Süper Lig, hasta!
Fenerbahçe'nin 100. Yıl Şampiyonluğu kutlu olsun. Analarının ak sütü gibi hak ettiler. Her şampiyonluk gibi Fenerbahçe'nin başarısı da her şeyden önce emeğe saygı gereği, kutlanmalıdır. Fenerbahçeli olup olmamak hiç önemli değil. Futbolu sevmek, saha içinde oynanan o masum oyuna ve emeğe saygı göstermek önemli.
Fenerbahçe şampiyonluğu kazanırken, elbette rakiplerine göre yarattığı farklılıkların ödülünü aldı.
Her şampiyonluğun bir ders olduğunu unutmadan, yarışı kaybeden rakiplerinin de Fenerbahçe'yi iyi analiz ederek kendileri için yararlı sonuçlar çıkarması gerekir.
Evet, Başkan Aziz Yıldırım ve arkadaşlarının özellikle dış ilişkilerindeki davranış biçimini onaylamak zorunda değiliz. Takım üzerindeki etkileri ve ilgileri de kimimize göre abartılı olabilir. Ama liderlik koltuğunu hiçbir zaman boş bırakmamışlar, her olayda yetki ve sorumluluklarına doğru ya da yanlış kararlarla sahip çıkmışlardır.
Fenerbahçe'nin şampiyonluğu, bizzat Fenerbahçe yöneticilerinin çok anlamlı bulmadığım "Ulusoy Federasyonu bize karşı... Hakem hataları şampiyonluğumuzu engellemek için tekrarlanıyor " iddialarını da geçersiz ya da en azından etkisiz kılmıştır...
Fenerbahçe yönetimi, bu başarının verdiği huzur ve güven duygusuyla şimdi federasyona, rakip kulüplere ve futbol ortamının diğer üyelerine daha barışçı ve daha anlayışlı davranabilir. Bunu ümit ediyorum.
Fenerbahçe'yi sevinçleriyle baş başa bırakırken, biraz geriye çekilip genel tabloya bakmakta da yarar var...
Turkcell Süper Lig, hasta!
Herkes hastalığı, kendi takımını ilgilendirdiği kadarıyla tanımlıyor, ötesine bakmıyor. Ama bakmak zorundayız.
Süper Lig hasta, çünkü hakem hataları sadece Fenerbahçe maçlarında değil, hemen her maçta özellikle küçük takımlar aleyhine sık sık tekrarlanıyor.
Süper Lig hasta, çünkü ne kural standardı var, ne ceza standardı. Küçükler itiraz ettiğinde onaylayan, büyüklerin itirazında indirim yapan bir Tahkim Kurulumuz var.
Süper Lig hasta, çünkü herkes kazanmayı istiyor. Nasıl olursa olsun, ille de kazanmayı. Bu kurtlar sofrasındaki savaşın adaleti de yok...
Süper Lig hasta, çünkü üç puanlı sistemin en kısır dönemini yaşıyor puan cetvelleri. Şampiyonumuz Fenerbahçe, maç başına 2 puan ortalamasıyla oynuyor. Kalan iki maçını da kazansa, ancak 75 puana ulaşabilecek. Geçmişte asla şampiyonluğa yetmeyen bir başarıydı bu. Şampiyonumuz da, peşindekiler de hasta futbolumuzdan etkileniyorlar.
Şimdi TFF Başkanı Haluk Ulusoy'a düşen çok önemli bir görev var...
Bu hastanın ameliyat masasına yatırılıp tedaviye başlanması gerekir.
Önce bir check-up yapılmalı. Bilimsel verilerle sağlam tanılar konmalı. Sonra tedavi tartışılmalı. Lig statüsünden ceza yönetmeliklerine kadar her şey yeniden ele alınmalı... Lig bitiminden sonra önerilerimizi de sunarız... Futbol adamları futbolu kurtarmalı.
Bu sağlıksız tablo mutlaka değişmeli. Kollar şimdiden sıvanmalı!
Yine kural hatası(!)
Bursaspor-Beşiktaş maçında Bursasporlu İsmail Güldüren'in kalecisi Ömer Çatkıç'a gönderdiği top, "kaleciye pas" ve "kural hatası" tartışmaları yarattı yine.
