün odamda otururken, iriyarı kovboy gibi bir adam kapıyı tekmeleyerek içeri girdi, elini arka cebine götürdü, silah çıkarıyor sandım, hüviyetini göstererek benden bazı evrakları istedi. Bu adam Cafer Tayyar Sadıklar'dı."
Sadıklar bu olayı, "Özal'ın, konuları nasıl algıladığının ve nasıl naklettiğinin bir örneğini teşkil ettiği için sık sık anlatırım" diyor.
* * *
TARTIŞMAYLA başlayan dostluk sürdü gitti. Ailece dost oldular, bir apartmanın üst katında karşılıklı iki dairede oturdular. Sadıklar, Özal'ın "DPT Müsteşarı olduktan sonra ne denli zeki, çalışkan olduğunu ve büyük enerjisi bulunduğunu gözlemledim" der.
* * *
BİR DE "saç kurutma makinesi" hikâyesi var.
İkisi, bir iş gezisi için yurtdışına gitmişler, Semra Hanım, Özal'a saç kurutma makinesi ısmarlamış. Özal, Sadıklar'a "Sen de eşine al!" demiş, aynı markadan iki tane almışlar.
Özal makineyi bavuluna yerleştirmiş, Sadıklar da elinde taşımış, Ankara'ya gelmişler. Gümrükçü, Özal'a bavulunu açtırmış, saç kurutma makinesine "dolgun" bir ceza kesmiş. Oysa Özal, uçağa binerken, Sadıklar'a "Bavuluna koy!" demiş, ama o koymamış... Gümrükçüler Sadıklar'ın elindeki makineyi görmemişler bile, oysa Özal'a cezayı kesmişler.
Demek o tarihlerde Özal'ın resmettiği "İşini bilen memurlar!"ın yanında "İşini bilmeyen memurlar" da varmış...
—————————————
(X) İş Bankası Yayınları
h.pulur@milliyet.com.tr

