|
 |
|
|
Uçurtma denize düştü
Karpuz kabuğunu bilemem; uçurtma denize düşünce, ben denize girerim. Sudan çıkarmak için girerim, bir yandan yüzüp bir yandan uçurtma uçurabilir miyim acaba diye girerim. Girdim...
tubakyol@yahoo.com
Sezonu açtım, denize girdim. Türkiye'de denize girmek için mayıs o kadar erken bir ay değil. Nisanda da girmişliğim var. Güneyde. Ama bu kez, yaz ortasında bile denize girmeyi iki kez düşüneceğim bir yerdeyim. Ayvalık'ta.
Birkaç günlüğüne kaçalım dedik. Bir arkadaşımın ablası Ayvalık'ta yaşıyor. Ne zamandır da çağırıyor. Böylece gittik.
Buralarda suyu en sıcak yer neresi?
"Çataltepe" dedi.
İyi sevgili...
Cunda Adası'nda bir yazlıkçı mekanı burası. Öyle olağanüstü bir yanı yok ama hoş bir yer. Bir sürü site var.
İlber Ortaylı da bu sitelerden birinden bir ev almış daha yeni.
Sahilde de bir "gazino" var. İskeleli falan. "Boat on the River" tadında müzikler çalıyor. "Boat on the River" çalmadı galiba da, siz anladınız herhalde beni.
İlk gün sadece biz vardık. Ve nasıl güzeldi hava. Ayağımı bile sokmam derken, beş kere denize girdim. Ki benim ne kadar üşüyen bir kimse olduğumu bilseniz, bunun adeta bir rekor olduğunu takdir ederdiniz.
Ve uçurtma uçurdum.
Hani "Polonezköy'de istedim de sevgilim uçurtma almadı bana" diye yazmıştım ya. Meğer duymamış. Yazıyı okuyunca şaşırmış. O akşam elinde bir uçurtmayla geldi eve. İyi sevgili.
Ben de iyi sevgiliyim. Çok çok teşekkür ederim.
Ve üşenmedim, İstanbul'dan Ayvalık'a, çantaya sığmadığı için elimde uzun ince bir paket içinde uçurtma taşıdım.
"Elimde taşıdım" da ne demekse... Sanki yürüyerek gittim Ayvalık'a. Neyse.
Trilyonluk cep sohbeti
Mühim olanı bu uçurtma uçtu. Biraz dandik görünüyordu, hani şu ortasına tek bir sopa takılan muhtemelen Çin malı uçurtmalardan... Ama çok da güzel uçtu. İskelede şezlonga uzanıp uçurtmamı uçurdum.
Sonra tabii denize düşürdüm.
İlkinde ta düştüğü yere kadar gidip aldım.
Sonraki düşüşlerinde, misinasından tutup balık tutar gibi çektim, geldi.
Sadece bir sefer kayalara takıldı, yine denize girmek zorunda kaldım.
Denizden her çıkardığımda, ıslak ıslak uçtu. Hep uçtu. Şahaneydi.
Yer yokmuş gibi tam yanımızdaki şezlonga yayılıp mütemadiyen cep telefonuyla konuşan ve trilyonlarını anlatan adamı saymazsak eğer -trilyonları var mı bilmiyorum ama öyle çok konuştu ki trilyonluk cep telefonu faturası ödeyebilir bu ay...
İşte bu adamı saymazsak eğer; koca koy bize ait, gazino hizmetimizde, zararlı olduğunu bildiğim için kendime sadece tatillerde yeme izni verdiğim midye dolmalar önümüzde...
Hiç böyle bir keyif olabilir mi?
Olamadı.
Bir gün sonra gazino daha kalabalıktı.
Hava sanki daha rüzgarlıydı.
Deniz sanki daha soğuktu.
Yine de yüzüp uçurtma uçuruyordum...
Niye artık uçmuyor?
Şezlongda yatarken uçurduğuma göre, yüzerken de bileğime bağlasam, uçurabilir miyim acaba? Uçuramadım. Denerken eğlendim.
Öğleden sonra arkadaşıma telefonla üzücü bir haber geldi. Tabii üzüldü.
Sonraki gün gazino daha da kalabalıktı.
Hava daha da rüzgarlıydı.
Deniz de sanki daha da soğuktu.
Bir kerecik girebildim denize. Uçurtmam da hiç uçmadı, hep düştü.
Arkadaşım da hep üzgündü, çok üzgündü.
