
Ece TEMELKURAN
Kıyıdan
Merhaba politika!
Bakkalda, kuaförde, kakarakikiri yemeklerde ve hatta memleketin en gamsız, "eller havaya" gazinolarında dahi mitingler konuşuluyor. Milletimiz politikayla yeniden, muhtemelen dönemsel olarak yeniden tanışıyor. Bazı nafile ve cılız çıkışlar var tabii.
"Ay amaaan! Herkes siyaset konuşmaktan çok sıkıldı. Biraz başka şeylerden konuşalım" diyen köşe yazarları, televizyoncular oluyor ara sıra. Ve fakat heyhat memleket bir kere siyasete sardırdı, "kurtarmak" ne mümkün! Halkımız, normal bir biçimde de değil, dehşete düşmüş olarak politize oluyor.
En keyif yanlısı rakı masaları bile nihayet gelip dayanıyor mitinglere ve siyasal İslama. Mütedeyyinler cumhuriyet tarihi boyunca rakı sofrasında bu kadar sık anılmış mıdır acaba?! Ve haklarında yapılan konuşmalar bu kadar rakılı olunca kulakları nasıl çınlıyordur?
Arşimet politizasyonu
İyi oldu zannımca. Beğenin beğenmeyin, memleket ve bilhassa orta sınıf, 80 darbesinden sonra ilk kez sokaklarla tanışıyor. Susurluk hadisesinden sonraki Aydınlık eyleminin ardından ikinci ve daha büyük bir "politik kalkışma" bu.
Ama elbette nicedir politikadan uzak kalmış bir millet, siyasal İslamın ve darbe korkusunun ateşten gömleğiyle fırlıyor politika sahnesine. "Taraf olmayan bertaraf olur" telaşı ve endişesiyle başlayan politikleşme, kitleleri Arşimet'e çeviriyor. Yaptığı keşfin heyecanıyla hamamdan çırılçıplak dışarı fırlayan... 80'den sonra bütün siyasallaşma araçları elinden alındığı için kekeme politika yapan kalabalıklar var karşımızda.
Politik çıplaklık
Son on gündür sokakta ve çeşitli entelektüel sofralarda bu "hazırlıksız" halin yarattığı endişeyi, çaresizliği, anlamama halini izliyorum. Ne zaman memleketin hali konuşulsa sinirler geriliyor, hiç çatışmamış insanlar çatışmaya başlıyor. Taraf tutma endişesi herkesi kendi kişisel ve sınırlı gözlemlerini lüzumundan fazla genelleyerek aşırı sonuçlar çıkaracak hale getiriyor. Anlama telaşı ve anlamamanın dehşeti büyüyor.
Her şeyi mükemmelen anladığını zannedenlerin bana pek gerçekçi gelmeyen aşırı tespitleri, memleketi epeydir gezen biri olarak söyleyeyim, son derece "İstanbullu". Üstelik sözlerini dinlediklerimden, bu kadar sinirli ve gergin konuşanlardan hiçbiri mitinglerin hiçbirine gitmemiş durumda. Hepsi ya televizyondan ya da gazetelerden izliyor olup bitenleri. Yani birçok insanın "kişisel" gözlemi ve tespiti, televizyonların çizdiği kadraj ve gazetelerin çektiği fotoğraflarla sınırlı.
İzmir mitingi
İstanbul'da orta sınıfların yaşadığı hemen hemen bütün sitelerde (Ertuğrul Özkök görse bayılırdı.) bayrak kampanyasına benzer bir görüntü var. Bütün balkonlar bayraklı. Bu, elbette bir resmi bayram havası yaratıyor. Ama diğer yandan da bu memlekette daha önce görmediğimiz bir şey oluyor.
Modernleştiriciler
Ordudan mı cesaret alındı yoksa bu hakikaten sivil bir kalkışma mı, kimse pek karar veremiyor. Daha önce söyledim:
Bu mitinglere katılan insanlar ne sağcı ne solcu, ama futbolcu da değil nihayetinde. Bu insanlar Türkiye'nin "modernizer"leri, Türkiye'de kendilerine modernleşmenin taşıyıcısı olma görevi verilmiş kitle. Ülkenin kuruluş ideolojisini taşıma görevini taşıyan kitledir mitinglere katılanlar.
Ama bu tespitin yeterli olduğunu da düşünmüyorum. Bu yüzden de İzmir mitingini izlemek gerektiğini düşünüyorum. Bir terslik olmazsa yerinde görmek niyetindeyim. Ankara mitinginden sonra iş için yurtdışına çıktığımdan ilk kez göreceğim ne olup bittiğini. Bir de tabii şu var:
Gazetecilik, tarihin yazıldığı günlere tanıklık etmekse Türkiye'de tarihi dönüm noktalarından birinde orada olmak, tanık olmak gerektiğini düşünüyorum. Meseleyi Ankara siyasetçilerinin ve İstanbul entelektüellerinin süzgecinden geçirmeden görmek için...
ecetem@hotmail.com

