
Hasan CEMAL
Özgürlük ve gelecek!
Boğaziçi Üniversitesi'nin Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk'a fahri doktora vermesi güzel bir olay. Bu kararın üniversitenin senatosu tarafından oybirliğiyle alınmış olması da öyle...
Kürsüde Orhan Pamuk konuşuyor, her zamanki heyecanlı, samimi ve kıpır kıpır haliyle...
Bir cümlesini not ediyorum:
"Özgürlüğü olmayan toplumun geleceği yoktur!"
Bu sözü bir klişe, bir slogan gibi algılayıp geçmek de mümkün.
Veya bir üniversite çatısı altında olduğunuz için önemseyebilir, üzerinde düşünebilirsiniz.
Çünkü, bu ülkenin özgürlük sorunu üniversitelerimiz için de geçerli olmaya devam ediyor.
Belki de özgürlük en başta üniversite kavramına yakışır. Özgürlüğün olmadığı yere üniversite denemez çünkü.
Klişe ve ezberler kabul görmez üniversitede. Eleştirel düşünce kol gezer ve gerçekler bütün yüzleriyle sorgulanmaya çalışılır, gerçek üniversite olan mekânlarda...
Özgür düşüncenin karartıldığı, sansürün ağır bastığı toplumlarda bilimin gerektiği gibi gelişmesini beklemek hayaldir.
Ve hiç kuşkusuz yaratıcılık için de özgürlük bir numaralı şarttır.(*)
Yaratıcılığa ve bilime köstek olan toplumların ileri gitmesi bir hayalden ibarettir.
Kısacası:
Özgürlük bir sınavdır!
Türkiye henüz bu sınavı ne yazık ki geçebilmiş değil. Bu açıdan Orhan Pamuk hazin bir örnek sayılabilir.
Bugün onu kendi yurdunda sürgündeymiş gibi yaşatmıyor muyuz?.. İstanbul'un dünya markası haline gelmesinde en büyük katkılardan birini yapmış olan Orhan Pamuk'u İstanbul'a hasret bırakmıyor muyuz?
Bu bir ayıptır Türkiye açısından, hem de büyük bir ayıp...
Ancak ayıplarımız bitmiyor.
Muhtıra da bunlardan biri.
İyi ki bu ülkenin aydınları da var, muhtırayı reddeden, karşı çıkan.
Bunlardan 500'ünün imzasıyla geçen gün yayımlanan bildiride şu satırların altını özellikle çiziyorum:
"Biz laik cumhuriyetin, muhtıralara yaslanarak değil, ancak daha fazla demokrasi içinde yaşatılacağına inanıyoruz.'Ne mutlu Türküm demeyenler düşmandır' diyebilenlere yanıtımız açıktır: Bizler bu ülkenin sorumlu, duyarlı yurttaşlarıyız ve yaratılan ortamda asla mutlu değiliz. Özgür, demokratik, laik Türkiye'yi korumaya kararlı yurttaşlar olarak demokrasiyi yok etmeye yönelen her türlü müdahaleye karşı direnme hakkına sahip olduğumuzu açıkça belirtiyoruz."
* Özgürlük ve yaratıcılık arasındaki ilişkiyi Einstein bağlamında ele alan ilginç bir yazı okudum bu yakınlarda. Thomas L. Friedman; China Needs An Einstein; The New York Times; 27 Nisan 07.
Ayrıca, bitime iki hafta kala ilan ettikleri şampiyonluğu, diğer takımlara göre hiç kuşkusuz daha çok hak ettiler.
Peki, iyi futbol oynadılar mı?
Bu soruya, "Hangi takım bu yıl iyi oynadı ki?.." sorusuyla yanıt vermek mümkün... Ülkemizde futbolun çıtası kaç zamandır düşüş eğrisi çiziyor.
Ne yazık ki öyle.
'Güzel oyun'a layık maçlara, futbol yönetimlerine ve tribünlere hasretimiz gitgide büyüyor.
Galatasaray'a, benim güzel takımıma gelince... Maalesef Ali Sami Yen'e, maçlarımıza bu yıl da ayaklarım geri geri geldim. Cim Bom bana bu yıl da hayal kırıklıkları yaşattı.
İyi futbol oynamadı.
Ve kötü yönetildi.
Gönlümde her şeye rağmen aklayabilir miyim Galatasaray'ı mı?
Belki...
Bu hafta Fenerbahçe'yi Ali Sami Yen'de çarpıcı bir sonuçla yenerse, belki...
Son sözler:
İyi ki Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti var.
İyi ki futbol var!
h.cemal@milliyet.com.tr

