Kulübüm kulübüm güzel kulübüm - I
Anlatan Galatasaray'ın eski bir yöneticisi...
Sabahın erken saatleri Florya...
Horozlar yeni ötüyor...
Futbolcu kamp binasının kapısını açıyor...
Uykusu kaçmış (maç günü)...
Stresli de...
Dolaşacak, rahatlayacak...
Önce bir ıslık duyuyor, sonra da bir ses geliyor yükseklerden...
- Hayrola nereye...
- Hocam uykum kaçtı. Biraz dolaşacağım...
- Bir şey yok di mi?
- Yok hocam sağol...
Teknik direktör iyi niyetle soruyor.
Ama...
Erken saatlerde tek başına dolaşmanın o büyüsü kaçıyor tabii...
Futbolcu içeri giriyor...
***
Aynı sabah...
Saatler 07:30 olmuş, ya da olmak üzere...
Futbolcu şansını bir daha deniyor. Kapıyı açıyor...
Karşısında başkan.
Yeni tıraş olmuş, acele etmiş belli ki, bir-iki yerden biraz kesmiş...
Biraz kanlı...
Az uyumuş...
Gözler bir tuhaf...
Boynunu öyle bir sıkmış ki kravatı...
Üstünde siyah blazer, siyah pantolon, simsiyah ayakkabılar...
Gece bir yere çıksa kıyafet on numara...
Ama sabah sabah...
Futbolcu şort ve terlikli, üstü çıplak...
- Ne haber evladım iyi misin?
- İyiyim başkanım, teşekkür ederim...
- Hadi oğlum göreyim seni bugün...
- ?
***
Başkan da iyi niyetli, şefkatli biri...
Baba gibi...
Moral veriyor kendince...
Ama...
Futbolcu yine içeri giriyor...
Anlatılana göre...
Bir daha da çıkmıyor...
O gün sahanın en kötüsü de o...
Kulübüm kulübüm güzel kulübüm - II
Bizdeki başkanlar (veya yöneticiler) çok üzerlerine gelindiğinde, çok sıkıştıklarında ilk sözleri şu oluyor..."Bu kulübe her gün 24 saatimi veriyorum, karımı çocuklarımı bile kaç gündür görmedim. Bu kulüp benim hayatım..."
Bir iftahar vesilesi bu burada...
İyi bir şey yapıyorlarmış gibi söylüyorlar...
Ailesini bile ihmal eden, hayatındaki en önemli şey kulübü olan birinden kendine ne hayır gelir ki kulübüne gelsin...
Ya da bu kadar hayır gelir...
Bu da bence tabii...
***
Evdeki emekliden ne farkları var...
Karısının, çocuklarının "Ah bi evden çıksa" dedikleri adamdan...
Muslukları bozan, çivileri ellerine çakan, bahçesini mahveden adamlardan ne farkları var...
Evet, iyi niyetliler...
Evet, kulüplerini de seviyorlar...
Ama...
Ne hobileri var...
Ne özel bir zevkleri...
Ve...
İkibinli yıllarda, futbol bu kadar evrenselleşmişken, profesyonelleşmişken ve sanayileşmişken, böyle başkan modeli olur mu?
Olmaz...
***
Düşünsenize, Silvio Berlusconi'nin işini-gücünü, partiyi bırakıp 24 saatini Milan'a verdiğini...
Her an Milanello'da oturduğunu...
Hem büyüsü biter, hem albenisi...
Hem havası, hem afrası, hem tafrası...
Tüm karizması...
Önce karısı terk eder emekli Berlusconi'yi...
Sonra Silvio biter...
Sonra başkanlığı da....
Mesela Serdar Bey'in (Bilgili), özel zevkleri vardı...
Fotoğraf-motoğraf, su sporları filan...
Mesela Faruk Bey, evrensel bir adamdı...
Özel hobileri olan...
Mesela Türkiye'nin ilk ralli pilotlarındandı...
Uzatmayalım...
Anlaşıldım herhalde...
Bizimkilerin istisnalar dışında ne hobileri var, ne de özel bir ilgi alanları...
Ne sinemalarda aileleri ile görüyoruz onları, ne de tiyatrolarda...