* * *
Üzüntüyü genellikle öfke takip ediyor.
Bilirsiniz, üzüntü insanı savunmasız bırakan, zayıf kılan bir şey...
Oysa öfke bir tür güçlülük yanılsaması yaratabiliyor, belki de dayanma gücü veriyor. Bu yüzden galiba birçok insan üzüntüyü öfkeyle bastırıyor. "Niye ben?" diye kızarak... Hayata, kadere, kahpe feleğe sinirlenerek... Bir sorumlu arayarak... Bir suçlu bulmaya çalışarak...
Bütün suç cep telefonunda!
Ya biri, tam da güzel bir sahilde huzurla oturmak isterken siz, yanınıza oturup bağır çağır cep sohbeti yapıyor...
Ya da normalde asla size ulaşılamayacak güzelim bir koyda, cebiniz çalıyor, üzücü bir haber geliyor...
Bütün suç cep telefonunda!
Eski sevgiliye reveranslı referans
Geçen hafta Demi Moore'un eski ve yeni kocaları Bruce Willis ve Ashton Kutcher'la teknede çekilen fotoğrafı konuşuldu. Birkaç ay evvel Tan Sağtürk'le ve Bergüzar Korel'in ilişkisi ortaya çıktığında, Bergüzar Korel ile Sağtürk'ün eski sevgilisi Ceyda Düvenci'nin nasıl olup da arkadaş olabildikleri konuşulmuştu.
Evet, bana da tuhaf geliyor.
Bunların bazı insanlara tuhaf gelmesi bana tuhaf geliyor.
Biten bir ilişkinin ardından arkadaşlığın devamı zor aslında biraz. Çünkü ilişkiler genellikle arkadaş olunamadığı için bitiyor.
Ama ilişkilerin arkadaşlığı güçleştiren belli bazı zorlukları da var. Bu zorluklar ortadan kalktığında arkadaş olunabilmesi çok mu şaşırtıcı?
Hele de çocuklarınız varsa, görüşmeniz şartsa...
Arkadaş olursunuz, niye olmayasınız?
Nitekim ben genellikle öyle çok kanka olanlardan değilse de arkadaş kalanlardanım.
Bir tanesine küstüm ama.
Çok eski bir sevgili ve uzun zamandır da arkadaş olduğum biri ters bir laf etti, kızdırdı beni, ben de küstüm.
Önemsiz bir şeydi esasında. Ama eski sevgilinin referansı mühimdir. Yabancıların yanında, eski sevgiliden böyle ters bir laf gelince çok bozuldum, küstüm.
Aradı, özür diledi, kabul etmedim.
O kadar küstüm!
Geçen gün karşılaştık. Ben yine selam vermedim. Sonradan fark ettim yanındaki kızı. Yeni sevgilisi belli ki.
Birkaç gün sonra bu kez yolda karşılaştık ikisiyle.
Ben bir gayret, eski sevgiliye ta yolun öte tarafından el salladım, öyle geçtim.
Ne oluyoruz, delirdim mi?
Dedim ya, eski sevgilinin referansı mühimdir.
Benim yanımdaki erkeğe, eski bir sevgilisi selam vermese, ben bayağı huylanırım. "Çok kötü bir şey yapmış olmalı" diye düşünürüm. "Bu adamda benim henüz görmediğim, onun bildiği ne var?" diye düşünürüm.
Ben yani o selamla, aslında referans verdim.
Naomi de cep mağduru, huzuru cepsizlikte buldu
Naomi Campbell yanında çalışanlardan birinin üzerine cep telefonunu fırlattığı için beş gün kamu hizmeti cezasına çarptırılmıştı.
Beş gün gitti, bir sağlık kuruluşunda yerleri temizledi. Cezası bitince de hislerini anlattı: "Yerleri temizlerken hiçbir sorumluluğumun olmaması, cep telefonumun yanımda bulunmaması ve başka hiçbir şey düşünmek zorunda kalmamak huzur verdi."
manik depresif köşe
Gönül'le tanışamadık. Artık bir dahaki sefere... Gerçi bir dahaki sefere olur mu, hiç emin değilim. Karayoluyla bir yere gitmek için fazlasıyla manik bir kimse olmak gerekiyor. Bende maninin zerresi kalmadı. Depresyona bile giremeyecek kadar yorgunum. Çok yorgunum, çok çok...
|
|
|

|