
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Ay aman, of pof, puf...
Sarı kanaryanın şampiyonluğu Bağdat Caddesi'nde sabahlara kadar kutlanırken, arada sırada birkaç el de silah sesi duyuldu.
Bir zafer coşkusunun taşkınlığı; yok edici bir azgınlığa dönüşme olasılığını da taşıdığı için, kaygı kıvılcımları dolaştı içimizde.
Futbol maçları genellikle; yüzlerce yıldan bu yana rahatlatılamamış, anonim bir öfke birikiminin de fitilini ateşleme ortamı yaratmasından ötürü, toplumsal dokudaki parlama ve patlama yatkınlığının da bir çeşit ölçeği gibidir.
* * *
Yüzlerce yıldan bu yana rahatlatılamamış, anonim bir öfke birikimi...
Böyle bir birikimin nedenine şöyle bir göz atıldığında; yeryüzünden "adam yerine konarak geçmek"le, "adam yerine konmadan geçmek" arasındaki zehirli tırpanların kanattığı iltihaplar çıkabilir ortaya.
* * *
Kitle halinde bir maç zaferini kutlamak; bireylerin egosundaki bir açlığa, sahalardan sunulmuş bir tatmin şampanyasının paylaşımı gibi...
Bireylerin egosundaki o açlık nedir?
Bir türlü hayatta var olduğunu kanıtlayamama açlığı.
Bir makam sahibi olma hırsının da zembereğinde aynı açlık vardır, zenginliğini kanıtlama gösterişlerinde de, sahnelerde bir yıldız olma yarışlarında da...
* * *
Türkiye'deki siyasal kutuplaşmaların nerelerden mayalandığı, yeterince şeffaflaştırılmadı.
1947'de ABD'nin baskısıyla karayolları seferberliği başlatılıncaya dek; köyler de, kasabalar da, mezralar da birer kapalı kutu idi.
Hangilerinin susuz, yolsuz, elektriksiz olduğundan da kimsenin haberi yoktu; hangilerinin okulsuz, doktorsuz, sel baskınlarıyla perişanlığa uğradığından da.
* * *
Bugün de, 3800 belediyenin hangisinde kaç sinema salonu bulunduğundan kimsenin haberi var mı?
Bizim kuşak, daha ilk okuldayken, "büyüklerimiz her şeyi bizden çok daha iyi bilir" morfininin şırıngalarını yedi.
Çocuklar da, okullarını bitirdikten sonra, büyüklerin arasına katılma hakkına sahip olacaklardı.
* * *
Böylesi bir şablonun hangi sakatlıkları yaratacağı hiç irdelenmedi.
Ülkenin, batısıyla, doğusuyla, kuzeyiyle, güneyiyle ulusal gelir dağılımından ne kadar nasiplendiği, asla berraklaştırılmadı.
* * *
Bugün genel seçimlere gidilirken yapılan "merkez" ve "çevre" ayrımlarıyla; "merkez sağ" ve "merkez sol" ayrımları; sosyo-ekonomik açıdan hangi parsellerin üstüne oturmakta ve siyasal partiler, kendi varlıklarını hangi bahçelere göre çiçeklendirmeye kalkmakta?
Kentleşmiş görünen bir kesimle, kentleşmeyi yeterince emememiş bir kesim ötesinde, çok da ayrıntılı bir tablo pek çıkmıyor ortaya.
* * *
Bir başka soru da, neden parlamentoya kapağı atma sevdasının bu kadar yaygın olduğu?
O sevdanın da kökünde, "adam yerine konma açlığı"ndan uç veren filizler mi var acaba?
* * *
Futbol maçlarındaki galibiyetlerden, taraftarların psiko-sosyal ezikliğine sunulan bir tatmin şampanyası; seçimlerdeki aday adaylarının da yüreğinde "seçimi kazanma" şampanyasının özlemine mi dönüşüyor?
* * *
21. yüzyılın, küreselleşmeyi başlatan dinamosu, nasıl Avrupa'yı bambaşka bir formatın içine oturttuysa; Türkiye'yi de, "onlar-biz" ayrımının içine çakılmış olarak bırakmayacaktır.
Politik kadrolar, yepyeni bir dansın temposundan habersiz görünüyor ve eski plaklarına yeni şarkılar pek eklemiyorlar.
* * *
2. Meşrutiyet döneminin siyasal çekişmeleri, bir belgesel olarak yeniden canlandırılsa...
Ve neden politikaya atılanların zaman zaman:
- Benim 2 gömleğim var; biri idamlık, biri bayramlık demek zorunda kaldıkları, netleştirilse...
* * *
Maç galibiyetlerindeki coşkuların yarattığı kaygılar, seçim kampanyaları sırasında da, yüreğimizi hoplatmasa, diyorum.
Sonra da:
- Amin, diyorum.
c.altan@prizma.net.tr