Çocuklarıyla sirke en son ne zaman gittiler...
Balık tutmazlar, sörf yapmazlar, bisiklete binmezler, yelken kullanmazlar...
Sayayım mı daha?
Hep erkek erkeğeler, fotoğraflarda, ekranlarda.
Mesela yurdun dört bir köşesindeki dernek açılışlarında...
Mesela yemeklerde...
Mesela sağda solda, orada burada...
Hep erkek erkeğeler...
Ve...
Yaşamlarında kulüplerinden başka şeyler de varsa göstersinler bize...
Ve...
Sürçü lisan ettiysem affola...
TRT ve ben
Hâlâ susuyorum...
Efendilikten...
Stadyum devam ediyor. Polemik olmasın...
Ne korkuyorsun diyorsunuz...
Doldurmayın beni...
Korktuğum morktuğum yok...
Niçin çıkmadığımı ben açıklasam inanmayacaksınız nasıl olsa...
Hadi canım diyeceksiniz, olur mu böyle şey, atıyor adam (ben)...
Kurumla bir sorunum yok...
Yani...
Sevgili sayın Genel Müdür Vekilim söylemeli sebebi...
Kurumsal biriyim, benle çalışanlar var, çalışmak isteyenler var...
Merak ediyorlar...
Lütfen sevgili sayın Genel Müdür Vekilim...
Sebebi söyleyin...
En azından bir sebep bulup söyleyin...
Beni de, sizi de zor durumda bırakmayacak...
Valla ayıp oluyor...
Bana...
Ve...
Tabii bence...
Her yerde ben var...
Tercüman gazetesi.
Tarih 15 Mayıs 2007...
Gülçin Günay röportajı...
Anlatan Faik. (Okuyunca hangi Faik olduğunu anlarsınız.)
...Şenol Güneş'e Kore'ye giderken "Hocam neden gidiyorsunuz?" diye sordum. Güneş'in cevabı aynen şuydu: "Bu ülkede devletin televizyonunda futbolu Bilgin Gökberk yorumluyorsa artık konuşulacak bir şey kalmamıştır"...
***
Yorumum yok...
Her zamanki gibi...
Sadece...
"Konuşulacak bir şey kalmamıştır" demiş hoca...
Tam tersi...
Konuşacakları çok şey var...
Sayemde...
Ve...
İyi laklaklar...
Körler ve Sağırlar
Tam o anda biri diğerini tebrik ediyordu...
Valla billa...
Tam o anda ben de televizyonu açtım...
Öncesini bilmiyorum...
Biri Beşiktaşlı'ydı yorumcunun...
Diğeri Fenerbahçeli...
Kulüplerinin hakkını hukukunu savunmak için canını vermeye hazır olanlardan...
TSYB'den (B Baro'nun B'si).
Masada bir Galatasaraylı da vardı tabii...
Fıkralardaki bir Fransız, bir İngiliz, bir Laz gibi...
Biri olmayınca diğerlerinin de tadı kaçıyor, programın da...
Fıkra gibi...
Beşiktaşlı olan tebrik etti...
Ne gerek varsa...
Fenerbahçeli olanı da tebriği kabul etti...
Yine valla billa...
Onun da emeği vardı şampiyonlukta?
Ona göre...
En kritik haftalarda iyi saf tutmuştu...
İyi çalışmıştı...
***
Bu tip kulüp yorumcuları yüzünden hiçbir inandırıcılığımız yok...
Sokaklarda, caddelerde...
'Doğru dürüst millet' adam yerine koymuyor bizi...
Biz, çünkü beni de koydum içine...
Laf olsun diye...
Yoksa ne alakam var onlarla...
Ve...
Onların da hastaları yok mu?
Var, hem de çok...
Hastalar...
Ve...
Körler ve sağırlar...
Ve...
Son bomba...
Dünkü Jean Tigana'nın basın toplantısında bir arkadaşımız soruyor:
- Babanız yaşıyor mu? (Kısasa kısas yapıyor.)
- Öldü...
- Allah rahmet eylesin (Ne yaratacı)...
Ve sözün bittiği an...
Ve yaşasın TSYD...
Pardon TSYB...
bilgingokberk@mail.com