Hakem Bünyamin Gezer, önce oyunu durdurup "endirekt serbest vuruş" kararı verdi. Ama kaleciye pas nedeniyle verdiği kararı uygulamadan önce yardımcısı Cemal Gemici uyardı : "İsmail topa ayağıyla değil, bacağının dizine yakın bir yeriyle vurdu." Kurala göre bu bir "kaleciye pas" değildi. Bünyamin Gezer, yardımcısının uyarısıyla Ömer'in topu tuttuğu yerden bir "hakem atışı" yaptı..
Maçı TV'den izleyenler, hakem atışının yapıldığını göremedi. Yayın yönetmeni sevgili Hüseyin Kaymaz , tekrar gösterime geçmiş, İsmail'in tartışılan vuruşunu ekrana taşımıştı o sırada .Tekrarlar bittiği zaman, sadece Ömer'in hakem atışından aldığı - topu degajla oyuna sokma görüntüsü geldi ekrana...
...Ve en başta Hıncal (Uluç) Abi, göz göre göre (!) gerçekleşen bu kural hatasını kimsenin fark etmediğini, maçın tekrarlanması gerektiğini söyledi.
Hayır, kural hatası yok! Hakem, aynen kural kitabındaki uygulamayı yaptı. Ama uygulama yayına gelmedi.
Hıncal Abi'ye Danimarka atasözünü hatırlatsam, herhalde darılmaz:
"Gördüklerinin yarısına, duyduklarının yüzde yirmibeşine inan! "
100 x 2 Şampiyonları
Tümer Metin, 2002 -2003 sezonunda Beşiktaş'la, bu yıl da 2006 - 2007 sezonunda Fenerbahçe ile şampiyonluk onuruna ortak oldu.
Elbette her futbolcunun rüyalarını süsleyen "şampiyonluk" onuru ile birlikte "iki farklı kulüpte 100. yıl şampiyonlukları yaşamak" da her futbolcuya nasip olmayacak bir onurdur.
Tümer'i içtenlikle kutlarım.
Pazartesi günü Lig TV'de Ömer Güvenç, "Tümer de dünyada hiç bir futbolcunun sahip olmadığı bir unvan kazandı" deyince merak ettim. Ömer'in anlattığına göre Tümer Metin, iki kulüpte de farklı formalarla yüzüncü yıl şampiyonluğu kazanan "dünyadaki tek futbolcu" imiş.
Refleks bir soru çıktı ağzımdan : " Acaba öyle mi ? "
Ömer Güvenç, "Öyle abi, öyle!" dedi, "Tümer bizzat söyledi. Biliyorsun, Tümer bu işi araştırmadan konuşmaz!" Ben de "Bakalım, bir de biz araştıralım" diyerek konuya ara verdim.
Gerçekten merak ettim. Four Four Two ( 4 - 4 - 2 ) ekibinin beyin takımından sevgili kardeşim Mert Aydın'a sordum soruyu : "Tümer dünyada tek mi ?"
Hayır, değil !.
İşte Mert Aydın ve ekibinin "iki farklı kulüpte 100. yıl şampiyonlukları kazanan futbolcular" listesi :
| Pavel NEDVED (Çek) | 1992 -93 | Sparta Prag | 1999-00 Lazio |
| Fernando COUTO (Por.) | 1993 -94 | Porto | 1999- 00 Lazio |
| Vitor BAİA (Por.) | 1993-94 | Porto | 1998-1999 Barcelona |
| Alen BOKSİC (Hır.) | 1996-97 | Juventus | 1999-00 Lazio |
| Tümer METİN (Tür.) | 2002-03 | Beşiktaş | 2006-07 Fenerbahçe |
Yine de Tümer Metin bu alanda "tek" olabilir... Anderlecht, Feyenoord ve Panathinaikos, önümüzdeki yıl 100. yıllarını kutlayacak...
Tümer'in kariyerini yurtdışında sürdürme niyetini ve teklifler aldığını da biliyoruz. Yukarıdaki üç kulüpten birine, ya da 100. yılını kutlayacak başka bir Avrupa kulübüne gider de şampiyonluk görürse, zafer tacını 3 kez giyen ilk futbolcu olabilir... Henüz "üçleyen" futbolcuya rastlamadık ama o gün gelsin, bakarız!
agokce@milliyet.com.tr

